İzlenme rekorları kıran dizilerin ve filmlerin, toplumsal bir sorun haline gelen “şiddet”in normalleştirilmesine hatta içselleştirilmesine katkısı nedir, diye hiç düşünüyor muyuz?

Çatışma, ihanet, ahlaksız yaşam, gösteriş, tüketim ve kötülük odaklı bir kurgu ile onca olumsuzu her akşam gözümüze sokan bu dizileri/filmleri hayranlıkla izleyenlerin; ertesi gün “şiddete hayır” paylaşımı yapması ne kadar gerçekçi?

Kurgunun haber yapılıp ana haber bültenlerinde dakikalarca yer aldığı başka bir ülke var mıdır acaba? İzlenme rekorları kıran bu dizilerin/filmlerin çarpıcı(!) sahnelerin haber yapıldığı ana haber bültenlerinin; birkaç dakika sonra şiddet haberlerini peşpeşe sıralaması neyle izah edilebilir?

Çatışma, cinayet, tecavüz, saplantılı aşklar, sapık ilişkiler, kötülük, ihanet bulunmayan; abartının ve kurmacanın olmadığı, sakin, rutin bir hayatın reyting değeri yok mu?

İlgi görmesi ve izlenmesi için illaki gerçeklikten sapan, saptırılan, sapıtan ilişkilerin olması ve her bölümde böyle bir sahnenin gözümüze sokulması mı gerekiyor?

Trajedisi olmayan bir hayat, değersiz hayat mıdır?

Sapık ilişkilerin olmadığı bir senaryo, ölü bir yatırım mıdır?

Saf duyguların, masum sevgilerin, ölçülü sevinçlerin, beklenmedik keşiflerin, küçük mutlulukların, yalın gülüşlerin, hayatın içinden ilişkilerin ve zekâ/edep eseri mizahın hiç mi değeri yok?

Mizah için belden aşağı inmek, izlenmek için hayatın gerçekliğinden uzaklaşmak, ilgi görmek için sapık ilişkilerin kahramanı olmak mı gerekiyor?

Mutat ve muteber bir hayatın olağan hikâyeleri övgüye değer değil mi?

Film, dizi, roman, öykü söz konusu olduğunda elbette bir kurgu olacaktır. Bu kurgu, hayatın gerçeklerinden biraz uzak da olabilir. Edebî ve sanatsal değeri olan farklı türlerde çalışmalar elbette yapılabilir. Hatta yapılmalıdır da…

Gelgelelim, gerçeklikten uzaklaşırken ardan edepten yoksun, ahlaktan uzak bir çalışma ortaya koymak ve bu çalışmalara edebî/sanatsal bir “değer” yüklemek çok acınası bir durum.

Daha da acınası olan, böyle bir kurgu ile tüm değerlerimizin ve kurulu düzenimizin altüst edildiğini fark etmeden keyifle bu dizileri/filmleri izlemek.

Farkındalıktan uzak, sektörünün manipülasyonlarına inanmaya dünden razı, tüketim bağımlısı biri olarak halinden memnun olmak.

Vay halimize!

Çıplaklık, çarpık ilişkiler, sapık birliktelikler, şiddete teşvik, şiddet, aileyi itibarsızlaştırma, dinî-ahlakî değerleri yok sayma, kolayından bir yaşama özendirme, manipülasyon...

Değerli ne varsa onu değersizleştirme…

Dikkatinizi çekiyor mu bilmiyorum… Adeta söz birliği etmişçesine, her dizide ortalığı karıştıran, aileyi/insanları birbirine düşüren, şiddeti körükleyen bir hanımağa figürü öne çıkıyor. Duygusal veya fiziksel, her türlü şiddetin ustaca kamufle edildiği bu roller, her senaryoya neden monte ediliyor?

Tekrar tekrar yayımlanan aksiyon(!) sahneleri…

Ertesi gün normalleştirilen anormali haber yapıp ahkâm kesen, birilerine sözde ayar veren medya ve onların maaşlı elemanları…

Eleman… Bu kelimeyi TDK sözlüğünde yer verilen üç anlamında kullanıyorum ve bilinçli olarak seçtim.

Farkındalıktan ve tutarlılıktan uzak şekilde düzenin işlerliğini sağlayan, sadece verilen sufleye göre konuşan ve biçilen rolü oynayanlar elemanlar.

Nereden tutsanız tutarsızlık…

Nereden baksanız fecaat…

Derken “Bir başka ihtimal daha var!” diyen bir dizi çıktı karşımıza. Normal koşullarda hiçbir senaristin ve yapımcının yanından bile geçmeyeceği bir konuyu işleyen Gassal…

Dizinin birinci sezonu çok izlenildi, çok beğenildi, hakkında çok şey söylendi ve yazıldı. Ben de çok beğendim ama hakkında bir şeyler yazmak için en az bir sezon daha izlemem gerekiyor. Çünkü biz iyi başlarız ama çoğu zaman sürdürülebilir bir başarıyı yakalamakta zorlanırız. İnşallah bu sefer böyle olmaz.

Olmaz da biraz umutlanırız. Olmaz da bu proje, başkalarına cesaret verir. Yoksa kirli şeyleri ya da bir ucundan kire bulaştırılan şeyleri bize yedirmeye devam edecekler.

Biz de hem söylenip hem izlemeye devam edeceğiz.

22.01. 2025