Bir şekilde iletişim kurduğumuz birçok insan, ilk fırsatta bizikendi dünya görüşü ya da ideolojisi doğrultusunda değiştirmeye çalışıyor.İletişimden anladığımız etkilemek ve değiştirmek.

Bu değişimin daha kolay yoldan olması için de onu suçlamak; onasuçluluk, yetersizlik, yalnızlık ve günahkârlık hissi aşılamak...

Oysa insanın varoluşu değerlidir. Herkes dünyaya geldiği o safhali ile özel ve değerlidir. O saf ve duru hali başkasına benzetmeye çalışmak,değiştirmeye çalışmak; başkalarını kendi ideolojisi doğrultusunda düşünmeye vedavranmaya zorlamak ise bir müdahaledir. İnsanı bir başkasına benzetmeyeçalışmak ve başka bir ideolojinin kuyruğuna bağlamak, varoluşumuza karşı birihanettir.

Diğer taraftan kimseye benzemeye çalışmamak, kendisi olarakkalmak, kendi varoluşunun tekamülü için çalışmak insani bir tavırdır. Çünküvaroluş her an yenilenen bir akıştır.

Herkesin özünde sınırsız bir potansiyel ve önünde sayısız birfırsat alanı vardır. Bu potansiyel ve fırsat genişliğine rağmen insanları darbir alana hapsetmek ve bu sınırsız potansiyeli daraltmak insana yapılan enbüyük kötülüktür. Bu dayatmanın ileri boyuta taşınması ise şiddettir.

Kendisine bir ideoloji dayatılan kişi; o ideolojiye kendiniadadıkça yeni bir ideal üretecek, dayatılan inanca bağlı alt bir ideolojigeliştirecektir. Yani fanatik, kraldan çok kralcı olacaktır. Bir süre sonra dabütün farklılıklara karşı kör ve sağır olacaktır.

Yapay, sahte, samimiyetsiz ve bencil insanlar ordusuna bir neferdaha.

Çocuğu, öğrenciyi, çalışanı; bahar çiçekleriyle bezenmiş kırlarasalıvermek varken, bir ideolojinin çıkmaz sokaklarına sokup kör ve sağır birkonformist yapmak neden daha çok tercih edilir?

İnsanın özünde var olan güzelliklerin filizlenmesine ve çiçekaçmasına ortam hazırlamak, bütün bahar çiçeklerini tek tek koparmaktan daha mızor?

O toprakta ve o iklimde o çiçeğin yetişip yetişmeyeceğini bilmedenoraya kendi çiçeğini dikmek ve büyüsün diye her gün sulamak çare midir?

Her gün sulanan çiçeğin kök çürümesi, öz erimesi önlenebilir mi?

Taklide zorlamak, özendirmek, istemediği şey olmaya zorlamak vesahte bir yaşama alıştırmaya çalışmak. Oysa varoluş ve öz itibariyle hiçbircanlı tekrarlanamaz. Buna ihtiyaç da yoktur. Çünkü Yaradan'ın yaratmasısınırsızdır. Ve tek ve biricik olan her varlık eşsiz bir güzelliğe sahiptir.Bunun içindir ki hiç kimse bir başkasına benzemeye, varoluşunun dışında birkimliğe bürünmeye, sahiciliğinden uzaklaşmaya zorlanmamalıdır. Herkes kendiolmalıdır.

Bir insanı kendi ideolojimize hapsederek ya da birine benzeterekmutlu edemeyiz. Mutluluk, olduğu gibi kabul etmekle mümkündür. Kendi özünden veyuvasından uzaklaşan insan mutsuz olur. Yapay kişilik ve karakter onumutsuzluğa mahkum eder.

Hakiki olmayan mutlu olamaz. Bırakın bu potansiyelimiz yeşersin,fırsatlar çiçek açsın.

Bunu nasıl yapacağız?

İnsanın özünde var olan güzel ahlakı yeşerterek, yeteneklerigeliştirerek.

Özüne güvenerek, rahat bırakarak, uçmasına izin vererek.

Bunun için de anne, baba, öğretmen, hoca, patron, yönetici olarakyol göstererek, ortam oluşturarak, motive ederek, örnek olarak.

Koşulsuz, beklentisiz, çıkarsız ve derin bir sevgi ve bu sevgidenbeslenen bir ilişkiyle onlara yaklaşarak.

Karşılıksız vererek, beklentisizce yardım ederek, nedensizcepaylaşarak.

İşte o zaman insan değişmeye başlar. Ve bu değişim bir gelişimolur. Kendi iradesiyle, kendi özüne bağlı kalarak, kendi potansiyelinikullanarak ve kendi gerçeklerine uygun olarak alınan her yol selamete çıkar.

Çocuklarımızın, öğrencilerimizin, insanımızın özündeki safiyetibozmayalım yeter. Yeter ki o saf zihinleri ve gönülleri ile milli ve manevideğerlerimizle tanışmalarına fırsat verelim.

Onlar bizim gibi olmasınlar. Çünkü biz kirlendik. Biz zehir aldık.Biz, her gün mutasyona uğrayan virüsün aşısını da bulamadık.

06.01.2021