Önümüzde yerel seçimler var. Türkiye yeni bir seçime daha hazırlanıyor. Nicesi adaylık telaşında. Muhtarlıktan büyükşehir belediye başkanlığına kadar birçok noktada kıyasıya bir rekabet yaşanacak. Bazıları için tek hedef başarmak, bazıları için ise ne pahasına olursa olsun kazanmak.

Malum yıl sonu yaklaşıyor. Bütün kurum ve kuruluşlar cari yıla ait hesaplarını bağlayıp kârlılık oranını hesaplama telaşında. Yeni yıla daha fazla kâr, daha büyük bütçe ile girmek tek hedef. Birçok yönetici, süslü cümleler ve renkli grafikler ile başarılarını üstlerine anlatmanın hesabında.

Bireysel anlamda ise birçok insan büyük hayaller ve hedefler ile yeni yıla girme hazırlığında. Sağlık, mutluluk, iyi bir yaşam, iyi bir kariyer ve tabii ki her ne şekilde olursa olsun başarı isteniyor.

Evlenme, sınavda başarılı olma, iş bulma, terfi etme, iş kurma, iş yerini büyütme, çocuk yapma, tatile çıkma, yeni bir yatırım yapma, evini/arabasını yenileme, çocuğunu evlendirme...

Kısacası hepimizin bir hayali ve hedefi var. Bu çok normal, hayatın olağan akışına ters bir durum da yok.

Sıkıntı/sorun tam da bu noktadan sonra başlıyor. Başarıyı hâkim değer olarak kabul eden ve “ne pahasına olursa olsun” başarıyı gözleyen insanın, kendine ve başkalarına verdiği zararı görmeden/görmezden gelerek yolunda ilerlemesi...

Başarmaya odaklanan insanların, inancına ve değerlerine uymayan yollar/yöntemler ile insani ve ahlaki düzlemden uzaklaşması...

Öyle ki başarılı olma arzusunun, “ne pahasına olursa olsun” başarılı olmaya engel değerlerin önüne geçmesi. Kârlılığı yükseltme hedefinin, “hangi yolla” kazanıldığını sorgulayan ahlakın önüne geçmesi. Dereceye girme, terfi etme ve kazanma gayesinin; bunun “nasıl” elde edildiğini soran vicdanın önüne geçmesi...

İşte bu nokta; “ne pahasına olursa olsun” kazanma düşüncesi ile bir vahşi hayvan gibi yırtıcı, bir yılan gibi sinsi olabilen insanın kazanırken kaybettiği nokta.

İşte bu nokta, “ne şekilde olursa olsun” terfi etme hırsıyla hareket eden insanın insani ve ahlaki anlamda feci alçalışlara geçtiği nokta.

İşte bu nokta; “ne yolla olursa olsun” satışını ve kârlılığını artırmak isteyen esnafın/şirketlerin gramajdan çalarak, çalışanların emeğinden çalarak yani başkalarından eksilterek kendisinde olanı artırmaya odaklandığı nokta.

İşte bu nokta, bir şekilde seçimi kazanmak için gözünü karartıp sahaya çıkan adayların; seçimi kazanırken, dünyasını kazanırken, itibarını artırırken ahiretini ve şahsiyetini kaybetmeye başladığı nokta.

Yani kazanırken kaybetmek… Yani yükselmek istedikçe alçalmak… Yani elde ederken elinde olanı kaçırmak... Bütün bunların sebebi ise başarıya/hedefe “muhakkak” ulaşmak düşüncesi...

Hayatın her alanında bu sakat düşünceden hareketle kendi fikrini, projesini, ürününü pazarlamak için başkasını karalamaktan, diğerine iftira/çamur atmaktan, kendine yol açmak için başkasına çelme takmaktan çekinmeyen o kadar çok insan var ki. Adeta kabı delikler diyarındayız.

Başarının yalnızca maddi ölçülere indirgendiği bir dünyada, yine aynı maddi ölçüler itibarıyla başarısız gözükmek, modern çağın manevi/ruhi değerlerini kıstas olmaktan çıkaran insanına ağır geliyor. Bunun içindir ki insan çoğu zaman dünyalığa tamah ederken kaybediyor. Yükselmeyi hayal ettikçe uçurumlara savrulup gidiyor. Elindekilere ilave etmeye çalıştıkça elinde olanı da kaybediyor.

Bunun tersi de mümkün: Kaybederken kazanmak...

İlla kazanmak, birinci olmak, terfi etmek gerekmiyor. İkinci olmak, ikinci sırada olmak, ortada bir yerlerde olmak da değerli. “Ne pahasına olursa olsun” başarmak bir tarafa, listede olmak da değerli.

Gerçek şu: Kabı delikler diyarında kazanmak bir marifet değil.

Bu gayrı insani ve ahlaki zeminde “ne pahasına olursa olsun” şahsiyetini/yerini koruyabilmek en büyük başarı. Bu kaygan zeminde, kazanayım derken kaybetmemek en büyük erdem.

Ha bu arada kazanmak için değil, kaybetmek için yola çıkanlar da yok değil. İnşallah haftaya bu konuda bir yazı yazmak zorunda kalmam…

27.12. 2023