Değerli dostlarım, gerek insanlarla olan ikili ilişkiler ve gerekse kalıcı eserler bırakarak göreve getirildiği dönemden sonra da sonraki nesiller tarafından unutulmayan, yaptıkları çalışmalar sonucunda mensubu olduğu halka bir şekilde dokunma fırsatı bularak iz bırakan büyüklerimizden söz eden yazı dizilerimize devam ediyorum.

Bugün ilçem Ula’da herkesin yakından tanıdığı ve gönülden muhabbet ettiği bir isimden söz edeceğim. Gerçi bilenler bilirler ama bendeniz ile “kan ve can bağı” olması dolayısıyla hem daha yakınında durmamdan dolayı bilinenleri değil de hayatımıza ve bilhassa gençlerimize ışık tutması amacıyla kısa kısa izah etmeye çalışacağım Merhum Hacı Hafız Mustafa Armutçuoğlu Hocamızı.

İstiklâl Savaşı Gazisi Dedem  Merhum Bekir Çavuş’un oğludur. Hicrî 1330 Miladî 1914 doğumludur. Merhum Bekir Çavuş Dedem hem Garp (Batı) hem de (Şark) Doğu cephesinde savaşmış bir mücahittir. Çanakkale’de Gazi olmuş, Tebdil-Hava (hastalık izni) olarak Ula’ya gelmiş ve iyileştikten sonra yine cepheye vatan müdafaasına koşmuş bir mücahittir. Onun torunu olmaktan onur ve gurur duyuyorum. Mekanı Cennet eylesin. Tüm Şehitlerimizin mekanı Cennet olsun inşallah.

Merhum Hacı Hafız Mustafa Armutçuoğlu, 6-7 yaşına gelmiştir. Artık Millî Mücadele kazanılmış ve sağ olan askerler evlerine dönmektedirler. Merhum dedem de evine döneceği haberi gelir Ula’ya ve ailesine. Merhum Ninem oğlunu yol karşılaması için aynı yaşıtları olan Halaoğlu ile birlikte Sarıgadı Mescidinin önüne çıkarlar. Acep baba oğlunu tanıyabilecek midir diye. Baba harpte. Oğlu da 7 yaşına gelmiş.  Merhum Dedem Sarıgadı Mescidine gelir ve hiç tereddüt etmeden oğlu Mustafa’yı kucaklar sever sever ve okşar. Büyük bir mutluluk yaşanır evde. Savaş yıllarından sonraki zor ve sıkıntılı yıllar da olan hadiseyi Merhum Ninem Aynımah Hatun ağlaya ağlaya anlatırdı.

İlk mektepte (İlk Okul) okur oğul Mustafa. Kıtlık ve yokluk var. Baba vatan savunmasından gelmiş. Evlerinde nüfus var. Gelir getirici ve çalışma sahası son derece kısıtlı o yıllarda ilçem Ula’da.

İlk mektep bittikten sonra oğul Mustafa hemen babaya yardımcı olmak için çalışmalara başlar. Öncelikle evde bez dokuma tezgahları vardır.  Bez dokuma tezgahının birine geçer ve bez dokumaya başlar oğul Mustafa. Zor yıllar olarak anlatırdı merhum ninem ve sonradan da kendisi bizlere.

Ula’da Ayakkabıcılık son derece revaçtadır o yıllarda. Elde dikme ayakkabı imalatçıları diyelim biz o ustalara. Arasta diye işyerleri vardı. Orada dükkan olması ve sermaye olması gerekiyordu. Önce yakın arkadaşı ve akrabası merhum Kazım Yamasan ile birlikte Maden’e Sıtkı Koçmanın Krom madeni ocaklarına giderler. Sonra aynı kişiyle at ve katır sırtında manifatura eşyasını Köyceğiz-Karaçalı ve Karaçalıya bağlı (şimdiki Dalaman) köylere para olmadığı için arpa, buğday ve mısır ile takas ederek, sonrada takas ettiği yulaf, arpa, buğday ve mısırları satarak kazanç etmeye başlar. Uzun yıllar devam eder. Askere gider oğul Mustafa. Askerde Jandarmadır. Vatanî görevini tamamlar ve evine döner. Bu defa babası ile birlikte Sığla yağı için “Günlükçülük” tabir edilen Ula’da da oldukça revaçta olan çalışmaya gider Köyceğiz ve çevresine. Birkaç dönem devam eder bu çalışma. Bu arada Kur’an’a da çok aşık olduğu için boş zamanlarında merhum Hüseyin Hoca’dan dini tahsil alır oğul Mustafa.

Merhum Bekir Çavuş Dedem’in arı kovanları avlusu olmuş ve çalışmaktadır. Hemen babasının yanında çalışmaya başlar. Bir yandan da Kur’an tahsili devam etmektedir. Oğul Mustafa’nın okumaya çok hevesi vardır ama evinde tek oğludur. Babası (Dedem dışarıya gitmesine müsaade etmemektedir.  1948-1949 Yıllarında oğul Mustafa tahsil için mektup yazar Burdur’a. Burdur’dan cevap gelir gel diye. Ama Gazi Dedem izin vermemektedir. Bu arada da çiftçilik ve diğer işlerde çalışmaya devam eder oğul Mustafa.  Oğul Mustafa camide görev almak istemektedir. Bir aile dostunun yardımı ile namı diğer Osman Hoca, Osman Ural’ın ikna edilmesi sonucunda oğul Mustafa okumaya başlar Ula’da. Hocası Müderris Bekir Oğlu yine müderris Osman Ural Hocamız. 1952 Yılı 1 Haziran (aynı zamanda Ramazan’ın da ilk günüdür)  günü Ağalar Camisinin anahtarını teslim alarak göreve başlar. Hafız olmuştur Oğul Mustafa. Evli iki çocuk babası ve 38 yaşında Hafız olmuştur. Ağalar Camiinde 65 yaşına kadar görev yapmış olup Hacı Hafız Mustafa Armutçuoğlu, hiç izin hiç rapor almamış ve görevini hiç aksatmadığı gibi gecikmemiştir. İmam Hatipliğinin yanında Vaiz hocalığı da yaptı Oğul Mustafa Hafız. Binlerce talebe okuttu. Gerek Kur’an Kursunda ve gerekse evinde ücretsiz ve meccanen hiç karşılık beklemeden herkesi ama herkesi okuttu. Ula’da Merhum Hacı Hafız Mustafa Armutçuoğlu’ndan okumayan (Dinî bilgiler anlamında) çok az kişi vardır diyebilirim. Yaş haddinden emekliye sevk edildikten sonra önce yani Koçarlı Camiinde, sonra da Sarıgadı Mescidinde İmam Hatiplik görevini sürdürdü ve okumak isteyene de evinde hep okuttu hep okuttu. 27 Temmuz 2001 Tarihinde Perşembe’yi Cuma’ya bağlayan sabaha karşı çok sevdiği Rabbı’na kavuştu. Allah’ım mekanını Cennet eylesin. İbretlik bir hayat hikayesi, yaşanmış ve hepsi gerçek.

NOT: Yazımın içinde Ula’daki arastadan söz ettim.  Önceki gün o arasta ustalarından Yemeneci Süleyman Karabaşoğlu 91 yaşında fani alemden ebedi aleme göçtü. Garabaşın Süleyman diye de iz bıraktı. Mekanı Cennet olsun.

Hoşça kalınız. Sağlıcakla kalınız…