Ortadoğu;

Tarih boyunca büyük güçlerin,

Hesaplaşma sahnesi oldu.

Bugün yeniden aynı sorunla karşı karşıyayız.

Washington ile Tahran arasındaki gerilim,

Sıcak bir çatışmaya dönüştü.

Böylesi bir askeri saldırı,

Yalnızca iki ülkeyi değil,

Bölgenin tamamını,

Ve aynı zamanda küresel dengeleri etkileyecek,

Bir kırılmayı tetikliyor.

1979 daki devrimi sonrası,

Kurduğu siyasal sistemle İran,

Batı dünyasıyla mesafeli bir rota izledi.

‘Molla rejimi’diye anılan yapı,

Dini liderliğin belirleyici olduğu,

Bir devlet modeli sundu.

Resmi adıyla ülke,

Bir ‘İslam Cumhuriyeti’ne dönüştü.

En üst otorite‘Dini Lider’dir’.

ABD ise uzun süredir İran’ı,

Bölgesel istikrarsızlığın kaynağı olarak görüyor

Ve İran’a kafayı takmıştı.

ABD ve İran çatışması,

Nükleer program,

Yaptırımlar dosyası gibi nedenlerle,

İki ülke arsında fay hattını gittikçe derinleştirdi.

Hürmüz Boğazı güvenliği

Ve enerji arzı,

Gerilimi tetikledi.

İki devlet arasında gergin ilişkiler,

Sınırlı askeri hamleler,

Siber faaliyetler,

Yaptırımlar,

Ve diploması görüşmeleri arasında,

Gidip gelirken,

Topyekün savaşa dönüşmesi için alt yapı oluşmuştu.

İki ülke arasındaki ip gerildikçe gerilmiş,

Ateş topuna doğru ilerlemiş,

Savaşa dönüşmüştü.

Askeri seçenekler kısa vadede caydırıcılık sağlayabilir.

Ancak uzun vadede ideolojik,

Ve toplumsal dirençleri sertleştirme riski yaratır.

Sonuç olarak ABD ve İran,

Ortadoğu’nun bitmeyen fragmanı olmuş durumda.

Son olaylarla,

Ortadoğu da tekrar tansiyon yükselmiş.

Wanhington’da haritalar açılmış.

Tahran’da öfke büyümüştür.

Dünya ise koltuğa yaslanmış.

ABD ile İran arasındaki savaşı,

Bu sezon finali mi,

Yoksa yeni sezon tanıtımı mı?diye soruyor.

Tüm dünya bir film gibi izliyor.

ABD bir açıklama yapıyor.’Seçenekler Masada

İran cevap veriyor.

Bizimde seçeneklerimiz’ var’

Masada seçenek kalmadı,

Diploması de hala ayaklanmadı.

Bombalar patlıyor.

Her kriz döneminde aynı sahne.

Uzmanlar ekranlarda lazer pointer’la haritalar gösteriyor,

Hürmüz boğazını kırmızı çember içine alıyor.

Petrol fiyatları refleks olarak,

Spor salonuna gitmiş gibi zıplıyor.

Biz de akaryakıt tabelasına bakıp,

Jeopolitiğin ne kadar önemli olduğunu anlıyoruz.

1979 daki İran devrimi’nden beri,

İki ülke ergenler gibi.

Biri kapıyı sert kapatıyor,

Diğeri camdan sesleniyor.

Arada bölge ülkeleri,

‘Biz aslında misafiriz’demeye çalışıyor,

Ama kimse duymuyor,

Körfez ülkelerine bombalar yağıyor.

Askeri operasyon denince ‘nokta atışı’diyor.

Fakat Ortadoğu’da nokta atışı ölümle bitiyor.

İşin ironik tarafı şu,

Her iki taraf da güçlü görünmek istiyor,

Lakin kimse savaşın faturasını ödemek istemiyor.

Çünkü savaşı başlatmak,

Tweet atmak kadar kısa,

Bitirmek ise roman kadar uzun.

İroni şu ki,

İki taraf da birbirini eleştirerek ,

Yıllarca iç kamuoyuna mesajlar veriyor.

ABD için İran ‘düzen bozucu aktör’.

İran için ABD,

‘Küresel hegemon’

Tanımlar hazır,

Cümleler ezber.

Fakat sahada gerçek daha karmaşık.

Bölgesel dosyalar,

Vekil aktörler.

Nükleer müzakereler.

Hepsi aynı satranç tahtasında.

En ilginç tarafı ise şu:

Her iki ülkede güçlü görünmek zorunda.

Güçlü görünmek bazen güçlü olmaktan daha önemli.

Çünkü uluslar arası sistemde algı,

Çoğu zaman gerçeğin önüne geçiyor.

Bu yüzden mikrofonlar yüksek ayarda,

Mesajlar sert tonda.

Ama tarih bize şunu fısıldıyor.

Büyük güçlerin en büyük sınavı savaşmak değil,

Savaşmadan kazanabilmektir.

İran ile ABD arasındaki gerilim de,

Belki bir gün savaşsız olgunluğa evrilir.

O zaman kadar Dünya,

İki tarafın satranç hamlelerini izlemeye devam edecek.

İronik olan yön,

Birbirine en çok karşı iki ülke,

Birbirinin gündeminden hiç düşmüyor.

Sonuç olarak aralarındaki savaş devam ediyor.

İran sadece İsrail’e karşılık vermedi.

ABD üssünün olduğu tüm körfez ülkelerine füze yağdırdı.

Dolayısıyla devam eden bölgesel bir savaş var.

Körfez ülkeleri doğrudan savaşın,

Bir tarafı olmasalar da,

Çatışmanın merkezi oldular.

İran Hürmüz Boğazını kapatarak,

Enerji arzı ve lojistik hatların güvenliği üzerinden,

Savaşın küresel maliyetini artırmak istiyor.

İran çok zor zamanlardan geçiyor.

Amerika Birleşik Devletleri açısından,

Bakıldığında ise böylesi bir savaş;

Orta Doğu’daki askeri varlığını güçlendirme,

Caydırıcılık mesaj vermek,

Ve müttefiklerini koruma söylemiyle gerekçelendirebiliriz.

Ancak uzun süreli çatışma;

ABD de, hem ekonomik maliyet,

Hem de iç kamuoyu baskısı yaratır.

İran ise bu savaşla,

Rejimi gözden geçirebilir.

Fakat ekonomik yaptırımların derinleşmesi,

Ve alt yapı kayıpları,

Halk üzerindeki yükü ağırlaştırır.

Bölgesel Sonuçları ise,

Petrol fiyatlarında sert artış,

Körfez’de deniz ticaretinin risk altına girmesi,

Körfez ülkeleri hattında gerilimin tırmanmasıdır.

Küresel sonuçları ise;

Enerji piyasasında dalgalanma,

Büyük güçlerin pozisyon alması,

Nato ve bölgesel ittifaklarda diplomatik gerilim yaratır.

Özetle;

Savaşın kazananı olmaz.

En büyük bedeli de siviller öder.

Ve ekonomik istikrar bozulur.