Modern zamanlar insana sürekli yeni kimlikler veriyor. Her geçen ayda, mevsimde ve yılda nur topu gibi ilgilerimiz ve arzularımız doğuyor. Çikolatalar, süpürgeler, yemek pişirme gereçleri, telefonlar, içecekler… Böyle bir sürecin yeme kültürünü de etkilemesi doğal olarak beklenir ve nitekim de öyle oldu.

İnsanlık kendi medeniyetine dair sofra kültürü ve atıştırmalık yeme kültürü arasında gidip geliyor. Bu bazen zorunlu bazen de gönüllü olarak meydana geliyor. Sorun şu ki geleneksel sofra kültürünü terk aynı zamanda kimliksizleşmeye de yol açıyor. Aslında bu kimliksizleşemeye küresel medeniyet diyebiliriz. Her şeyi silikleştiren ve hızlıca tüketilmesini tavsiye eden bir dönemdeyiz. Değer yargıları yok edilirken bize sunulan dayatmanın gönüllü zorunlusu haline geldik. İnsan durup düşünse başına gelen felaketi anlayacak ama durmaya da izin vermiyorlar. Bu küresel medeniyetin alt kültürü de yemek üzerinden hamburger medeniyeti olarak tanımlanabilir.

Hamburger medeniyetinde hızlıca tüketmek nihai bir amaçtır. Özellikle törene gerek duymaz. Örneğin sofra adabında sofra etrafında toplaşılır. Bizim kültüre göre önce büyükler başlar. Ardından Bismillah denir ve kaşık sallanır. Hamburger kültüründe ürün alınır. Bir köşede bulunan masada, yolda, arabada her yerde yenilebilir. Böylece toplum kaynaşmasına gerek yoktur. Efendim sosyal yaşam, paylaşma demeyin. Bu medeniyette o yasak.

Hamburger medeniyeti seçenekleri sevmez sadece kendisine ilgi ister. Bugün küresel markalar ve yerel birçok işletme bu alanda faaliyet gösteriyor. Şurası da gerçek ki küresel markalar pazarın tek hakimi yerel esnaf veya firmalar pastadan çok küçük pay alıyor. Böylece sermayenin tek elde toplanması sorunu ortaya çıkıyor. Zaten istedikleri de bu. Bir yerlerde okumuştum, duymuştum. Eskiden yerel lokanta sahipleri yemek bitince dükkânı kapatırmış. Geleni de başka yere yönlendirirmiş. Unut onları. Küresel hamburger medeniyetinde böyle şeyler olmaz. Önce açar, en son kapatır ve hep kendisinden tüketilsin ister.

Hamburger medeniyeti zengin beslenmeye de karşıdır. Burger içinde ya kırmız et ya da tavuk vardır. Seçim senin. Bugün orta ölçekli bir lokantada bol çeşitli çorba ve ev yemekleri vardır. Kişi istediği yemeği seçer ve karnını doyurur. Hamburger medeniyeti reklam ve gösteri illüzyonu bu vasatlığa rağmen ilgiyi kendine çeker.

Hamburger medeniyeti sağlık meselesinde soru işaretidir ve obeziteye davetiye çıkarır. İçindeki marul dışında her şeyin fabrikasyon olduğu bir tüketim kültürüdür. Yenildiğinde hemen acıktırır. Şişlik hissi yaratır. Bağımlılık da yapar. Efendim kuru fasulye pilav turşu gibi değil mi? Değil tabi ki çünkü o hakkındaki iddiaları bile umursamadan agresif şekilde büyür.

Hamburger medeniyeti insana sahte rütbe verir. Oraya giden mutludur. Özçekim yapar sosyal medyaya koyar. Kendini gösterir. Ayrıca teknolojik nesneleri açtığında hemen onun reklamı düşer. Bir nevi merhabalaşırız. Lokantaya gitsem olmuyor mu diye sorma bana. Orada eski sandalyede nasıl fotoğraf çekileceksin. Salih’in Yeri Lokantası’nda yemek yedim dersen millet ne der? Utanırsın kendinden, özünden…

Çok şükür ki son dönem yöresel yemek mekanlarını da tanıtan bireysel çalışmalar görüyoruz da yüreğimize az da olsa su serpiliyor.

Küresel hamburger medeniyeti kendi tapınağında(!) tüketicinin bir araç olduğu, kimliksiz ve hatta yalnız bir tüketici istiyor. Değerlerini soyunup öyle hamburgerin başına oturmalısın. Yoksa aforoz edilirsin.

Yemeğin kutsallığı, paylaşma, temiz gıda, sofra adabı mı istiyorsun? Öncelikle küresel hamburger medeniyetini terk etmelisin.