Geçen haftadaki köşe yazım “Önceliğimiz Sağlık mı, yoksa Eğitim mi?” diye başlık içeriyordu. Yazımı okuyan dostlarımdan aldığım yapıcı tenkitler üzerine bu haftada yazımın içeriği ile ilgili konulara devam edeceğim. Elbette sağlık da eğitim de önceliğimizdir ama;
Sağlık denilince ne anladığımıza bağlı. Sağlık ile sağlıklı olmak arasında ne kadar yakınlık vardır sizce? Sağlık sektörünün adı mı derseniz, belki tam da karşılığını verememiş oluruz. Daha önceleri Hükümet Tabibliği ile başlayan bir sağlık kurumumuz/kuruluşumuz vardı. Muğla ilimizden söz edecek olursak, Muğla Devlet Hastanesi vardı. Şimdi o binalardan çoğu yok. Yıkıldı, yerine yerleri yapıl(a)madı. Hele hele bu günlerde boş duran ve bahçesinde İl Sağlık Müdürlüğü’nün bulunduğu ve büst yapılan yerde poliklinikler vardı. Aman Allahım, neydi o günler. Yetmişli yıllardan söz ediyorum. Dışarıda ise neredeyse her doktorun muayenehanesi vardı. Bazı doktorlarımız hem muayenehanesinde hem de hastanede çalışıyorlardı. Ortada iki adet de hastane vardı: Muğla Devlet Hastanesi, Muğla Sigorta Hastanesi. Detaya girmem doğru değil ama, Sigorta Kurumuna bağlı olanlar Sigorta Hastanesine, devlet memuru ya da serbest çalışanlar ise Devlet Hastanesine başvurabilirlerdi. Doğrudan Devlet Hastanesine başvurmak mümkün değildi, mutlaka sonradan sağlık ocağı diye adlandırılan kurum doktoru tarafından “havale” edilmesi şarttı. Gençler ve bilhassa 2000 doğumlular ve sonrasında dünyaya gelenler o zor günleri bilemezler ve adeta hikâye masal gibi gelebilir. Bizler ve yaşıtım olanlar bizzat yaşadık. Burada bir konuyu yeri gelmişken buraya taşımak niyetindeyim. Son çıkarılan Sağlık Sistemi Yönetmeliği’nin bir maddesinde aile hekiminin sorumlu olduğu mahalledeki bir hastasının yılda en fazla yedi (7) defa aile hekimine müracaat etmeden Devlet Hastanesine veya Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesine gidebilme hakkı varmış?!... Eğer sekiz veya daha çok giderse bir yıl içinde aile hekimine maaşından kesinti yapılacakmış. Yukarıda da bahsettiğim gibi 1970’li, 1980’li, 1990’lı yıllarda biz bunları yaşadık. Havale edilmeden o hastanelere gidemezdik. Acaba bu sözü edilen yeni yönetmelik ile eski Türkiye’ye dönme arzusu mu var? Yoksa bize yanlış mı izah ediliyor? Neyse diyelim ve bu konuyu “şimdilik” şerhi ile kapatalım.
Gelelim eğitim konusuna. Bu işin uzmanlarına göre eğitim “dört” yaşında başlar diyorlar. Ya da daha küçük yaşlarda. Ancak eğitim işi dünyada nasıl yaşamamızın bir düzenlemesidir diye de seslendirilebilir. Geçen haftaki köşe yazımı okuyan bir yüksek rütbeli eğitimci kardeşim bendenize dedi ki; başlığı neden “Sağlık mı, Eğitim mi önceliğimiz?” olarak attınız? Elbette sağlık önceliklidir ama, öncelikle ve özellikle eğitim mutlak manada önceliğimizdir dedi. Buradan hareket edersek eğitim hakkında biraz kafa yormamız gerekir. İlçem Ula’da evlilik yaşı ortalama olarak yirmili yaşların son çeyreğindedir. Başka bir ifadeyle 25 ve sonrası denebilir. Çok gerilere gitmeden kısaca eğitim ile eğitimli arasındaki münasebeti izah etmeye çalışacağım.
İşin kolayına kaçarak Google amcaya sordum. Eğitim ne demek diye, cevabına bakalım: 1) Belli bir bilim dalında belli bir konuda bilgi ve beceri kazandırma, yetiştirme ve geliştirme işi. “Eğitim okulun işidir.” 2) Yeni kuşakların toplum yaşamında yerlerini almaları için gerekli bilgi, beceri ve anlayışları edinmelerine, kişiliklerini geliştirmelerine yardım etme. Bir dipnot verdi: “TERBİYE” diye cevapladı sorumu.
Bir de sözlüğüme baktım, eğitim nedir diye. Türkçede sözlük anlamı; “Birinin akla uygun, fiziksel ve moral gelişmesi üzerindeki etki yaparak çeşitli davranış yankılarını, bilgi ve görgü aşılayarak önceden tespit edilmiş amaçlara göre onunla belirli bir yönde gelişmesini sağlamak, terbiye etmek,” olan “Eğitme” kelimesinden türetilmiştir. Eğitimin tanımı ise şöyledir; önceden saptanmış esaslara göre insanların davranışlarında belli gelişmeler sağlamaya yarayan planlı etkiler dizesidir.
Hakikaten profesör kardeşimin dediği gibi önceliğimiz eğitim olması gerektiğini anlamış değil belki yeniden yeni olarak öğrenmiş oldum. Sadece yetmiş iki aylık kızımız ya da oğlumuzu öğretmene teslim ederek elindeki müfredat ışığı altında öğrencilerini eğit ve öğret dememizin doğru olmadığını idrak etmemiz gerekir diye düşünüyorum. Eğitim kelimesi yukarıdaki bilgi ve bulgulardan anladığımıza göre gerekli bilgi, beceri ve anlayış edinme fiili. Çok kapsamlı bir ifade değil mi? Sağlık ile eğitim yan yana gelmeyecek kadar öncelik sırası olması bakımından önemli detaylar barındıran ve aynı zamanda eğitim almayan bireyin sağlıklı olması düşünülemez kadar ayrım ifade eder. Yanlış anlaşılmamdan korktuğum için kısaca terbiye edilmemiş toplumlar dersek, nasıl bir toplum ile karşı karşıya olduğumuz hakkında hepimize bir fikir beyan etmektedir. Tabii toplumu ortaya çıkaran bireydir. Kişidir. Önce kendimizden başlamamız gerektiği konusu hemen oraya çıkıverdi. Anne, baba, büyük anne ve büyük baba terbiyeli, eğitimli iseler, çocuk ve torunlar daha terbiyeye yakın olurlar diyebilirim. Yok, eğer geniş aile yok ve çekirdek aile de can çekişiyorsa orada büyüyen evladın eğitimi ve terbiyesi hakkında kim bir karar, kim bir fikir beyan edebilir?
Türkiye’nin sayılı zenginlerinden olan merhum Vehbi Koç, bir röportajında sağlığı şöyle tarif eder: “Çalışırsın bir sıfır koyarsın sağ tarafa, biraz daha çalışırsın sağa bir sıfır daha koyarsın, daha daha çok çalışırsın sağa en sağa bir sıfır daha koyarsın. Çalışma esnasında başarılı olursun da sağlığın yerinde olursa, sağlığınız yerinde olmazsa baştaki ‘1’ rakamı yere düşer ve sıfırlar boşta kalır. İşte o bir(1) rakamı sağlıktır.” Eğitim ise bu işin uzmanlarına göre hem evrensel hem de yerel anlamda olmazsa olmazımızdır. Bir örnek vererek eğitim konusunu en bariz şekilde anlatmaya çalışayım. Bir yol, bu yol ana yol da olabilir, tali yol da olabilir. Aracın kapısı açık. Yolda siz rast geldiniz. Yolun bir kıyısında ayakta olarak küçük abdestini bırakan bir erkek (kadınları daha görmedik, Allahım da bizlere göstermesin) görünce ağzımızdan şöyle bir kelime dökülür: “Terbiyesiz.” Yani eğitim almamış, eğitim yoksunu.
Terbiyeli ve sağlıklı bir toplum için geliniz, önce kendimizden başlayalım. Önce kendimizden derken ferd olarak, kişi olarak. Ben, ben ile bir yere varamayız. Biz olmamız gerekiyor.
Hoşçakalınız. Sağlıcakla kalınız.