İdris Koç

İdris Koç

BAY PROTOKOL
İdris Koç'un ve diğer yazarlarımızın köşe yazılarını ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin

Gizli Gizli Ağlayanın Sesini Duyabilmek

Eklenme : 8.09.2021 00:00:00
Görüntülenme: 489

Günümüz çocukları sokakta oynamanın ne olduğunu bilmese de birçok okuyucumuz kendi çocukluğundan hatırlayacaktır. Oyunların sokakta, mahallenin çocuklarıyla oynandığı dönemlerde bir şekilde arkadaşı tarafından hırpalanan, dövülen ya da oyuna alınmayan bazı çocuklar ağlayarak arkadaşlarını annesine şikâyete koşardı. Bazıları da ağlayarak anneye şikâyete koşmak yerine kendi sorununu kendisi çözerdi.

Bir bebeğin baş edemediği bir sorun karşısında ağlamayı seçmesinin nedenlerine baktığımızda, ağlamanın bebeğin bildiği ve yapabildiği en ilkel yol olduğunu görüyoruz. Elinden bir şey gelmeyen bebeğin çaresizlik karşısında başvurduğu bir yöntem. Ağlamak, bir bakıma çaresizliğinin bir dışa vurumudur. Örneğin; karnı acıktığında "Acıktım." diyemez. Açlığı ile baş edemediği zaman da çaresiz kalır ve ağlar. Ağlamak, bir bakıma yardım çağrısıdır. 

Çocukluğun ilerleyen dönemlerinde devam eden ağlama davranışı ise doğal değil, öğrenilmiş bir yöntemdir. Çocuk, ağlayarak bir şeyler elde edileceğini öğrenmiştir. Böylelikle ebeveynlerinin ve yakın çevresinin yanlışları, bebeklikte doğal bir yöntem olan ağlamanın öğrenilmiş bir yönteme dönüşmesini sağlar. Kolay yoldan kazanmak ya da elde tutmak isteyen çocuk ağlamaya başlar.

Yetişkinliğe gelindiğinde bu ağlama davranışı form değiştirir. Sosyal yaşam bilgisi, iletişim becerisi, mesleki bilgi ve deneyimi, özgüveni, temsil gücü zayıf olan bazı yetişkinler; çocuklukta öğrendikleri yönteme başvurmayı seçer. Ağlamak; bilgisizliğin, yetersizliğin, çaresizliğin, zayıflığın dışa vurumudur onlar için.

Bu anlamda ağlamanın yaşı, yeri, makamı, unvanı da yoktur. Ancak yöntemi genellikle aynıdır: Koşarak anneye gitmek. Bu yöntem, iş yaşamında da sıkça başvurulan bir yöntemdir: Koşarak yöneticiye gitmek.

Yaşadığı sorunları muhataplarıyla konuşarak çözemeyenler, kapalı kapılar ardında yöneticilerine ağlamayı seçer.

Sorununu, sıkıntısını muhatabına ifade etme cesareti olmayanlar; arkadan dedikodu etmeyi, kendi yazdıkları senaryoları gözyaşları eşliğinde oynayarak başkalarının gözünü boyamayı tercih ederler. Koşarak büyüklerinin (yöneticilerinin) yanına gidip onlardan medet umarlar. "Anne, falan oyunumuzu bozuyor"un yerini, "Falan, bizim işimize karışıyor." şikâyeti alır.

Liyakatsiz yöneticiler de aynı yöntemlere başvurur. Astlarını yönetemeyen, bilgi ve deneyim olarak onların gerisinde kalan, çalışanlarının hızına yetişemeyen yöneticiler de hemen üstlerine ağlamayı seçer. "Anne, falan saçımı çekti"nin yerini "Falan, benim önüme geçiyor." şikâyeti alır. "Anne, falan beni oyuna almadı"nın yerini "Falan, benim otoritemi sarsıyor." şikâyeti alır.

Liyakatsizliğin dışa vurumu olarak bir diğer ağlama şekli ise sürekli söylenmek, her şeyden şikâyetçi olmaktır. Koltuğa oturur oturmaz yardımcılarından, personelinden, halefi yöneticilerden, atandığı şehirden şikâyet etmektir. Bu sorunlarla uğraşmaktan iş yapmaya vakit bulamamaktan yakınmaktır.

Yani ağlayarak geldiğimiz dünyada bazıları hayatı boyunca ağlamaya devam eder. Her fırsatta ve her önüne gelene ağlayarak.

Bu noktada yöneticiler çalışanların ağlama duvarı, üst yöneticiler de yöneticilerin ağlama duvarı olmamalıdır. Bu makamlar, liyakatsizliğin ve keyfiliğin meşruiyet kazanmasına fırsat vermemelidir. Bunun yöntemi ise makamın gerektirdiği ciddiyet ve sorumluluğu sergilemekten geçmektedir.

Makama ve unvana dayalı değerlendirmeler ve peşin hükümler yerine her insanın yanlış yapabileceği gerçeğinden hareketle yatay ve dikey sorgulamalar yapılmalı, fikir beyan etme ve karar vermede acele edilmemeli, gerektiğinde tarafları ön kabulsüz dinleyebilmelidir. Ağlamayı adet haline getirmeyenlerin gizli ağlamalarını duyabilmelidir. Otoritenin korunması adına sorunlar halının altına süpürülmemeli, yaşananlar görmezden gelinerek "Müdürünle iyi geçin." kolaycılığına kaçılmamalıdır.

Şu fani dünyada unutmamak lazım ki bulunduğu makamlarda uzun süre kalanlar değil, o makamların hakkını verenler hayırla anılır. Hakkını vermenin yolu ise işte ve yönetimde hakkaniyetten geçer.

Ağlama duvarı olmadan, Hz. Ömer gibi gecenin bir vaktinde gizli gizli ağlayanın sesini duyabilmek gerekiyor.

08.09.2021

 

{{r.adsoyad}} {{r.tarih | tarihsaat}}
{{r.yorum}}
Güvenlik kodu

PAYLAŞ

En çok arananlar

Powered by BilgiSoft