Mevlana’nın Dünyasına Muğla Kapısından Geçilir…

Abone Ol

Hazreti Şâhidî İbrahim Efendi, en bilinen eserlerinden biri olan Divan'ında köklerine ve inancına olan bağlılığını böyle özetlemiş:

Gedâyem, Şâhidî-i Mevlevîyem

Diyâr-ı Menteşe'de Muğlevîyem...

Buradan anlaşılıyor ki Muğla 500 sene önce de Muğla’ymış. Hatta bugün mahalle olan Düğerek de Düğerek’miş… (Kaynak Prof. Dr. Namık Açıkgöz) Ve Aydın’ın, Denizli’nin küçük parçaları ile Muğla’nın da içinde olduğu coğrafya da Menteşe… Hatta Karya ve Likya uygarlıklarının bulunduğu alandır Menteşe

Şimdi o Muğla’ya Menteşe deniyor. Bu yakıştırmayı nasıl hazmettik bilmiyorum!

*

Dünkü yazımın ardından “Dede” sıfatlaması ile arayanlar “Akademisyenlerin hemen hepsi Şâhidî için Dede diyorlar.” uyarısında bulundular. Doğrudur, Prof. Dr. Namık Açıkgöz de öyle der, yazar… Ben birisi “Dede” demiş, ardından gelenlerde ona takılmış diye düşünüyorum.

Evet Namık Açıkgöz Hocam da “Dede” diyor, ama ben “Hazreti Şâhidî İbrahim” veya “Şâhidî İbrahim Efendi” demeyi daha uygun buluyorum.

Üstelik “Şâhidî” de O’nun adı değil, gazellerinde kullandığı ‘mahlasıdır’… O “Sâlih Hüdâyî oğlu İbrahim”dir. Mevlevi Şeyhi İbrahim Efendi’nin Afyon’da vefat etmeden önce şeyhliği devrettiği oğlu da Şeyh Şuhudî Efendidir

Şahidi Camii haziresinde Sâlih Hüdâyî Efendi yanında yatmakta olan da Şâhidî İbrahim Efendi değil, oğlu Şeyh Şuhudî Efendidir… Yani orada dede torun yatmaktadır… Bir başka görüşe göre, Şahidi İbrahim Efendi her yıl Afyon'a giderek şeyhi Sultan Divânî'nin mezarını ziyaret etmektedir ve son ziyaretinde orada vefat ederek, Şeyhinin ayak ucunda defnedilmiştir…

Neyse bunlar derin konular…

*

Şâhidî İbrahim Hazretleri Mevleviliğin en usta şairlerindendir.

Ki bilenler, O’nun eserlerinden beyitler halinde yazılmış ‘Farsça-Türkçe’ sözlüğü Tuhfe-i Şâhidî okunması halinde Mevlânâ'nın Mesnevi'sinin daha iyi anlaşılıp özümsenebileceğini söylerler.

Gerçekten orada Asar Dağı’nın eteğinde Camikebir Mahallesi’nde büyük bir hazine yatıyor farkında değiliz…

En güzel şiirinin diyemiyorum, O’nun yazdıklarına ‘gazel’ deniyor; en güzeli 7 beyitten oluşan bir Şerh Denemesi olan “GelenlerdenizGazelidir. Şöyle:

Âteş-i aşkında yârun yana gelmişlerdeniz / Baş u cân bezl itmeğe meydâna gelmişlerdeniz; Nâm ü neng ü küfr ü dîn ü baş u cân olmaz hicâb /Zâhidâ meydâna biz merdâne gelmişlerdeniz; Şâh-bâz-ı bî-nişânuz bâ-Hümâ-yı lâ-mekân / Âlem-i mülke bugün seyrâna gelmişlerdeniz; Biz ki gavvâsân-ı bahr-i vahdetüz cûyâ-yı dûr / Tâli’inde gevher-i şehdâne gelmişlerdeniz; Olmağa peymâne-keş ahd itmişüz rûz-ı elest / Mey-perestüz çün biz ol peymâna gelmişlerdeniz; İtme pendi bî-hude nâsih bize itmez eser / Mescide meyhâneden rindâne gelmişlerdeniz; Şâhidî derd ü belâdur şâhid-i aşk u velâ / Sebt-i da’vâ itmeğe bürhâna gelmişlerdeniz

*

Şâhidî İbrahim Hazretleri en az Fuzûlî ve Nef'î kadar önemli bir şair, ama edebiyat şiir dünyasından çok “dini çevrelerde” tanınıyor!

Bu anlamda yerel yönetimlere ve üniversitemize büyük görev düşüyor. “Dünya Kenti Muğla” olmak o kadar kolay değil, önce değerlerinizi tanıyıp, sahip çıkacak ve onları tanıtacaksınız.

Çünkü yerelden evrensele seslenirken, bu vatan toprakları benim derken “nişan taşlarınız” olacak. O taşlardan söz ederken aklımıza sadece atalarımızın mezarları veya ‘Muğla bacası’ değil, bu toprakların yetiştirdiği gönüllerde belleklerde iz bırakmış insanlarımızın eserleri de nişan taşlarımızdır…

Ne yapılmalı?

Çok şey yapılabilir.

Mesela “Mevlana’nın Dünyasına Muğla Kapısından Geçilir” mottosu ile her sene yerel yönetim & üniversite iş birliğinde semazen gösterileri ve tasavvuf tartışmaları ile sazlı sözlü “Mevlevi Şâhidî İbrahim Günleri” yapılabilir.

Sadece 37 parçası şu anda üniversite yerleşkesinde Rektörlük binasının zemininde yer alan Mulaj Müzesi’nde 11 Ağustos’a kadar sergilenmekte olan eserlerin tamamının kopyalarının ve hatta bir kısmının Muğla’ya getirilmesi sağlanmalıdır.

Muğla Valiliği Şâhidî Hazretlerinin Şâhidî Camii karşısındaki sokakta yer alan evini restore ettirdi. Orası şimdi nasıl kullanılıyor bilmiyorum, eserler ve kopyalar orada ve Şeyh Camii avlusundaki Hoca Mustafa Efendi Kütüphanesi’nin açıldığı yapıda sergilenmeli ve tercümeleri yapılarak üniversitemiz öğrencilerinin ve araştırmacıların da hizmetine sunulmalıdır…

*

Bu arada Hoca Mustafa Efendi (Mustafa Fehmi Efendi) rahmetli olunca şimdi deprem bahane edilerek yıkılacak olan binaları yıkılmakta olan Devlet Hastanesi avlusuna, Ünal Türkeş’ten dinlediğimize göre Eren İşhanı’nın karşı köşesine gömülmüş.

Ancak türbe 677 sayılı Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Kapatılması Kanunu ile yıkılmış.

Bugün O da bir ‘Mevlevi’ olan Hoca Mustafa Efendi’nın adı kurduğu kütüphanede ve Koca Mustafa Efendi İlk Okulu ile önündeki caddede yaşıyor. Ama hastane bahçesinde de mezarı kesin bulunamayacağına göre, bir ‘makamı’ da yapılabilir…

Hadi buyurun bu sergi bu işlere vesile olsun…

*

Bu vesileyle Hoca Mustafa Efendi Kütüphanesi’nin hikayesini de paylaşmış olalım;

Prof. Dr. Bayram Akça’nın “Sosyal-Siyasal ve Ekonomik Yönüyle Muğla” adlı kitabında da yer aldığı gibi, Hoca Mustafa Efendi Kütüphanesi 1836 yılında Şeyh Camii Şerifi yanındaki bir zamanlar noter olarak kullanılan odada kurulmuştur. Hala duruyor mu bilmiyorum kapısının üstünde eski yazıyla ““Kütüphâne-i Es-Seyyid Mustafa Fehmî el-Mevlevî el-Muğlavî. Sene 1262” kitabesi vardı.

O zaman Muğla’nın bu ilk kütüphanesinde Türkçe, Arapça, Farsça ve Osmanlıca 2984 adet kitap bulunuyormuş. Bu kütüphaneye Serpil Parkının yanındaki Kurbanzade Camii’ne adını veren Kurbanzade Hoca Süleyman Efendi de 114 cilt kitap bırakmış.

1933-34 döneminde Hükümet te 427 kitap verirken, 1934 Haziranı itibariyle 440’ı Arap harfleriyle yazılmış 1225 esere ulaşılmış. 1939 yılında da şimdi Turizm Otelcilik Okulu olarak kullanılan Halkevi binasına taşınırken, 1952 yılında Askeri Tümen'in Muğla'dan kalkması ile boş kalan ve bir ara Akşam Sanat Okulu olarak kullanılan Askeri Mahfil'e 1957 yılında taşınmış. Bu tek katlı bina da MBB Başkanlık Binası yanındadır.

Askeri Mahvil (Ordu Evi) “Halk Eğitim Merkezi” olarak kullanılmaya başlarken aynı yapı içinde Çocuk Kütüphanesi ile birlikte Hoca Mustafa Efendi İl Halk Kütüphanesi de faaliyete geçmiştir. O zaman 8723’ü Türk harfiyle 1443’ü Arap harfiyle yazılmış olan toplam 10 bin 166 eser bulunmaktadır. Bunların 545’i de Arapça ve Farsçadır. O günlerde el yazma kitapların İstanbul Süleymaniye Yazma Eserler Kitaplığı'na nakline karar verilir ve daha sonra peyderpey nakledilmiştir.

En son 170 bin kitapla Atatürk ilkokulu yanında yapılan yeni binaya taşınan kütüphane bugün MBB Başkanlık binası avlusundaki tarihi Jandarma Komutanlığı binasında hizmet vermektedir…

*

Gelelim sergilemeye;

Muğla Valiliği, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi (MSKÜ) ile Türkiye Yazma Eserler Kurumu (TÜYEK) Başkanlığı iş birliğinde düzenlenen “Muğlalı Şâhidî İbrahim Dede ve Muhiti Yazma Eser SergisiBayram’dan önce törenle açıldı.

MSKÜ Atatürk Kültür Merkezi’nde açılış töreni yapılmış. Açılış programının ardından davetliler, Kopya Heykeltıraşlık Eserleri (MULAJ) Müzesi’ndeki sergi alanına geçmiş. Programa Muğla Valisi Dr. İdris Akbıyık, Vali Yardımcısı Hüseyin Karameşe, MSKÜ Rektörü Prof. Dr. Turhan Kaçar, Menteşe Belediye Başkanı Gonca Köksal, TÜYEK Başkanı Dr. Coşkun Yılmaz ile protokol üyeleri ve davetliler katılmış.

Program kapsamında davetliler sergiyi gezerek eserler hakkında bilgi alırken, Şâhidî İbrahim Hazretleri’nin düşünce dünyası ve Muğla’nın kültürel hafızasındaki yeri üzerine değerlendirmeler yapılmış. Sergi aracılığıyla, bölgenin tarihî ve kültürel mirasının daha geniş kitlelere tanıtılmasının amaçlandığı bildirilmiş.

İnşallah…

*

Törende Muğla Valisi Dr. İdris Akbıyık, Beş Asırlık bir mirası gün yüzüne çıkarmanın sorumluluğunu vurgulayan bir konuşma yapmış. Dr. İdris Akbıyık; Menteşe coğrafyasının tarihten bugüne ilim, sanat ve hikmetin merkezi olduğuna dikkat çekmiş. Muğla’nın kültür turizmi potansiyelini ve sahip olduğu tarihi hazineleri hatırlatarak, serginin hazırlanmasında emeği geçen Kültür ve Turizm Bakanlığına, Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığına, Üniversitemize ve tüm akademisyenlere teşekkür etmiş.

Biz de teşekkür ediyoruz…

--------- -----------

GÜNÜN SÖZÜ: En fenası, kötülüğün var olması değil, onun iyiden ayırt edilmemeye başlanmasıdır. --Maurice Duverger