"Mevlânaönümüzde koskaca bir umman, bizler yolunu dahi bulmaktan aciz birer kuru yaprakgibi oradan oraya savrulmakta olan bîçareler.. İşte bu hâl içerisindeyken bileona olan sevgimizde, ona olan idrak melâlimizde hep bir hasret, hep birsusuzluk içerisi ndeyim. "

Söz nihayetinde demlendi, duruldu vesana geldi Ya Mevlâna!. Söz üzere tamamlanmak, noktasını arayan cümle misalibir bitişin ardında yeni başlangıçlar adına düşmüştük yollara. Konya'ya doğrugiderken eskilerin Konya'ya gidip Hz. Mevlâna'yı her ziyaret edene neden"hacı oldun." dediklerini de düşünüyordum. Aslında Hac farizasıözünde bir ibadeti teşkil ediyordu. Ama; Hac'cın değerleri içinde yola düşeninsanda bir arınma, paklanma, özündeki saflığa dönme ve de insan olmaaşamasında bir tamamlanmayı da beraberinde getiriyordu. Mevlâna dergâhının girişindeki " Bu makam âşıkların Kâbe'si oldu. Burayanoksan gelen tamamlanır." manasındaki Farsça beyitte de bu hükmün bir yansıması ilekarşı karşıya geliyorduk.

Sözünözünde "sevgi, hoşgörü, edep, nezaket, rikkat, saygı" gibi halamanasına eremediğimiz insan hayatının üst mertebelerindeki kelimelerle birarada kullanıyorduk, bu kelimeler eşliğinde anlatıyorduk Mevlâna'yı. Değerineulaşamadığımız bir yüzey sel sevgi içerisinde yüzdürüyor ve anlamını idrakedemediğimiz sürü sürü kopyalanmış "izm"lerle bağlantı kurarakevrenselleştirme gayretine giriyorduk. Kendi içimize bakmadan, kendimizigörmeden, insan olmanın sırrında Mevlâna'nın işaret ettiği özün ayırdınavarmadan gelip gitmelerdi bizim yorumlarımız.

Mevlâna'yıher ziyaret edişimde bizlere eşlik eden rehber farklı farklı yorumlar getiriyordu.Aslında sureta kendinden dem vuruyordu. Rivayeten anlatıla gelen bir hikayevardır. Mevlâna'yı resmetmek isteyenler her denemelerinde farklı bir çizimlekarşı karşıya geliyorlarmış. Bir türlü görüleni resmedemiyorlarmış. SonuçtaMevlâna'da her ne gördüysen sende olandır, diye de bir vurgu yapılıyordu.Mevlâna'da ve Mevlevîlikte öz tamamlanmak değil miydi? Ya dergâhın taliplileri,dervişler nasıl bir yoldan geçiyorlardı da, pîrin sunduğu ilimden dem al ıyorlardı?

Mevlânaönümüzde koskaca bir umman, bizler yolunu dahi bulmaktan aciz birer kuru yaprakgibi oradan oraya savrulmakta olan bîçareler.. İşte bu hâl içerisindeyken bileona olan sevgimizde, ona olan idrak melâlimizde hep bir hasret, hep birsusuzluk içerisindeydik. Onun eserlerindeki her bir kelâmın, özellikleMesnevî'nin sözleri Kur'ân'ın hakikat üzere bir tefsiri değil miydi özünde.Mevlâna da aslında bunu işaret etmiyor muydu ?.. "Menbende-i Kur'ânem eger cândârem / Men hâk-i rehi Muhammed Muhtârem" Yanidilimizin manasınca; " Yaşadığım sürece Kur'an'ın kölesi, Hazret-iMuhammed'in ayağının tozuyum." demiyor muydu?. Bir sözü yazınıniçinden kendi duymak istediğimiz şekilde verdiğimizde özünden neler kaybettiğigerçeğini nasıl gizleriz? Mevlâna'ya da bu özden hareket ederek baktığımızdabize yaşattığı bütün iklimlerin içinde nice güzelliklerle donandığını ancakfark edebiliriz.

"Sana geldim Mevlana.

Divan durdum önünde,duygulu, sessiz

İçimde ne hasret, ne gül,ne bülbül

Şimdi ezan nur alem, nurKonya

İşte sabır, işte aşk, iştetevekkül

Sen bilirsin Mevlana."

Sen bilirsin Mevlâna!..İlminin hakikatinde, irfanının idrakinde geç kalmış olabiliriz. Senin mirasınasahip çıkmada, senin insana ve insanlığa mayasını çalıp miras bıraktığıntefekkürü kültürümüze, gençlerimize aktarmakta gerçek manada aciz kalmışolabiliriz. Sen özündeki cevherinle, eserlerinde taşıdığın hazinenle öylece,yerli yerinde beklemektesin. Dünyanın her tarafından insanlar seni okumakta,seni anlamak adına, seni idrak etme adına okullar açıp, kürsüler kuruyorlar.Biliyorlar ki sen bu dünya insanlığının tecessüsünün aydınlanmasında seninfelsefen mihenk taşı gibi yerli yerinde. Oysa biz seni anlamaktan, anlayıp dahakkın ca yaşamaktanne kadar da uzağız. Yunus; "Okumaktan mana ne / Kişi hakkıbilmektir" diyor. Okumaktan o kadar uzağız ki anlamak ve düşünmeküzere yollar açılmıyor, köprüler kurulmuyor. Okumaktan kasıt ne yaşamın içindehakkıyla yaşamayı, ne de eserlerin içinde hakkıyla okumayı işaret etmektedir.

Bütün sözlerini güzellikleriçinde beğenerek, imrenerek okumaktayız. Sözlerinin kelam üzre derinliğinevarmadan ne kadar da güzel olduğunu söylemekteyiz. Ama bedenimizdeki,ruhumuzdaki, fikrimizdeki, zikrimizdeki yerini idrak etmede, "hamdım, piştim, yandım." düsturunda, insan olgunluğuna varma aşamalarında neredeyiz? Diyorsun ki:"Ya göründüğün gibi ol, ya olduğun gibi ol!" Diyorsun ki :"Varsın olmasın hayatta istediğimiz!.. Biz olana 'Elhamdülillah!',olmayana da 'Eyvallah!' demesini de biliriz." Diyorsun ki: " Her şeyvaktini bekler. Ne gül vaktinden önce açar, ne güneş vaktinden erken doğar.Bekle senin olan gelecektir." Diyorsun ki : "Edepli edebinden susar,edepsiz ben susturdum zanneder." Yolumuzun üzerine inci tanelerigibi kelâm üzre sözler. Hayat yolculuğumuza kanaat ettirmeye, sabır göstermeye,şükrün ahdine vardırmaya, faniliğimiz içersindeki acziyetimiz üstündekiyaratılış hükmünü hatırlatan sözler.

" Sana geldim Mevlâna
Düştüm yollara Fatiha'larla
Önümde yemyeşil ışıktan bir iz

Yıkanmış bir yaprak gibi tertemiz"

Yavuz Bülent Bâkiler

İşte bütün bu düşünce ikliminde Konya'daydık.Huzura vardık, huz uraerdik. Sema gösterilerine katıldık. Her şeyinötesinde sırf o sema ayini esnasında bile arındık, paklandık, kendimize geldik.Hicranın odunda gönüllerimiz dağlandı. İnsan olmanın hicabında utandık.İnsanlığın b u nura, bu kucaklayışa, buemniyete ne kadar muhtaç olduğunu bir kere daha idrak ettik. Kavgalardan,şerlerden, şekten şüpheden, kuruntudan, gafletten, nifaktan, benliğin açtığıtüm karanlıktan kurtulmaya, aydınlanmaya ne kadar ihtiyaç duyduğumuzun farkınavardık. Bu kadar kısa bir ömür içerisinde, bu kadar acizken bu kavgalar nediye, onca zulmet ne diye, onca acı, gözyaşı, elem ne diye? Hayat ve insan okadar değerli ki aslında!.. Kıymeti özünde, vasfında! Son sözler Mevlâna'nın düşünce ikliminde, onun izindeyürüyen iki pirden olsun. Şeyh Galip diyor ki : "Hoşça bak zâtına kimzübde-i âlemsin sen / Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen" (Kendine güzelce bak ki, âlemin özü sensin. Sen varlığın gözünün bebeğiolan âdemsin.) İbrahim ŞahidîDede diyor ki : "Fukarakalbine her kim dokuna; Dokuna sinesi ALLAH okuna. "

"Sana geldimMevlana.

Ayet ayetİslam,nakış nakış Türk

Bir türbe içinde negüzel mana

Serin bir rüzgarlaçok uzaklardan

Sana geldimMevlana"

Yavuz Bülent Bâkiler