“Gençler ve hayalleri; sanatın sabırla, özveriyle ve de büyük bir aşkla yolunu bulması demek. Fidanlıkta idealizm başını göğe dikmiş en yükseklere kanat çırpıyor. İnançla özgüven başa baş mesafe kat etmekte. Buradaki heyecan dünyanın dönüş hızını bile değiştirecek güçte.”

Sanatın verimliliği, gelişimi bir medeniyet göstergesidir aynı zamanda. Fidanlıklara bakıyorum zaman zaman dergilere. Fidanlıklar bizim geleceğe dair bakışımızın yansımaları. Fidanlıklarda yetişenler, nitelikleri geleceğin sanatının da kimliğini gösteriyor bize.

Gençler ve hayalleri; sanatın sabırla, özveriyle ve de büyük bir aşkla yolunu bulması demek. Fidanlıkta idealizm başını göğe dikmiş en yükseklere kanat çırpıyor. İnançla özgüven başa baş mesafe kat etmekte. Buradaki heyecan dünyanın dönüş hızını bile değiştirecek güçte. Burada sanat, bir topluma can suyu oluyor. O toplumun sanat damarı hayat damarına dönüşüyor.

Sanat özgürlüğün ve özgünlüğün okuludur. Bu okulda nefes almayı, nefes vermeyi öğreniyorsun. Okuyorsun, okuma ihtiyacın var olmanın dayanılmaz hafifliğine taşıyor seni. Düşünüyor, sorguluyor; şu anki zamanın sıradanlığından, sınırlarından kurtulup özgürce geleceğe uçuyorsun. Ucunda yanmak mı var, yan; düşmek, yaralanmak mı var, yan; çile çekmek mi var, çek!

Her zorlukta pişen, yenilenen, olgunlaşan bir fikir dünyası. İsyan etmeden dalgalar durulur mu? Durulacağı ana kadar cebelleşecek kendi içinde. Bu yüzden sanatın da bir davası olması gençlik için sanata ulaşan yolda bir sınav. Sanat uzun soluklu olmalı. Tamamlanmalı bir yerde.

Cemil Meriç, “Dergiler, özgür düşüncenin kalesidir.” derken genç yazarların, genç sanatçıların yetişmesinde kendilerini bulacağı, bileceği sahaların ne kadar önem arz ettiğini vurguluyor. Gençlerin bu alanlarda düşüncesi, duruşu, bakışı ne olursa olsun kendini bulması çok önemli.

Her insan hayatı boyunca sürece bağlı olarak değişimlere uğramaz mı? Keskin dönüşümleri yaşamadan. Zorlama, baskı, koşullandırma daha basitinden yönlendirme de gençleri ve de sanatı kuşatma değil midir?

Dergiler, gazeteler yazarak gelişen genç beyinlerin doğal gelişimlerini tamamlamaları için bir kaynak değil midir? Bu yönüyle dergiler ve gazetelerin sanat, kültür sayfaları geleceğe açılan bir ümit kapısıdır. Bir bakıma tazelenme, nefes almadır.

O genç nefeslerin yazıları hatta cümleleri bahara durmuş tomurcuklanan körpe fidanlardır. Her bir tomurcuk bir umut, bir hayal, bir idealdir. Gençlere bu imkânları sağlamalıyız. Hatta bu kaynakları kendimiz yaratmalıyız. Gök ekinken biçmeden sağlıklı bir şekilde yaşamalarına olanak vermeli yarınlara kaldığımızda gölgesinde dinleneceğimiz ağaçlara dönüşmelerine izin vermeliyiz.

Gençlik bizim için hiçbir zaman bir tehdit oluşturmamalı. Onların yapabilecekleri hataları, yanlışları bir riske, krize dönüştürmeden o heyecanları, hayalleri beslemeli, sağlıklı bir şekilde bireyden topluma geçişine olanak sağlamalıyız.

Gençler bırakalım düşsünler, kalksınlar. Yanlışlar, hatalar yapsınlar. Doğrularını bulmalarına balığı vererek değil oltayı vererek yardımcı olmalıyız. Biz gençlere ihtiyaç hissettiğinde başını koyacak bir omuz, sırtını dayayacağı destek, elleri boş kaldığında tutacak bir el olmalıyız. Gençlerle her daim el ele, göz göze olmalıyız. Yürüdükleri yolu izlemeli ama kendi yollarını kendilerinin bulmalarına izin vermeliyiz.

O muhteşem eserin çıkması alabildiğine sabır ve güven gerektiriyor değil mi? Ve de inanmak sonuna dek. Geçmişte ve bugünde tıkanmamak adına, geleceğe kanat açmak adına insan olmanın gereği sanata ve genç hayallere yol açmak ne kadar da önem arz ediyor.

Bugünü yaşadık, tükettik; geride ne kaldı? Geleceğe ne bıraktık? İşte bu soruları sorabilen insanların medeniyeti, sanatı yaşayan ve yaşatan insanların medeniyetidir.