Cehennemi merak ediyor musunuz?
Ula’da Gökova’ya uğrayın, cehennemi göreceksiniz... Dinamitler patlıyor, kayalar parçalanıp taşlar kırılıyor, bomba atılmış gibi toz bulutları havaya kalkıyor, göz gözü görmüyor...
Sanki Gazze’yi Gökova’ya taşımışlar...
Bilenler vardır, Akyaka yokken Gökova vardı... Cova antik kentinden adını almış olabilir. Cova; Djova, Giova, Geova... Aslında Gökova, halkın ‘Kozlukuyu’ dedikleri okaliptüslü yolun başındaki yerleşmenin değil, Akyaka ve Akçapınar’ın da içinde yer aldığı o bölgenin ve körfezin de adıdır.
Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın “Roma'yı gör de öl derler, a gülüm, sen Gökova'yı gör de yaşa” dediği bilinir. Bu sözü Balıkçı’nın manevi oğlu Şadan Gökovalı’ya yakıştıranlar da vardır.
Öyle ya da böyle, o yaşanılası bölge bu gün yaşanılmaz hale getirilmiş durumda...
Tabii ben cehennemi görmediğim gibi, nasıl olduğunu da bilmiyorum. Bildiğimiz cehennemin eziyet, ceza çekilen yer olduğudur... Gökovalıların suçu ne, bu eziyeti neden çekiyorlar onu da bilmiyorum...+
Ula’da yaşanmakta olanı Bodrum’dan bizim Tandoğan Uysal “Gökova’da Akıl Tutulması” başlığı ile paylaştı. Tandoğan Uysal, “Akıl tutulması” derken, onu yönetenlerimizin, “Gökova’da cennetin cehenneme dönüşümüne” onay verenler için söylemiş olmalı.
Tandoğan Uysal, Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın sosyal medyada resmi hesabından yaptığı paylaşımdan yola çıkmış. Uysal “Çaresizliğin Sosyal Medya İsyanı” ara başlığı altında şu paylaşımı yapmış:
“Aras’ın bir belediye başkanı olarak sosyal medyadan feryat etmesi, Türkiye’deki yetki karmaşasının ve çelişkinin en somut göstergesi. Kendi bölgesindeki halkı savunmak için Ankara’ya, Bakanlıklara seslenmek zorunda kalan bir başkan... İşte tam da burada sorunun büyüklüğü ortaya çıkıyor.
Bir büyükşehir belediye başkanı halkının sağlığını korumak için çaresizce Bakanlığa çağrı yapmak zorunda kalıyorsa, artık söylenecek çok fazla söz kalmamış demektir. Klasik olacak belki ama yine “sözün bittiği yerdeyiz.”
Gerçekten de sözün bittiği yerdeyiz...
+
Ahmet Aras Başkanın “çaresizliğin feryadı” paylaşımı ise şöyle:
“Bir avuç insanın paraya boğulması uğruna bir ilçenin hayatını cehenneme çevirmek, insanlığa sığar mı ? Gökova’daki taş ocakları tarafından kullanılan patlayıcılar yüzünden yoğun toz yağmuru altında yaşamak zorunda bırakılan ULA İlçemizdeki vatandaşlarımızın ne günahı var ? Bu akıl tutulması durumun sona ermesi için; Gökova’daki taş ocağı ruhsatlarının acilen iptal edilmesini, ilgili bakanlık ve kurumlardan ‘insanlık namına’ talep ediyoruz.”
“İnsanlık namına”...
İnsanlık kaldı mı?
+
Ahmet Aras Başkanın feryat eden paylaşımının altında yorumlar uzayıp gitmiş...
O yorumların sahiplerinden Bülent Yavaşoğlu “Yatağan Termik Santrali için de bir şeyler yapın sayın başkanım” demiş.
Yatağanlılar da çaresiz.. Geçen hafta sonunda Stratonikeia’ya gitmiştim, termik canavarın önünden geçerken bacadan çıkan gaz karışımlı duman adeta “Ben arıtmasız çıkıyorum” diye haykırıyordu.
Güya Ankara’da Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nda görevliler ülkemizdeki ve Muğla’daki bacaları gözlem altında tutuyor ve “kabul edilir değerler” aşıldığı anda santral yetkilileri uyarılıyor ve üretim durdurulmak dahil gerekenler hemen yapılıyor.
Termikçiler sanki cezasını ödeyip, arıtmaları (Desülfirizasyon) sıkça (eskiden geceleri bırakırlardı, şimdilerde güpegündüz bıraktıkları da oluyor) devre dışı bırakıyorlar.
Merak eden varsa geçen hafta Pazar günü geçtim oradan...
Stratonikeia’ya gitmeyeli uzun zaman olmuştu. Antik kent Prof. Dr. Bilal Söğüt Hocamın duyarlı ellerinde sanki Homeros’un Efes’i ve Can Yücel’in eski Datça’sı ile yarışmaya başlamış...
+
Ahmet Aras Başkanın paylaşımının altında Milas’ın yaşam savunucularından Hülya Scobie “Başkanımız çok yaşa!” diyerek, “Başkan Ahmet Aras bunu derken, Ula Belediye Başkanı, ilçe belediyeleri, Ticaret Odası, meclis üyeleri, il ve ilçe Tarım Orman, Ziraat odası, Turizm sektörü bileşenleri neden yanında yoklar?!! Neden sessizler?!!” diye paylaşımda bulunmuş.
Sorularına katılıyorum.
Bodrumlulardan Faruk Özmis “Ahmet Başkan Bodrum’a en son ne zaman geldiniz? Gümüşlük, Yalıkavak, Torba ve Cennet koyunda yapılan devasa betonarme projelerini gördünüz mü?” derken, Hüseyin Dağlı da “Sayın başkan... Ortakent’teki geri dönüşüm yakınında bir hafriyat sahası sizden önceki Bodrum Başkanlığı zamanınızda vardı, yaklaşık bir, iki dönüm alanda başlamıştı. Sizin döneminiz dahil yaklaşık yirmi dönüme yayıldı, hem de şehrin dibinde.. Bununla ilgili bir şey söylemek isterseniz dinleyebiliriz.” demiş.
Başkan Aras ne söyler çok merak ediyorum. Muğla’nın her yerinde bir başka çevre felaketi yaşanıyor. Hemen her ilçede bir taş ocağı belası bulunuyor ve yanında da “Moloz döküm ve dönüşüm alanları” yer alıyor...
+
Ahmet Aras Başkan “Bir avuç insanın paraya boğulması uğruna bir ilçenin hayatını cehenneme çevirmek, insanlığa sığar mı?” diye soruyor. Elbette sığmaz...
Ancak Gökova’daki o taş ocağından çıkarılan taşa da ihtiyaç var. Oradan çıkan taşları da birileri satın alıyorlar. O taşlarla yapılar dikiyorlar, yine bizler için...
Evet, doğamızı koruyalım. Havamıza, toprağımıza, suyumuza sahip çıkalım. Eğer oradan çıkarılan taşlara ihtiyaç varsa onları da insan gibi çıkaralım.
Nitekim Ahmet Başkan’ın feryadına yorum yapanlardan Serkan Uney de şu ifadede bulunmuş:
“Son yüzyılda taş ocaklarının ağız kısmını açarken tel kesme denen alet kullanılıyor. Rezerve zarar vermemek için. Ama ülkemizde halen patlatma var. Ne zaman güncellenecek bu ülke çok merak ediyorum.”
Maden ocakları, taş ocakları sadece Türkiye’de bulunmuyor. Yer altı zenginliklerine sadece ülkemiz sahip değildir. Yer altı zenginlikleri Avrupa ülkelerinde de bulunuyor ve oralarda da taş ocakları işletiliyor, ama bizde yaşanan ilkellik onlarda yok!
Sayın Valim Dr. İdris Akbıyık, Ula’nın Gökovasını cehenneme çeviren şu ilkelliği durdurun...
+
Evet valimize sesleniyorum.
Yetkisi olsa Büyükşehir Belediye Başkanımıza seslenirdim...
Tabii Hülya Scobie’ye de katılıyorum. Ula Belediye Başkanı Mehmet Caner hele bir varlığını hissettir artık! Başkan Aras’ın paylaşımı olmasa şehrinde yaşanan rezaletten kimsenin haberi yok...
Seydikemer’den Öznur Eryılmaz Avcı “Seydikemer Eşen’de de durum aynı, tozdan durulmuyor. Zeytin ağaçları toz içinde evlerde aynı taş ocağından durulmuyor” derken, Azra Deniz “Aynen yerleşim alanlarına çok zararı var. Bitkilerden tutunda her canlıya zararı var. Her yer bembeyaz toz, ağaçların yeşil rengi kaybolmuş..” diye yakınmış.
Yani sadece “ CHP’liler cezalandırılmıyor”...! Cezalandırıldığını düşünenler de var. Seydikemer’de iktidarda AK Partililer var... AK Partililer neden cezalandırılsın? Böyle bir şey yok...
Var olan Ankara’dan izni, ruhsatı, tahsisi koparan gelip buralarda “vahşi madencilik” yapıyor ve doğayı, çevreyi, insan ve her türlü canlı sağlığını koruması gerekenler seyrediyor...
+
Bugünlerde “Türkiye Terörsüzleşme Süreci”ni yaşıyoruz...Sembolik “silah bırakmayı”, silahların yakılması yaşadık. Bunun için TBMM’de kapsamlı adımlar atıldı... Terörün sona ermesi, barışın gelmesi, bu topraklar üzerinde hep birlikte dayanışma ve özgürlük içinde yaşamak herkesin, hepimizin özlemi, beklentisi...
Ancak ben çok umutlu olmayanlardanım.
Yine de inşallah her şey yolunda gider de bir de “Yerinden Yönetim” gelir diye umuyorum.
İnşallah kısa zamanda gelir de o zaman Ahmet Aras Başkan’ın kapısını çalarız.
Şimdi Vali Dr. İdris Akbıyık’ın kapısını çalıyoruz.
Sayın Valim lütfen...
--------------- --------------
GÜNÜN SÖZÜ; Hayattan kaçmak için değil, hayatı kaçırmamak için yola çık.--Ertuğrul Gönenç