Sokaklar aşıp insanları gözlüyorum. Her yerde bir yorgunluk herkeste bir kaybetmişlik hissi var. Çözemiyorum. “İnsanoğlu umutla doğar, umutla yaşar diye.” iç geçiriyorum. Ne var ki sözlerim ağzımda kalıyor. Karamsar olmak istemiyorum. Hani umut demiştik ya onu arıyorum. Umudu kaybetmek de istemiyorum. Acaba sadece bizde mi böyle diyorum. Televizyon, bilgisayar, dergiler, gazeteler, filmler, diziler dünyanın her ülkesini tarıyorum. Yok azizim hep aynı hepsi aynı.

“Efendim refah seviyesi yüksek ülkeler var, onlardaki tebessümü görmüyor musun?” diyorlar. Bir bilsen suretlerin ardındaki yıkımları. Ondan mı yalnızlıklar için bakanlıklar kuruluyor, ondan mı intihar oranları bu tip ülkelerde fazla, diyorum. Pamuk ipliğine bağlı anlaşmalarla yükselmiş refahların ardındaki bireyin hikayesi filmlerde, kitaplarda bolca anlatılıyor zaten.

Kaybolan insanlık manzarası yeni mi diye soruyorsun bana. Değil aslında. İnsan her çağda kaybediyordu ama bu çağda biraz daha fazla kaybediyor. Belki insan kaybetsin isteniyor.

“Neleri kaybetmiş?” diye soruyorsun. İşte onu da beraber düşünelim.

Erdemler insanın var oluşuyla beraber ortaya çıkmıştır. O günden beri oluşan tüm temel yasalar erdemler üzerinden oluşur. Çünkü insan öznedir. Erdemler kayboluyor, diye sızlanıyorsun. Doğrudur azizim. Çünkü insan bencilleşti, menfaat deryasına daldı. Çıkmak kolay mı sanıyorsun?

İnsan yalnızlaşıyor. Kimisi hiç insana dokunmadan kendine ait bir dünya istiyor. Kimisi de sitelerin içinde çevrilmiş yüksek duvarların ardında kendine benzeyen insanlar dışında kimseyi görmek istemiyor. Şikâyet ediyorsun biliyorum. Hani o eski komşuluklar diyorsun. Nerede benim akrabalarım, dostlarım, eski arkadaşlarım diyorsun azizim. Belki de bir bayram günü zilin hiç çalmıyor. İnsan yalnızlığı ve büyük gururu seçti. Kimsesiz kendi krallığını kurdu. Taa ki kaybettiği günü anlayana kadar böyle devam edecek.

Sohbet bitmiş diyorlar. Öylece sıcak samimi karşılamalar gitmiş, yerine menfaate ve hiyerarşiye dayalı sohbet gelmiş diyorlar. Biter azizim sohbet kötülendi bir kere. Sana sosyal medya yeter. “Hem de herkesle konuşulmaz.” dediler. “Haddini bilsin, ne münasebet.” dediler. Selamı sabahı kestin. Bir gün bir selam duyup bir kapı zili çalsın diye bekleyene kadar böyle gidecek.

Modern zaman rahatlık zamanı diyorlar. Öylece zorluklar geride kalmış. Robotlar üretecek. Biz rahata ereceğiz. Elimiz sıcak sudan soğuk suya değmeyecek diyorlar. Biliyorum için sıkılıyor azizim. Olmaz olmamalı. İnsan bu dünyanın öznesi teknolojinin hâkim olduğu dünyada yarın insana ihtiyaç olmazsa diyorsun.

Gıda bozulmuş, hava bozulmuş, su bozulmuş… Yarın ne olacak diyenler de oluyor. Büyük çoğunluk sessiz ve tepkisiz ama herkesin ruhunu okşayacak günlük ve geçici heyecanları var. Yarın mı onu yarın yaşayıp göreceğiz, diyorlar.

Sanat kan kaybediyormuş. Sinema insandan ırak olmuş. Edebiyat da ihtirasa kurban gitmiş. Heykel, resim siyasete malzeme olmuş diyorlar. Haksız değiller. Çok oldu sanatın gerçekten kopalı azizim. Sen istiyorsun ki sanatın öznesi insan olsun varsa bir sorun onu çözsün. Çok geç kalmadan benim de böyle bir temennim olsun.

Din insanların hayatında pek de yer etmiyormuş. Bir kısım insan ateist, deist olurken bir kısım insan da pagan inanışların peşindeymiş. Hintlilerin kutsal inek inanışını da aşacak ritüellerle ruh arındırma seansları yapılıyormuş. İnanan insanlar da inanç değerlerini pek yerine getirmiyormuş, azizim. Boşluktalar demiştin ya sebep sorma cevabı da burada.

Sonuçta insan kayboluyor azizim. Kendinden veriyor. Kendinden kaybediyor bazı şeyleri. Yerine teknolojinin geçmesine de razı oluyor. Haksızlıklara, yalnızlıklara, zorluklara, kötülüklere karşı koyamıyor bile. İnsan iddiasını kaybetmek üzere. Umut demiştik ya bir oradan yakalayalım. Yoksa insan kayboluyor, güzel insanlarla beraber olup bulalım azizim!