(Bu ülkede suç cehaletten değil, cezasızlığın verdiği o aşağılık özgüvenden besleniyor. Sokaklar caniler için oyun alanı, gençler için hayatta kalma mücadelesine dönüştüyse; kimse bize adaletten ve eğitimden bahsetmesin! Tek başına eğitimle olmaz.)
Meseleyi evirip çevirmeyi bırakın. Çocuklarımıza ve gençlerimize yönelik saldırılar bir “sosyal sorun” değil, bir güvenlik iflasıdır. Hâlâ aynı bayat nakaratları dinliyoruz: “Eğitim şart”, “Aileler bilinçlenmeli.” Geçin bunları! Bugün bu ülkede diplomalı caniler, eğitimli canavarlar ve dokunulmazlık zırhına bürünmüş müptezeller cirit atıyor. Sorun, failin ne okuduğu değil; suçu işledikten sonra elini kolunu sallayarak o adliyeden nasıl çıktığıdır!
Denetimin olmadığı, cezanın bir “olasılık” bile sayılmadığı bu düzende; en kaliteli eğitim bile sadece kurbanın nezaketini artırır, katilin iştahını değil.
Her gün yüzlerce kadın çocuk ölüyor bu ülkede. Aşkına karşılık bulamaz öldürür, yan baktı öldürür…
SUÇ DEĞİL, DOKUNULMAZLIK ÖRGÜTLENİYOR
Suç boşlukta büyümez; suç, devletin bıraktığı boşlukta, “nasıl olsa bir şey olmaz” pişkinliğinde büyür. Bugün bir genci taciz eden, bir çocuğa el uzatan aşağılık mahlukat şunu adı gibi biliyor:
* Kimse müdahale etmeyecek.
* Kamera kayıtları tozlu raflarda çürüyecek.
* Şikâyet edilse bile “denetimli serbestlik” denilen o kara delikte kaybolacak.
Bu bir tahmin değil, bu caninin cebindeki “suç işleme özgürlüğü” belgesidir.
ADINI KOYALIM: BU BİR SAVAŞ
Ortada “suça sürüklenen çocuk” falan yok! Bu, gerçeği şirin göstermek için uydurulmuş bir literatür yalanıdır. Ortada; bilinçli canilik, organize kabadayılık ve açık bir terör var. Katillerin aileleri, evladını toprağa vermiş insanları sokak ortasında tehdit edebiliyor. Neden? Çünkü korkmuyorlar! Cezasızlık, sadece suçluyu değil, suçlunun yedi sülalesini de pervasızlaştırıyor.
GENÇLER: BU BİR NASİHAT DEĞİL, BİR HAYATTA KALMA KILAVUZUDUR!
Sizinle “çiçekli böcekli” bir gelecek hayali kurup vaktinizi çalmayacağım. Sokaklar artık birer kurtlar sofrası. Bu sofrada meze olmamak için şu kuralları kanınıza işleyin:
* Psikopatlara Aşık Olmayın, Onları Teşhis Edin: “Beni çok seviyor, o yüzden kıskanıyor” masallarını bırakın. Aşırı kontrol, sizi izole etme çabası ve zayıflara karşı acımasızlık birer “aşk göstergesi” değil, cinayet provasıdır. Birinin sizi “öldüresiye sevmesi” romantizm değil, suç duyurusudur. İlk sinyalde kaçın; arkasına bakmayanı değil, bakıp da geri döneni vuruyorlar.
* Şişe ve Bardak Disiplini: Mekân neresi olursa olsun, kapağı gözünüzün önünde açılmayan hiçbir içeceği tüketmeyin. Masadan bir saniye bile ayrıldıysanız, o bardak artık sizin değildir. Yarım bıraktığınız içeceğe geri dönmeyin.
* “Haklıyım” Tuzağına Düşmeyin: Bir maganda size sataştığında “Ama ben haklıyım” diye düşünerek durmayın. Haklılığınızı kanıtlamaya çalıştığınız o on saniye, hayatınıza mal olabilir. Olay yerinden uzaklaşmak korkaklık değil, zekadır.
* Dijital Zırhınızı Kuşanın: Telefonunuz avucunuzun içinde olsun. Güvendiğiniz kişilerle “Canlı Konum” paylaşımını kalıcı hale getirin. Acil durum kısa yollarını ezberleyin.
* Teçhizatınız Tam Olsun: Çantanızda biber gazı taşımak lüks değildir; o gaz, size kaçacak zamanı kazandıran tek dostunuzdur. Motorcuysanız kask kamerası, araçtaysanız araç içi kamera sizin en dürüst şahidinizdir.
* Kulaklık Körü Olmayın: Sokakta yürürken çift kulaklık takıp dünyayla bağınızı kesmeyin. Arkadan yaklaşan bir motorun veya hızlanan bir adımın sesini duymak zorundasınız.
* Kibarlık Tuzağına Düşmeyin: Tanımadığınız kişilerin “Bir şey sorabilir miyim?” girişlerine karşı mesafenizi koruyun. Kibarlık adına durup güvenli alanınızı ihlal ettirmeyin.
SON SÖZ: AHLAK ANLATMAYIN, GÜVENLİK SAĞLAYIN!
Devletin görevi bize ahlak dersi vermek değil, sokağın güvenliğini sağlamaktır. Ahlak anlatmak, güvenlik sağlamak değildir! Çocukları korumak nasihatle değil; demir yumrukla, tavizsiz denetimle ve adaletle olur.
Tekrar ediyorum: Haklı olmak yetmez. Bu vahşi ormanda önce hayatta kalmak zorundasınız!