Bazı hikâyeler vardır; üzerinden yıllar geçse de eskimez. Bazı insanlar vardır; onları hiç tanımamış olsanız bile bir şehrin hafızasında yerleri vardır. Bazı fedakârlıklar vardır ki üzerinden 59 yıl geçse bile borcumuz bitmez.

İsmet Çatak da onlardan biri. Tayfun Baş da öyle…

İkisi de çok gençti… Başkaları için, bizim için yaşamlarından oldular…

*

21 Şubat 1968... Muğla'nın sokakları öğle tatili nedeniyle insanlarla doluydu. O sırada eğitim uçuşu yapan genç Hava Pilot Teğmen İsmet Çatak'ın kullandığı T-33 tipi uçakta arıza meydana geldi. Uçak irtifa kaybediyordu. Çatak'ın önünde iki seçenek vardı:

Kendisini kurtarmak için paraşütle atlamak... Ya da uçağı şehirden uzaklaştırmaya çalışmak.

O, ikinci yolu seçti.

Kendisini kurtarabilecek bir seçenek varken başkalarının hayatını tercih etti. Şehit oldu. Muğla kurtuldu. Ben 21 Eylül 2026 tarihli yazımda bütün bunları yeniden hatırlattım. “Bir anıt yapılsın” dedim. Bir anıt dikilsin, kitabe konulsun dedim. Genç havacı şehidimiz İsmet Çatak'ın ne yaptığı gelecek kuşaklara anlatılsın dedim. Muğla'nın bütçesinde bunun için para yoksa Muğlalılar toplar diye sitemkâr kinayede bulundum. Çünkü mesele para değildi. Mesele istemekti. Mesele hatırlamaktı. Mesele vefa göstermekti…

*

Bir de iki yıl önce bu konuda bir söz verildiği söyleniyordu. Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras'ın bir hemşerimize İsmet Çatak için anıt yapılacağı yönünde söz verdiği ifade ediliyordu. Ben de doğal olarak sordum:

İsmet Çatak Anıtı ne zaman yapılacak? Ölüm yıldönümüne yetişecek mi? Yetişecekse nerede? Nasıl bir anıt olacak? Şehidin kardeşi Orhan Çatak davet edilecek mi? İsmet Çatak Caddesi'ne onun hikâyesini anlatan levhalar konulacak mı?

Sorular bunlar. O 21 Eylül 2026 tarihli yazımda ne siyasi bir talep var ortada ne de bir makamın önünde eğilip bükülme... Sadece bir şehidin hatırasına sahip çıkılması isteniyor.

Fakat bugüne kadar ne Büyükşehir Belediyesinden ne de Menteşe Belediyesinden kamuoyunu tatmin edecek bir cevap geldi. Sessizlik devam ediyor…

*

Tam da bunları düşünürken geçtiğimiz günlerde Nazar Pastanesi'nde 1. Sınıf Emniyet Müdürlüğüne yeni terfi eden Polis Müfettişi Tümer Yılmaz ile karşılaştık. Sohbet sırasında konu, yakın zamanda dramatik bir olayda şehit olan Polis Memuru Tayfun Baş'a geldi. Tayfun Baş'ın adının bir yere verilmesini konuşuyorduk. O sırada Tümer Yılmaz'dan önemli bir bilgi öğrendim.

Muğla Valiliği, Şehit Polis Memuru Tayfun Baş'ın geride bıraktığı eşi ve birsi daha 17 günlükken babasız kalan iki çocuğu için resmi yardım kampanyası başlatmıştı.

Bu bilgiyi duyunca açıkçası sevindim. Çünkü şehitlerimizin geride bıraktığı emanetlere sahip çıkmak hepimizin sorumluluğu. Valiliğin resmi duyurusunda da açıkça ifade edildiği üzere kampanya, 2860 sayılı Yardım Toplama Kanunu kapsamında başlatılmış. 10 Ağustos 2026'da başlayan kampanya 10 Kasım 2026'ya kadar devam edecek…

Ama burada özellikle dikkat çekmek istediğim başka bir nokta var. Devlet, şehidinin emanetlerini yalnız bırakmıyor. Peki şehir olarak biz ne yapıyoruz?

*

Tayfun Baş'ı daha önce de yazdım. 16 Haziran 2026 tarihli “Hiçbir ilişkinin sonu ölüm olmamalıdır…” başlıklı yazımda onun hikâyesini anlattım;

KADES çağrısına cevap vermek için olay yerine giden bir polis memuru... Bir kadının hayatını kurtarmaya çalışırken vurulan bir polis... 33 yaşında bir genç... Geride biri henüz 17 günlük iki çocuk... Ve eşinin tabut başında yürekleri parçalayan sözleri...

O gün de yazdım: Ah vah edip unutuyoruz!

Önce ağlıyoruz. Sonra lanetliyoruz. Başsağlığı diliyoruz. Birkaç gün konuşuyoruz. Sonra hayat normale dönüyor. Ta ki yeni bir şehit haberi gelene kadar... Oysa normalleşmemesi gereken tam da budur. Çünkü bir şehidin ardından hayat devam ediyor olabilir. Ama onun ailesinin hayatı artık hiçbir zaman eskisi gibi olmuyor.

Tayfun Baş'ın KADES çağrısına koştuğu ve şehit edildiği iş yerinin bulunduğu Perşembe Pazarı Sokağı'nın adının değiştirilmesini daha önce önerdim.

Sokağın başına ve sonuna, şehidimizin fotoğrafının ve nasıl şehit olduğunun anlatıldığı bilgilendirici levhalar konulmasını istedim. Bu yalnızca benim talebim değildi. Polis teşkilatının ve Muğlalıların da beklentisiydi.

Ama yine ses yok. İsmet Çatak'ta ses yok. Tayfun Baş'ta ses yok. Peki ne zaman ses çıkacak?

*

Muğla Valiliğinin Tayfun Baş'ın ailesi için başlattığı yardım kampanyası ise en azından bir şeyin yapılabildiğini gösteriyor. Duyuruda, şehidimizin eşi ve iki çocuğu adına resmi kampanya başlatıldığı belirtiliyor. Bu kampanyaya destek olmak isteyen hayırseverlerin resmi banka hesabına bağış yapabileceği de duyuruluyor. Burada bir çağrı da ben yapmak istiyorum:

Gücü yeten destek olsun. Çünkü o çocukların babası görev başında şehit oldu. İlle de ‘terör şehidi’ olması gerekmiyor… Onların babaları için yapabileceğimiz en küçük katkının bile bir anlamı vardır.

Ama mesele sadece para da değildir. Bir şehidin ailesine sahip çıkmak, yalnızca yardım hesabına para yatırmak değildir. Bir şehidin adını yaşatmak da sahip çıkmaktır. Bir sokağa onun adını vermek de sahip çıkmaktır. O sokağa neden o ismin verildiğini anlatmak da sahip çıkmaktır. Bir anıt dikmek de sahip çıkmaktır. Bir kitabe koymak da sahip çıkmaktır. Çocukların o anıtın önünden geçerken “Bu kim?” diye sormasını sağlamak da sahip çıkmaktır.

Ve cevap verebilmek:

“Bu insan sizin bugün burada özgürce yaşamanız için kendi hayatını verdi.”

İşte şehir hafızası budur…

*

Şimdi bir tarafta 1968'de Muğla'yı kurtarmak için kendi hayatını ortaya koyan Hava Pilot Teğmen İsmet Çatak var. 59 yıl sonra hâlâ anıtını konuşuyoruz… Diğer tarafta; 2026'da görevini yaparken şehit olan Polis Memuru Tayfun Baş var.

Geride biri henüz 17 günlük iki çocuk bırakmış. Valilik ailesine sahip çıkmak için kampanya başlatmış. Tümer Yılmaz'ın sohbet sırasında verdiği bu bilgiyi öğrenince bir kez daha düşündüm:

Biz şehitlerimizi ne zaman gerçekten hatırlayacağız? Sadece cenazesinde mi? Sadece bayraklı tabutunun başında mı? Sadece sosyal medyada birkaç cümle paylaşarak mı? Yoksa yıllar sonra da adını yaşatacak işler yaparak mı?

Sayın Ahmet Aras... Sayın Gonca Köksal... Şehitler konusunda söz söylemek kolaydır. Törene katılmak kolaydır. Başsağlığı dilemek kolaydır. Çelenk koymak kolaydır. Zor olan, tören bittikten sonra gereğini yapmaktır. Zor olan, kameralar gittikten sonra şehidin adını yaşatmaktır. Zor olan, verilen sözün arkasında durmaktır.

İsmet Çatak'ın üzerinden 59 yıl geçti. Daha kaç yıl geçmesini bekliyoruz? Tayfun Baş'ın şehit olmasının üzerinden henüz haftalar geçti. Onun adı da birkaç yıl sonra unutulacak mı?

Bunu sormak hakkımız. Çünkü biz siyaset istemiyoruz. Ayrıcalık istemiyoruz. Bir makamın önünde eğilmesini istemiyoruz. Vefa istiyoruz. İsmet Çatak için bir anıt... Tayfun Baş için yaşatılacak bir hatıra... Şehitlerimizin isimlerinin arkasındaki hikâyelerin gelecek kuşaklara aktarılması... Hepsi bu.

Çünkü onlar görevlerini yaptılar. Şimdi sıra bizde… Şehitlerimizin ruhları şad olsun…

*

Buraya hesap numarasını bırakıyorum;

Türkiye İş Bankası Muğla Şubesi IBAN TR55 0006 4000 0013 6001 9873 14

Hesap rumuzu: Muğla İl Emniyet Müdürlüğü Şehit Polis Memuru Tayfun Baş Yardım Toplama Kampanyası”

--------- -----------

GÜNÜN SÖZÜ; Aptallarla asla tartışmayın, sizi seviyelerine çeker ve tecrübeleriyle mağlup ederler. --Mark Twain