Facebook’ta takip ettiğim isimler var. Epeydir bakamıyordum. Bugün “okur” gözüyle onlardan Kurtuluş Oğan hocamın paylaşımlarını bir kere daha okudum. Birinde şöyle yazmış:

“Stefan Zweig ‘Vicdan Zorbalığa Karşı’ adlı kitabının bir yerinde şöyle der;

‘... dünyada fanatizmin egemen olduğu zamanlarında hep görüldüğü gibi, birbiriyle çatışan fanatiklerin arasında insan biçare ve tümüyle yalnız kalır.’

O günleri yaşayan o kadar çok kişiyiz ki!

Bir an “Hoca fanatiklerden birinde miydi, yoksa yalnızlardan birimiydi?” diye düşündüm. Ben fanatiklerden biriydim, umutları olan kocaman bir aileydik. Kitabı merak ettim, çünkü o günleri düşününce o kocaman ailenin içinde o günlerde ne kadar yalnız olduğumu fark ediyorum bugün... Kitabı okumamış olsam da “Vicdan Zorbalığa Karşı” adını anlayabiliyorum. “Fanatizmin” egemen olduğu o zamanlarda “vicdan taşıyanlarımız” da vardı. Yoksa “insanlık” bütün yalnızlığına rağmen hala yaşıyor olabilir miydi...

xx xx xx

Kurtuluş Oğan hocam bir paylaşımında da “Arkadaşlar futbol fanatikliğinden bezdik. GS ve FB 24 maçta 63 er puan toplamış. Lig tarihinin en çekişmeli sezonlarından biri bence. Amma gel gör ki her hafta kelli felli adamlar yok penaltı, yok hakem, şike, soktuk, sıçtık, ...

Bu tür yorum yapanları engelledim ve engellemeye devam edeceğim.” demiş. İşte buna çok güldüm... Ya sevgili hocam, bu “yorumlar” sporun değil, ama futbolun ruhu, hamurunda olanı değil mi? Fanatizm...

Futbol, Fanatizm ve Politika...

Bugünlerde adaylar ve taraftarları Muğla’da tribünleri dolduruyor... Geçen hafta Muğlaspor’un maçında iki aday varmış. Biri ilk kez görülmüş! Muğlaspor yönetimi Bahattin Gümüş’ten belediyeyi temsilen birini istediğinde İmardan Özlem Atasever’i değil de İmar Komisyonu Başkanı Gonca Köksal’ı vermiş olsaydı Muğlaspor şimdi iki belediye başkanı adayı çıkarmış olacaktı...

Ah şu “politikacılar”, yani “siyaseti meslek bilenler”, seçmeni konsolide edebilmek için “fanatizmi” dibine kadar kullanan “liderler” olmasa daha mı uzak olurduk yalnızlığa...

Kurtuluş Oğan hocam sağcısıyla solcusuyla “fanatizm ve zorbalık” bugün de var... En çok da politika ve futbolda görüyoruz. Bugünlerde bana ne tezahüratlar yapılıyor... Tabii çoğunu siliyorum... “Bu tür yorum yapanları engelledim ve engellemeye devam edeceğim.” dediğiniz gibi, ben de engelliyorum...

Bu, biz doğu toplumlarının kaderi mi, yoksa kaderciliğimiz mi bilemiyorum...

xx xx xx

Kurtuluş Oğan hocam 2 Şubat tarihli paylaşımında da Ercan Kesal’ın “Nasipse Adayız” kitabından söz etmiş. 2015 yılında basılan kitaptan söz ederken şöyle demiş:

Ercan Kesal imzalı Nasipse Adayız, siyasetteki çürümüşlüğü, hizmet etme değil nasiplenme kafasını, kendini kurnaz zannetme geleneğini o kadar gerçekçi anlatmış ki, Tebrikler ama önce kitabı okuyun.

Bu günlerde kitabın ve sinemanın müşterisi o kadar azaldı ki...

Muğla’daki belediye başkanı adayları son bir yılda ( 2023) kaç filme gitmiş, kaç tiyatro oyunu izlemiş ve kaç kitap satın alıp okumuş olabilirler acaba?

Kurtuluş Oğan hocamın Stefan Zweig’in “Vicdan Zorbalığa Karşı” adlı kitabından yaptığı alıntı beni faşist 12 Eylül darbesi yıllarına ve o darbeyi hazırlayan zor zamanlara götürdü. Allah bir daha o zor zamanları yaşatmasın, ama o yılların güzellikleri de vardı... Darbeden sonra Cumhuriyet Gazetesi’nden fraksiyonlarımızın farklı olduğu bir arkadaşıma “Ne oldu şimdi?” diye sorduğumda “Hiç bir şey olmadıysa insan olduk. İnsan olmayı öğrendik.” yanıtı almıştım...

O zor zamanlarda en küçük ilçede bile en az bir sinema, bir tiyatro topluluğu ve birkaç kitapçı olurdu...

Tabii yukarıdaki soru şöyle de sorulabilir;

Muğla’da kaç aday Ercan Kesal’ı tanıyor olabilir?

xx xx xx

Ercan Kesal hem edebiyatçı, hem oyuncu-senarist-yönetmen bir sinemacı ve bir tıp doktoru... Bu yönlerini bilmese bile adaylardan sinema veya dizi meraklıları Ercan Kesal’ı tanıyor olabilirler...

Kurtuluş Oğan hocamın sözünü ettiği “Nasipse Adayız” kitabını Ercan Kesal 2015 yılında yazmış. Bilmiyordum. Kurtuluş Oğan hocam söz konusu edince araştırıp öğrenmiş oldum.

Ben, 27. Adana Altın Koza Film Festivali’nde ve 53. Sinema Yazarları Derneği Ödülleri’nde En İyi Film ödülünü almış olan ve Yönetmeni Ercan Kesal’a İstanbul Uluslararası Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ödülü kazandıran 2020 yapımı “Nasipse Adayız” filmini biliyordum.

Meğer Ercan Kesal’ın edebiyatçı yanı da varmış...

xx xx xx

Ercan Kesal’ın yazdığı, yönettiği ve “aday” Doktor Kemal Güner’i oynadığı ilk uzun metrajlı filmi “Nasipse Adayız”, İstanbul'da bir ilçenin belediye başkanlığına aday olmak isteyen bir adamın yaşadıklarına odaklanıyor. Ercan Kasal 2014’te de belediye başkanı adayı olmuştu.

Başkan adayı olmak için çalışmalarına devam eden Dr. Kemal, Bir Numara'nın adaylığını anons edeceği geceye heyecanla hazırlanmaktadır. Eski eşi dahil Kemal'in etrafındaki herkes bu delice koşturmaya şahit olur. Bir Numara'nın gözüne girip aday olabilmek için her yolu deneyen Kemal, adaylığının açıklanacağı önemli gecede beklenmedik olaylarla karşılaşacaktır. Film, bir adayın gözünden, siyasetin farklı yüzünü, yapılan pazarlıkları, politik stratejileri ve insanın karanlık yüzünü ironik biçimde anlatıyor.

Ercan Kesal’ın bir güne sığdırma başarısı gösterdiği o “olayları” en iyi bugün çeşitli partilerden, çeşitli ilçelerimizde aday “olabilmiş” olanlar bilirler diyeceğim, ama kesinlikle aday adayı olanlarda bilebilirler...

xx x xx

Kitaba gelince...

Ben de filmini görmüş olmakla birlikte ilk fırsatta okuyacağım. İletişim Yayınlarından 01.11.2015 tarihinde çıkmış. Yazar Ercan Kesal’ın başka kitapları da var. Satış liste fiyatı değişmediyse 120.00 TL..

Dipsiz bir kuyudur siyaset... Tanıtımına bakılırsa, karanlığa gömülmemeniz için güçlü durmanız, her kesime saygı göstermeniz, hitabet ile yalan söyleme kabiliyetinizin iyi olması gerekir. Aşkta ve savaşta olduğu gibi, siyasette de her yol mübahtır. İçinde yaşadığımız dönemde, hem ülkemizde hem dünyada siyaset giderek mide bulandırıcı bir hal aldı. İşte tüm bunlar ve daha fazlası bu kitapta anlatılmış. Kitabın arka kapağında kitaptan şu ifadeler yer alıyor:

Bu akşam da bilmem ne düğün salonundayım. Yemekli davet var. Her zamanki gibi çelengimizi önceden gönderdik, uygun saatte de yerimizi aldık... İçerisi çok kalabalık. İstanbul’da en çok sayıda kendilerinin

olduğunu iddia eden bilmem nerelilerin dayanışma gecesi yapılıyor. Uzun masalara karşılıklı oturmuş, yemek yiyen, konuşan, öpüşen orta yaş ve üzerinde erkekler doldurmuş ortalığı. Kalın bıyıklı, koca kafalı bir yerel sanatçı sazıyla bir şeyler çalmış, sonra da ara vermiş, dinleniyor...

Sahnedeki takım elbiseli, beyaz gömlekli, enine çizgili bordo kravatlı, kel kafalı, ortadan uzunca boylu, heyecanlı adam kim? Benim tabii ki.

Pazarlıklar, imaj operasyonları, anket dümenleri... Bağlamalar, ayarlamalar, gecelere katılmalar, ‘yukarıya’ ulaşmaya çalışmalar... Oy ve ilişki peşinde delidolu bir uğraş... İnsana aklını yediren bir takıntı... Arada, hayat ve anlam muhasebesi ve kırık bir aşkın tamirine dair solgun bir ümit... Küçük ve büyük siyasetin deveranlarını, ikbal hesaplarını bütün hararetiyle anlatan trajikomik bir novella. Ercan Kesal’ın bilinen sahiciliğiyle, sıcak üslubuyla...

xx xx xx

Siyaset, üç hece yedi harflik bir kelime. Kim bilir neler çağrıştırıyor insanların zihninde. Herkes eminim farklı anlamlar yükleyecektir fakat bugünlerde bende çağrıştırdıkları biraz karanlık. O karanlıkta neler oluyor? Ben söyleyeyim, pazarlıklar dönüyor, göstermelik yardımlar, bilinçli anket sonuçları, medya ayağı filan...

Kitapla ilgili bir okur yorumu da şöyle:

Oturuyorlar bir masanın etrafında ve 'Bugün hangi etkinliği yapsak acaba?' sorusunun cevabını arıyorlar. Bugün 'Otizm Günü' o halde hemen bize bir hasta bulun ziyaret edelim. Bir de fotoğraf çekilip sosyal medyada paylaştık mı tamamdır bu iş. Yarın da hanımla pazara gideriz bir de orada halkın arasında fotoğraf çektirip paylaştık mı kesin olur. Eee sonuçta insanlar bizi kendisi gibi görmeli. Bir sonraki gün de kadın derneğini ziyaret ederiz. Kadın deyip geçme feminizm şuan dünyanın en büyük politik akımı. Biraz da kendimizi bunlardan gösterirsek tamamdır. Sonra biraz Cem Evine gidelim. Namaz kılmam ama ayın onunda da şu camiye gidelim. Şurada şu cemaat varmış kapısını bir çalalım. Baya bir oyu var kerizlerin. Bir günde kendimize ayıralım felekten bir gece, rakı...

Eğitim mi? Lisede şu çocukları bizim ocağa alalım. Falanca parti de boş durur mu o da kendi teşkilatına. Öyle ya çekirdekten yetiştirelim vatana hizmeti öğrensinler, kitap da neymiş okumasınlar bizim dediklerimizi okurlar. Öğretmenleri de bizim sendikaya alalım. Bakmayın eğitim sendikası olduğuna siyasetin merkezi burası... Umarım yeterince güzel anlatabilmişimdir...

Kesinlikle güzel anlatmış...

Adayların bu kitabı okumalarında yarar olur mu bilmiyorum, ama siyasete yeni başlayanlara yararı olacaktır!... Adayların okumaya zamanı (!) yok, ama You Tube’dan filmi izleyebilirler...

Nasipse başkansınız...

------------------------

GÜNÜN SÖZÜ; Aklın ve ilmin üç büyük düşmanı vardır: Kötülük, bilgisizlik ve tembellik. --Ernst Haeckel