“Çocukluğumuzu besleyen düşsel öğeler içimizdeki “insan”a seslenen insan kimliğimizin temel taşlarıdır.”
Okumak ne kadar kıymetli ise okur olmak ise apayrı bir kıymette aslında. Her okuduğumuz başka bir okurun paylaşımları aslında. Sonuçta her yazar da bir okur değil mi? Bu âleme misafir olduğumuz için bir misafir gibi okumalar gerçekleştiriyoruz aslında. Her yaşadığımız an bir yenilenme aslında. Bir de farkında olsak.
İşte bu farkına varma ya da bulunduğun yerden eşiği geçip başka bir yere geçişte okumanın kazandırdığı ayrıcalıkları yaşıyoruz aslında. Okuma demişken yaşanmışlığın yazılmışlıklarını okumaktan bahsetmiyorum. Okumanın ötesini kastediyorum. Her şeyde bir öte vardır ya. Fizik ötesi, mor ötesi… Asıl ötelerde olan hakikatin tamamlanmışlığını yaşatır bize.
Kitap dostlarımız bizi besler, hayata farklı pencerelerden bakmamızı sağlar. Hatta yeri gelir kendi sesimizi, kendi ışığımızı, kendi rengimizi bulmamıza rehberlik eder. Ya ötesi… Ötesi ise okumanın farklı bir boyutudur. Hayatı, âlemi, insanları okumak yani yaşamak. Yaşarken hayatı içine almak, hayatı içinde yaşatmak. Mesela içindeki vatanı yaşatmak yani çocukluğunu.
İçimizdeki çocukla yaşamak aslında hep tazeler bizi. İçimizdeki safiyeti yok etmemize engel olur masallar. Masallar bizi benliğimizin özüne yolcular. Oraya gidip aynada asıl belleğimizi görmemize yardımcı olur. O zaman bir yerde masal başlamalı, bir yerde masal devam etmeli.
Masallarda zaman ve mekân yoktur. Masallar zamansız ve mekânsızdır. Masal okuduğumuzda hangi yaşta olduğumuzun, hangi mevkide olduğumuzun ve bizi sarıp sarmalayan tüm sıfatlardan azat oluruz. Masalların öznesi “insan” olan ve aynı zamanda insanın “an”ın oyuncusu olduğunu hatırladığı idealler âlemine dönüş yaparız.
Mitoloji, metaforlar, semboller, aktarımlar, benzetmeler hep masalların saflığında, arınmasında insan belleğini besleyen unsurlar olarak karşımıza çıkar.
Çocukluğumuzu besleyen düşsel öğeler içimizdeki “insan”a seslenen insan kimliğimizin temel taşlarıdır.
Çocukluğumda dinlediğim Muğla’ya Asar dağının eteklerinden asasıyla kaza kaza suyu getiren Şemsi Ana’nın hikâyesi belleğime neler katmıştı neler. İnsanlık için mücadele eden, karşılıksız veren ve susuz kalmış yürekleri suyun rahmeti ve şifasıyla buluşturmanın aktardığı güzelliklerin bir değer olarak ne kadar kıymetli olduğunu söylemek yeterli olur diye düşünüyorum.
İşte size okumaktan çok ötesi doğrudan bellek aktarımına kaydedeceğimiz masalı besleyen güzelliklerin kalıcılığı. Çocukluğumuz vatanımızdır. Vatan, bizim karakterimizi, kimliğimizi ve “insan”a dair tüm hasletleri beslemez mi? Çocukluğumuzda kazandığımız hiçbir şeyden ömür boyunca vazgeçemeyiz. Bütün değer yargılarımızın sigortası çocukluğumuzda belleğimize aktardığımız kaynaklardır.
O zaman masalların yaşı yoktur diyelim. Çocuklarımıza masal okumayı ihmal etmeyelim. Onlara masal okurken içimizdeki çocuğu da uyandıralım. Hem evladımıza masalların dünyasındaki saflık, temizlik ve idealler âleminden köprüler kuralım. O köprülerden “insan”a dair hasletleri belleklerine nakış nakış işleyelim. Biz de ne zaman sıkılsak, hayatın rutininde boğulduğumuzu hissetsek bizi masalın dünyasına götürecek her türlü kitabı okumaya yönelelim.