Günümüz çocukları sokaktaoynamanın ne olduğunu bilmese de birçok okuyucumuz kendi çocukluğundan hatırlayacaktır.Oyunların sokakta, mahallenin çocuklarıyla oynandığı dönemlerde bir şekildearkadaşı tarafından hırpalanan, dövülen ya da oyuna alınmayan bazı çocuklarağlayarak arkadaşlarını annesine şikâyete koşardı. Bazıları da ağlayarak anneyeşikâyete koşmak yerine kendi sorununu kendisi çözerdi.

Bir bebeğin baş edemediğibir sorun karşısında ağlamayı seçmesinin nedenlerine baktığımızda, ağlamanınbebeğin bildiği ve yapabildiği en ilkel yol olduğunu görüyoruz. Elinden bir şeygelmeyen bebeğin çaresizlik karşısında başvurduğu bir yöntem. Ağlamak, birbakıma çaresizliğinin bir dışa vurumudur. Örneğin; karnı acıktığında "Acıktım."diyemez. Açlığı ile baş edemediği zaman da çaresiz kalır ve ağlar. Ağlamak, birbakıma yardım çağrısıdır.

Çocukluğun ilerleyendönemlerinde devam eden ağlama davranışı ise doğal değil, öğrenilmiş biryöntemdir. Çocuk, ağlayarak bir şeyler elde edileceğini öğrenmiştir. Böylelikleebeveynlerinin ve yakın çevresinin yanlışları, bebeklikte doğal bir yöntem olanağlamanın öğrenilmiş bir yönteme dönüşmesini sağlar. Kolay yoldan kazanmak yada elde tutmak isteyen çocuk ağlamaya başlar.

Yetişkinliğe gelindiğindebu ağlama davranışı form değiştirir. Sosyal yaşam bilgisi, iletişim becerisi,mesleki bilgi ve deneyimi, özgüveni, temsil gücü zayıf olan bazı yetişkinler;çocuklukta öğrendikleri yönteme başvurmayı seçer. Ağlamak; bilgisizliğin,yetersizliğin, çaresizliğin, zayıflığın dışa vurumudur onlar için.

Bu anlamda ağlamanın yaşı,yeri, makamı, unvanı da yoktur. Ancak yöntemi genellikle aynıdır: Koşarakanneye gitmek. Bu yöntem, iş yaşamında da sıkça başvurulan bir yöntemdir:Koşarak yöneticiye gitmek.

Yaşadığı sorunlarımuhataplarıyla konuşarak çözemeyenler, kapalı kapılar ardında yöneticilerineağlamayı seçer.

Sorununu, sıkıntısını muhatabınaifade etme cesareti olmayanlar; arkadan dedikodu etmeyi, kendi yazdıklarısenaryoları gözyaşları eşliğinde oynayarak başkalarının gözünü boyamayı tercihederler. Koşarak büyüklerinin (yöneticilerinin) yanına gidip onlardan medetumarlar. "Anne, falan oyunumuzu bozuyor"un yerini, "Falan, bizim işimizekarışıyor." şikâyeti alır.

Liyakatsiz yöneticiler deaynı yöntemlere başvurur. Astlarını yönetemeyen, bilgi ve deneyim olarakonların gerisinde kalan, çalışanlarının hızına yetişemeyen yöneticiler de hemenüstlerine ağlamayı seçer. "Anne, falan saçımı çekti"nin yerini "Falan, benimönüme geçiyor." şikâyeti alır. "Anne, falan beni oyuna almadı"nın yerini"Falan, benim otoritemi sarsıyor." şikâyeti alır.

Liyakatsizliğin dışa vurumuolarak bir diğer ağlama şekli ise sürekli söylenmek, her şeyden şikâyetçiolmaktır. Koltuğa oturur oturmaz yardımcılarından, personelinden, halefiyöneticilerden, atandığı şehirden şikâyet etmektir. Bu sorunlarla uğraşmaktaniş yapmaya vakit bulamamaktan yakınmaktır.

Yani ağlayarak geldiğimizdünyada bazıları hayatı boyunca ağlamaya devam eder. Her fırsatta ve her önünegelene ağlayarak.

Bu noktada yöneticilerçalışanların ağlama duvarı, üst yöneticiler de yöneticilerin ağlama duvarıolmamalıdır. Bu makamlar, liyakatsizliğin ve keyfiliğin meşruiyet kazanmasınafırsat vermemelidir. Bunun yöntemi ise makamın gerektirdiği ciddiyet vesorumluluğu sergilemekten geçmektedir.

Makama ve unvana dayalıdeğerlendirmeler ve peşin hükümler yerine her insanın yanlış yapabileceğigerçeğinden hareketle yatay ve dikey sorgulamalar yapılmalı, fikir beyan etmeve karar vermede acele edilmemeli, gerektiğinde tarafları ön kabulsüzdinleyebilmelidir. Ağlamayı adet haline getirmeyenlerin gizli ağlamalarınıduyabilmelidir. Otoritenin korunması adına sorunlar halının altınasüpürülmemeli, yaşananlar görmezden gelinerek "Müdürünle iyi geçin."kolaycılığına kaçılmamalıdır.

Şu fani dünyada unutmamaklazım ki bulunduğu makamlarda uzun süre kalanlar değil, o makamların hakkınıverenler hayırla anılır. Hakkını vermenin yolu ise işte ve yönetimdehakkaniyetten geçer.

Ağlama duvarı olmadan, Hz.Ömer gibi gecenin bir vaktinde gizli gizli ağlayanın sesini duyabilmekgerekiyor.

08.09.2021