Aylarsonra Salı günü çarşıya inmiştim; sevgili Nejat ile karşılaştık ve "Perşembe günü (21Ekim) Saburhane'ye gel hocam; seveceğin bir etkinlik var." dedi. "Nejat davetettiyse, sadece değerli bir şey değil, 'katma değerli' bir şey vardır." diyerekPerşembe öğleyin Saburhane'ye vardım. (Varırken zorlandım ama konu şimdi odeğil. Onu sona bırakalım.)

Birazkalabalık vardı. Menteşe ve Büyük ŞehirBelediyeleri, MUTSO (Muğla Ticaret ve Sanayi Odası), Muğla Sıtkı KoçmanÜniversitesi, Slow Food Community, MUGAMSAD (Muğla Gastronomi ve Mutfak SanatlarıDerneği), Muğla Tanıtım Platformu, TÜRSAB (Türkiye Seyahat Acentaları Birliği) 'nin ortaklaşadüzenlediği organizasyonda, 13 stand ve birkaç da masa kurulmuştu. EskiŞaraphane de Yemek Atölyesi olarak hazırlanmıştı. Menteşe Belediye BaşkanıSayın Bahattin Gümüş ve MUTSOBaşkanı sevgili Mustafa Ercan misafirleri karşıladı.

Organizasyonunyarışma ve "beş bin liralık Muğla Saraylısı" kısmını basından takipetmişsinizdir. Ben o konulara hiç girmeden doğrudan olayın felsefesine veorganizasyon yönüne temas edeceğim.

Ülkemizdepek çok il ve ilçede mutfak kültürü ile ilgili değişik toplantılar yapılıyor.Ege Bölgesinde son zamanlarda, ota dayalı mutfak kültürü ile ilgili çoktoplantı yapılır oldu. Âdetâ şehirler arasında bir "ot savaşı" var. Şaka şaka.Her yerde ot yemekleriyle ilgili toplantıların olması, beslenme kültürüaçısından son derece önemli. Bizde "yemek kültürü" dendiği zaman aklımıza etgelmesi meğer çok yanlışmış. Başta beslenme kültürümüzde sağlığı yok saymamızyer alıyormuş ete yüklenirken. Bunun hayvanseverlikle ilgili kısmına hiçgirmeyeyim.

"Yemek"dendiği zaman insanın aklına ilk önce sebze ve ot gelmeli. Çünkü insanlığın ilkgıdası sebze ve ot; hayvanla beslenme daha sonraki kültürdür. Fakat etlebeslenme öyle baskın gelmiş ki "etsiz sofraya sofra dememe"ye kadar gelmişiz.

EgeBölgesi yemek konusunda daha iyi bir yemek rejimi tutturmuştur. Çünkü Ege'deneredeyse yılın 12 ayı, sebze ve özellikle ot yemekleri yapılır.

21Ekim günü gerçekleştirilen organizasyonun etkin isimlerinden biri olan Timur Kocabıçak 'ı zaten sosyal medyadantakip ediyorduk ve paylaştığı harika ot yemeklerine de hayrandık. Şimdi TimurKocabıçak'ın, haftanın belirli günlerinde atölyede Muğla yemekleri yapacağınıöğrendik. Muhtemelen, yemeklerin çoğu sebze ve ot ağırlıklı olacaktır.Üniversitemizde hizmetli olarak çalışan FatmaMersin , 2007 yılında ot ve çıntar yemekleri kitabı hazırlamış; bizler dekontrol etmiştik ama maalesef kitap basılamadı. İnşallah himmet sahibi birşahıs veya kurum çıkar da kitabı basar.

Yemeklerinön plana çıkarılması, şehirlerin marka değerinin oluşmasına katkıda bulunur.Mutlaka Muğla yemeklerinden birinin veya bir kaçının ulusal ve uluslararasıölçekte tanınır hale getirilmesi gerekir. Benzer yemekler her şehrimizdeolabilir ama bunu markalaştıran kazanır. Mesela zeytin pek çok şehrimizdeyetişiyor ve birkaç yerde marka değeri taşıyor ama Milas Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Sayın Reşit Özer , canını dişine takarak zeytinin Milas için bir markadeğeri olmasını sağlıyor.

Mutfakkültürü, sadece mutfakta pişirmek ve sunmakla olmaz; yetiştiricilik de teşvikedilmeli. Yani, ham madde de bu şehrin ekonomik girdileri arasında ter almalı.Bunun için de örnek yetiştiriciler organize edilmelidir. Geçen haftaMuğla'mızın saygı ve sevgiyle Yad ettiği İl Emniyet Müdürü Muhittin Yegül ile teşehhüt mikdarı konuştuk. O kısacık sohbeteneler sığdırdı müdür bey, neler!... Sakarya'da 30 dönümlük bir arazi satınalmış ve orada hem ticarî hem de yemelik meyveler yetiştirip aynı zamanda yörehalkına iş imkânı da sağlıyormuş. Bir de "ata tohumu" üretiyormuş ki Muğla'yada göndermiş. İşte böyle gönüllü üreticilerle bir atmosfer yaratarak mutfağıbeslemek lazım.

Afişteadı vardı ama etkinlikte üniversiteyi göremedik. Turizm Fakültesi'ninGastronomi Bölümü, yerel imkânlarla evrensel damak tadını yakalayacak projelerüreterek bu tür etkinliklerde yer almalı.

Gelelim,organizasyon konusuna.

Herşey güzeldi de bu etkinliğin Perşembe günü yapılması yanlış olmuş. İnsanlarıngelmesi hesaplanmış ama kusura bakmayın, gene "sen, ben, bizim oğlan" vardıkorada. Şahsen ben araçla gelmek mecburiyetindeyim; çünkü sol bacağımda damartıkalı. 300-500 adım atınca yürüyüşüm aksamaya başlıyor. Saburhane'yeyaklaşırken, 2 ayrı sokakta insanların park yeri ve manevra tartışmasıyaptıklarını gördüğümce, usulca geri döndüm ve arabamı uzak bir yere park ettimneredeyse taksi tutarak Saburhane'ye gelecektim. Demek ki, mutfak kültürüetkinlikleri cinsinden yeşillikler yapalım ama daha önce halledilmesi gerekeniş, o civarda bir otopark yapılmasıymış. İnşallah o da yapılır.