GAZETECİ YAZAR NEJAT ALTINSOY’UN YANITI

8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne yönelik alındığı belirtilen Menteşe Belediye Meclisi kararlarını ele alırken kendisinin bu konudaki yazısını referans aldığım dünkü yazım karşısında Gazeteci Yazar Nejat Altınsoy da dünkü yazısını bir kenara koyup “Menteşe Belediye Meclisi, 8 Mart ve Gazetecilik Perspektifleri” başlıklı yeni bir yazı yazıp yayınlamış.

Gazeteci Yazar Nejat Altınsoy, yazısında; dünkü yazımdaki “Nejat Altısoy ile ‘Muğlalılığımız’ ve Muğla’ya, Muğla meselelerine bakışımız genellikle aynıdır. Ancak bu ‘Kişisel Yorum ve Değerlendirmelere’ bakışına katılamıyorum.” ifademle ilgili “Özcan Özgür Efemin katılamıyorum ifadesi, meselelere aynı pencereden bakmadığımızın da göstergesidir.” saptamasıyla önemli bir vurgulamada bulunarak şöyle demiş: “Gazetecilik mesleğinde elbette bu tür farklılıklar olacaktır. Bu tür farklılıkların kentin basın ve düşünce dünyası açısından önemli olduğu konusunda düşüncemiz tamdır.

Kesinlikle böyledir ve böyle olması gerekir…

Yoksa tek sesli bir basın ve tek sesli bir toplumun olduğu yerde “katılımcı demokrasiden” söz edemeyiz…

*

Nejat Altınsoy Efem’in şahsımla ilgili sitayiş yüklü sözlerini buraya almayacağım, teşekkür ederim… Sonra “Özcan Özgür Efemle bu olaydaki farkımız, haber ve köşe yazılarında referans noktalarımızın aynı olmamasıdır. Bizim bu olaydaki referans noktamız yerel yönetimlere takıntı düzeyinde yaklaşarak pozisyon üretmeyi marifet sayan, bu işlerden kariyer planlayan çevreler değil, belediye meclisinin kendisi ve meclisin aldığı kararlardır. Dolayısıyla meselelere bakarken çıkış noktamız kişilerin paylaşım ve yorumlarının ötesinde bu kurumsal iradedir.

Burada da “referans noktalarımızın aynı olmaması” saptamasını doğru bulmakla birlikte öteki ifadelerine de katılamıyorum…

Yanlış anlaşılmasın, ilgili yazılarımda kurumsal iradeyi mutlaka referans alırım, ama o iradenin karşısındaki kişi ve kurumların reflekslerini de dikkate alırım. Bu onları referans aldığım anlamına gelmez. Üstelik ele alınan “konuya” göre yazıda biri ötekinin yerine “özne” haline de gelebilir…

Tabii Nejat Altınsoy Efem’e bu konuda katılmasam da O’na göre “haksız olmadığını” da teslim etmem gerekir. Yazılarımda benim “referansım” genellikle “kurumsal iradenin” karşısı, “sokak” olmuştur.

Arada bir yanlış alarm vermiş olsa da “sokak” beni hiç yanıltmadı.

Dünkü yazımda referansım Gazeteci Yazar Nejat Altınsoy Efem’di… “Refleks” benim refleksimdi. Yer kalırsa bugün “sokağın refleksini” paylaşacağım…

*

Nejat Altınsoy Efem dünkü yazısında bir de … burada mesele isimler değil, kamuoyuna aktarılan kararların içeriğidir. Bir kadın belediye başkanının ve belediye meclisinin 8 Mart’a yönelik Cumhuriyet Kadınları ve Öğretmenlerinin isimlerini cadde ve sokaklara verme kararı, tüm tartışmaların ötesinde toplumsal hafızayı güçlendiren ve kentin değerlerini yaşatmaya yönelik saygın bir uygulamadır.” diyor.

İşte bu sözlerine katılıyorum, ama…

Ben Gonca Köksal Aras Başkanın bir “kadın duyarlılığı” ile bir “kadın belediye başkanı” olarak yapmaya çalıştığının farkındayım ve saygı da duyuyorum… Dün bir şekilde kutlanan gün vesilesiyle de tebrik ediyorum…

Ancak “niyete” bakıp, uygulamayı taşıdığı yanlışlarla birlikte alkışlayamam… Nejat Efem herkesten iyi bilir, ben o gazetecilerden değilim…

Sanıyorum Efem dünkü yazımda yer alan “Sorulacak o kadar çok soru var ki yarına bırakalım. Yer kalmadı. Şimdilik ‘Sokak ve caddelere eğitimcilerin adların verilmesi Kasım ayında yapılsa olamaz mıydı?’ diye ekleyeyim.” ifademdeki ironiyi görmek istememiş. Ben bu meselede acele edildiğini düşünüyorum. Acele edilince uygulama niyetin bütün güzelliğine rağmen içinde yanlışlar taşıyor veya tamamen yanlış olabiliyor.

Keşke bu tartışmalar, sokakta süren tartışmalar “meclis kararından” önce yapılmış olsaydı…

Dünkü yazımı şöyle noktalamıştım:

Bir de yarına bırakamayacağım, eğitimcilerin adlarının yaşatılması çalışmanız, 8 Mart’a denk getirdiğiniz ve yakışan isimlendirmede “yaptığınız gafları” ortadan kaldırmıyor…

Dünkü yazımın özeti buydu…

Neyse, Nejat Efem’in yazısına noktayı koyarken ifade ettiği gibi; “Bizim Balıkaşıran’da ki balıklar gibi, arada bir fingirdeşmemiz kentin basın ve düşüncence dünyası çerçevesinde değerlendirilmelidir.”…

*

SOKAĞIN REFLEKSİ…

Dünkü yazıma “Her şey benim ‘Bu şehir kendi insanına ne zaman değer verecek?’ başlığını taşıyan 03.03.2026 tarihli yazımla başladı diyeceğim, ama öyle olmadı. Benim bu yazım ile il merkezi Menteşe’nin bazı sokaklarının isimlendirilmesi için alınan Meclis kararının duyurulmasının aynı güne denk gelmesi sonucu olanlar oldu.” diye başlamıştım.

Benim “Bu şehir kendi insanına ne zaman değer verecek?” başlıklı yazımı kaleme alırken daha o meclis kararından haberim de yoktu, ama “8 Mart’ın nasıl yaşanıp yaşanmaması” üzerine bir tartışma açmak, Muğla’daki tiyatro topluluklarına yapılan haksızlığa ve MBB’nin Bodrum’daki temizlik işçisi kadınların 8 Mart arifesinde yaşadıklarına dikkat çekmek istemiştim…

İşte o yazımın altına ilk yorum Vatandaş Ahmet’ten geldi. Söz konusu meclis kararının fotoğrafını yazımın görselinin altına taşıyan Ahmet Tan Karaosmanoğlu facebook paylaşımımda “Efem, başlığa uygun bir Menteşe Belediyesi meclis kararı. Bu şehrin kendi insanına değer vermeyeceği alınan meclis kararından bile belli. Bu karar da Adı geçen isimler tabi ki çok değerli ama bu isimler tüm şehirlerde anılıyor veya bir yerlerde isimleri var. Peki bizim Muğla’mızın Cumhuriyet kadınları yok mu? Tabii ki bunları Muğlalı olmayanlar bilmez. MUTSO dan alsınlar isimleri.” yorumunu yaptı…

*

Vatandaş Ahmet’in ardından Yüksel Aksu’nun Dondurmam Gaymak filmi ile keşfedilen sanatçımız Gülnihal DemirDemek ki o zaman neymiş çehreler değişse de zihniyet aynıymış” derken, Fotoğraf Sanatçımız Erdinç Özal “Bu kent kendi insanına yaşarken değer vermez. Ölünce de belki!..” diyerek şöyle anlatmış:

Eğer siz sanatçı iseniz bir konu hakkında fikrinizi eleştirel bir şekilde söylediyseniz, bittiniz. Sizi iktidar ve yakın çevreleri hemen tehdit unsuru olarak algılatıp, aforoz ederler. Belediyeden içeri artık giremezsiniz. Hemen ‘.. aman boş ver o da kendini bişi sanıyo’ diyerek bir köşeye konursunuz. Bu her dönem Muğla’da böyledir ve böyle olmuştur. Dışardan, Malatya’dan İstanbul’dan, Ankara’dan vb diğer il ve ilçelerden yapılan partili eş dost atamaları daha değerlidir. … Allah sanata, Muğla’ya sevgisi olan Muğlalılara güç kuvvet versin işleri zor. Bildiklerinizle Muğla’da hizmet etmeniz mümkün değildir. … Zaten bu kentte hem Muğla hem de Muğlalı kalmamış olup kendi kendilerini bitirmiştirler. Belki birileri çıkar da Muğla ve Muğlalılar kültür derneği kurup yaşatmaya çalışırlar değerli olurlar.”

Gülnihal Demir de “Birde şunu söyleyeceğim Erdinç Özalın dediği gibi Muğla’da ancak öldükten sonra değerlendirilirsin. Kör ölür badem gözlü olurmuş o zaman adına parklar yaparlar, sokak isimleri verirler. 22 yılda 130 projeye sahip olup, güzel Muğla’mızı çok iyi tanıtan bir sanatçı olarak Muğla’da yaşayıp Türkiye’nin neresine gidersem beni kraliçeler gibi karşılayıp değer verenlerle gurur duyuyorum. Söylenecek çok şey varda bu kadar yeter anlayana” diye ekleme yapmış…

*

Zafer Partisi İl Başkanı Türk Ünal Yiğit yazımın başlığındaki “Bu şehir kendi insanına ne zaman değer verecek?” soruma “Yerli, boylu, milli ve vatandaşı arasında ayrımcılık yapmayan halkın içinden gelen yöneticiler seçildiği zaman.” diye yanıt verirken, Muğla’nın önde gelen Cumhuriyet kadınlarından Av. Sevinç Göçügenci de şöyle yazdı:

Özcan emeğine ve yüreğine sağlık. Menteşe Belediye Meclisinin almış olduğu kararları isimler doğrudur. Ancak Muğla’da yaşayan, her alanda Muğla için çalışan siyasi sanat sosyal kültürel alanda, kadın ve çevrede katkı sağlayan Cumhuriyetçi Laik Çağdaş kadınlara da yer verilmeli. Daha önce Muğla Ticaret Odasının ‘Muğla’nın 100’üncü yılında Muğla’ya hizmet veren 100 kadın’ seçimi gibi. 8 Mart’taki kadın etkinliklerinde önergeyi düşünüyorum. Selam Sevgi ve selamlarımla.

Selamlar ablam…

*

Tabii daha sonra Vatandaş Ahmet meseleyi facebook hesabındaki sayfasına taşıdı. Tartışma orada devam etti. Gerekirse oradan buraya tartışırız.

Sokağın refleksi” diye ara başlık attım, ama bu insanlar “sokak insanları” da değiller. Ben onlar için “Muğla’nın gözü, kulağı, sesi” diyorum. İyi ki varlar. Bu köşe onlarla besleniyor…

Yerel yönetimlerde beslenirse, daha keyifli konuları konuşuruz…

Noktayı şöyle koyalım: Bakarsınız Muğla Büyükşehir Belediyesi de Ula’da bir caddeye Yüksel Aksu’nun adını verir…

--------- -----------

GÜNÜN SÖZÜ: Dünyanın zenginliği, küçük bir azınlığın değil, insanlığın ortak mirasıdır. --Hugo Chavez