Süheylâ,sana Muğla'daki yaban lâlelerinden söz etmemiştim galiba.
Anlatayım.
"Lâle"dediğimiz çiçeğin tek bir türü yok.
Herkesinçok bildiği ve belediyelerin şehri süslediği lâle ayrıdır ve bilimsel adı"tulipa" dır. Bir de gene herkesin bildiği bir gelincik vardır; onun dabilimsel adı "papaver"dir (Bu papaverlerde alt türlere ayrılır. O konuya girmeyelim şimdilik; belki ilerde gireriz.);bu gelincik de divan şairlerinin şiirlerine "lâle" adıyla girer ve konuya uzakolan günümüz insanları da bu gelinciklere "lâle" derler. Bir de bilimsel adıyla"anemone" diye bilinen "Manisa lâlesi" vardır. Gerçi "Manisa lâlesi" dendiğizaman tulipa'nın yabanî/doğal türü ile de karşılaşmak mümkün ama gerçek,"Manisa lâlesi"nin "anemone" olduğudur.
Çocukluğumdağda-bayırda, yamaçlarda-tepelerde geçtiği için pek çok çiçeği bildiğim gibiher üç tür "lâle"yi de yakından bilirim. Biz "anemone" denen Manisa lâlesine"kır lâlesi" veya "yoğurt çiçeği" deriz. Bu çiçek soğansız ve saçak köklüdür;gelincik de öyle. Tulipa ise soğan köklüdür ve o yüzden "geofit: soğanlı"çiçekler grubuna girer.
Tulipalâle, eskiden her yerde yaygın imiş. Hollandalı biri bu çiçeği görmüş veHollanda'ya götürmüş. Orada kültür formu üretilmiş ve dünyaya satılmayabaşlanmış. 1718-1730 yılları arasında "lâle devri" yaşayan Türkler, sonzamanlarda Hollanda'dan lâle soğanı alır olmuşuz. Ne acı!...
Belkibu lâlenin adının hikâyesini de biliyorsundur Süheylâ.
Bengene de anlatıp hatırlatayım.
Hollandalıbir şahıs, Trakya'da kır gezisine çıkmış. Yollarda gezerken tarlada çalışan vekulağına lâle takmış birini görmüş. Yanına varıp kulağını işaret ederek, orayataktığının ne olduğunu sormuş. Tarlada çalışan kişinin de başında tülbent varmış. Yabancının çiçeği değil de başına bağladığı şeyi sorduğunu zannederek"Tülbent" demiş. Yabancı da bu kelimeyiaklında tutarken kelime hafif bir değişikliğe uğrayıp "tulipa" şeklinedönüşmüş. Adam biraz ilerde, lâle soğanlarını söküp Hollanda'ya götürmüş ve sonrasını biliyorsunuz. Hollanda lâlezengini.
İştebu lâlelerin doğal/yabanî olanlarından Muğla civarında bol miktarda var. Benyaklaşık 25 seneden beri, her Nisan sonunda bu lâlelerin olduğu yerleregiderim. Tek başına giderim; eş-dostla giderim. Öğrencilerle "tabiat metniniokumak" amacıyla giderim. 2008 Nisan'ında rahmetli Servet Somuncuoğlu ilegitmiştik. Orta Asya taş yazıları ve resimleri konferansı için davet ettiğimizrahmetli, lâleleri görünce sevinçten çıldıracaktı. "Valla hocam, konferansı boşver; sırf bu lâleler için gelmeme değdi." dedi ve yüzlerce fotoğraf çekti.
Muğla'nınbaşka yerlerini bilmiyorum ama Yerkesik ile Yeşilyurt arasındaki arazilerinçoğunda var bu lâlelerden. İşlenen tarlalarda da var ama buralarda tarla nadasabırakıldığında çıkıyor. Dağ yamaçlarında ise her yerde var neredeyse. BelkiYatağan-Kavaklıdere taraflarında da vardır. Oralara bu mevsimde pek gitmedim.Ufak bir sorup-soruşturma ile oralarda da olup olmadığı kontrol edilebilir.
Tulipatürü lâlenin bu kadar çok olduğu yerde, başta üniversite ve belediyeler, butürün geliştirilmesi için niye gayret sarf etmezler anlayamam. TaaaŞemdinli'den getirttiğim ters lâle, bahçemde çok güzel çiçek vermiş ve bahçemebir zenginlik katmıştı. Elimizin altında bol mikdarda yetişen yabanîtulipa/lâlenin yetiştirilmesi niye "fennî" hâle getirilip çiçek kültürümüzzenginleşmesin?
Bulâle soğanları, tabiatteki yetişmesini tahrip etmeyecek şekilde toplanır;bilimsel veriler ve imkânlar çerçevesinde yetiştirilip çoğaltılır ve birkaçsene içinde ticarî bir bitki hâline getirilebilir. Biyoloji Bölümü ve ZiraatFakültesi olan ve belediyesinin ata tohumu faaliyetleri son derece etkin olanbir yörede, bütün insanlığın neredeyse ortak çiçeği olan tulipa türü lâle'ninmerkezi olmak yakışmaz mı Muğla'ya?
