İnsan yaşadıkça öğreniyor, öğrendikçe şaşırıyor. Olgunlaşma biraz da böyle bir şey olsa gerek. Çünkü her kuru lafın icraat olmadığını hayatın gerçek değerleri itibariyle ancak doğru yaşanarak kıymetli olabileceğini görüyoruz. Bu meseleyi bir yaşanmışlık sonucunda bir kez daha idrak ettim.
Geçen günlerin birinde bazı ihtiyaçlar için markete girdim. Birkaç gıda ve temizlik malzemesi alıp kasaya yöneldim. Elimdekileri bıraktım. Kasiyer gıda ve temizlik ürünlerini birer birer elektronik ortamdan geçti. Ellerini kavuşturup 560 TL efendim, dedi. Hemen cebimdeki paralardan sayıp uzattım. Para üzerini verdi. Aldıklarımı özenle poşetlemeye koyuldu. “Alışverişin fişini alabilir miyim?” dedim. Pos makinesine uzandı. Kısa süre içinde bana bir fiş verdi. “Hayırlı işler.” deyip poşetleri yüklendim. “Geriye kalanları almaya döneceğim.” dedim. Şimdiye kadar her şey normaldi ve mesele tam burada başlıyordu. Poşetleri arabaya bırakıp fişe göz attım. Bir de ne göreyim. Fiş 100 TL eksik kesilmiş ve Kdv 0 gözüküyordu. İçimde bir sıkıntı oluştu. Kafamdan türlü senaryolar geçti. Kısa süre sonra tekrar dükkâna girdim. İçimde tutamamıştım. Fişi gösterip “Böyle fiş kesilmez. Kdv’si olmayan fiş mi olur?” dedim. Bir sessizlik oldu. Bir şey diyemedi. Poşetleri aldım ve çıktım. İçimdeki sıkıntı arabada daha da büyüdü. Memleketin ahvalini düşündüm. İşte o an adam ve birkaç senaryo aklıma geldi.
Senaryo-1 Akşam haberlerini izleyen adam iş adamını güzel bir mekânda dostlarıyla görünce mırıldanır. “İşte bu adamların hepsi memleketi yiyip bitiriyor. O yemesin de ben mi yiyeyim. Kim bilir kimlerin parasını cukkaladı. Ortalık vurguncu dolmuş kardeşim.” diyerek iyice sinirlenir ve televizyonu kapatır.
Senaryo-2 Birkaç gün sonra aynı adam kamu dairesine evrak işleri için vardığında gişenin birinde boşluk görür. İşleri biraz uzar. Neyse bir yarım saat içinde evrak işleme konur ve imzalar atılır. İşi görülmüştür. Lakin sıkıntısı geçmemiştir. Dışarı çıkınca köşedeki çayevine uğrar. Çaycıyla ahbaptır. “Şu memurlar var ya memurlar hiç iş yapmaz. Gişeler bomboştu akşama kadar bekledim. İşim zor görüldü. Torpille mi girdi ne. Atacaksın bunları.” der öğle vaktinde. Çaycı ise her gün buna benzer anlatılar dinlemekten sıkılmıştır. Geçiştirir.
Senaryo-3 Adamın yolu kahvehaneye düşer. Bir masaya oturur. İki kişi daha vardır. Onlara da çay söyler. Kısa hoşbeşten sonra gazeteyi önüne çeker ve okumaya başlar. Belediye başkanı yeni yapılan belediye binasının açılış töreninde konuşmuştur. Boy boy fotoğraflar ve uzun bir haber metni vardır. Okur ve gazeteye sinirle vurur. Ardından masadakilere döner. “Kim bilir ballı ihale kime gitti. Bu belediye başkanı menfaati olmasa o koltuğa oturur mu?” der. Masadakiler cılız bir iki cümle söyler. Devam eder. “Memlekette ahlak kalmamış, millet hırsız, uğursuz olmuş.” der. Çayını yudumlayıp kalkar.
Senaryo- 4 Pazar alışverişi için tezgâhları dolaşır. Meyvelerden ve sebzelerden poşete doldurur. Her tezgâhta söylenir. Kazıklıyorsunuz adamı, der. Tezgahtar itiraz etse de ikna olmaz. Ardından ekler “Zaten hormonlu, zehir gibi gıdaları tüketiyoruz. İnsanlar sahtekâr olmuş. İnsan zehirliyor.” der. Mırıldanır. Üç beş poşet sebze ve meyveyle pazardan çıkar.
Aslında senaryolar çok fazla uzar gider. Fakat ana kahraman insanların kendisinin yansıması olduğunu fark etmez. Herkes kötüdür. Musibetler ve pislik her yeri sarmıştır. O ise ışıl ışıldır. Söylemekten ve dile gelmekten hiç çekinmez. Kötülükler onun sözüyle dile gelecek ve dürülüp atılacaktır. Ne var ki kendisinin de aynı vasatın içinde olduğunu dile getirmez. Aslında haykırmak lazım. “Sensin sen!” diye. Çünkü senaryodaki olumsuz karakterler aynı ruh iklimine sahiptir. İnsanoğlunun en büyük girdabı kendi erdemler sınavını vermeden başkasını sürekli sınava sokmaktır. Sınav elbet hakkımız ama önce vergimizi ödeyelim. Sonra sınava tabi tutarız.