(Bugün sınıflarda büyüyen asıl kriz yalnızca başarı sorunu değildir. Hak talebi ile sorumluluk bilinci arasındaki bağ kopuyor; çocuk korunmuyor, aklanıyor; öğretmen ise giderek yalnızlaşıyor. Sonunda zarar gören yalnızca okul değil, çocuğun bizzat kendisi oluyor.)
Bugün sınıflarda sessiz ama tehlikeli bir kriz büyüyor:
Hak var, sorumluluk yok.
İstek var, emek yok.
Özgüven var, terbiye yok.
Velilik var, ebeveynlik yok.
Ve en tehlikelisi şu:
Öğrencinin davranışı bozuldukça, bazı veliler çocuğu düzeltmeye değil, aklamaya yöneliyor.
Bugün size kuru bir eğitim teorisi anlatmayacağım.
Bir sınıfın içinden geçen gerçeği anlatacağım.
Bir yanda olması gereken var.
Öte yanda ise bugün yaşadığımız hakikat.
1) SINIR MESELESİ
Olması gereken:
Öğretmen: “Ders sırasında telefon kullanmak yasak.”
Öğrenci: “Tamam öğretmenim.”
Veli: “Haklısınız. Evde de aynı kuralı koyacağım.”
Bugün olan:
Öğretmen: “Telefonunu kaldırır mısın?”
Öğrenci: “Niye? Benim hakkım.”
Veli: “Hocam siz de abartıyorsunuz, çocuk sonuçta.Hem çocuğa 24 saat ulaşmamız gerekiyor.”
Burada veli, farkında olmadan çocuğa şunu öğretiyor:
“Kurallar senin için değil.”
Oysa sınır, çocuğu ezmek için değil; hayata hazırlamak için vardır.
2) KIYAFET VE MEKÂNA SAYGI MESELESİ
Olması gereken:
Öğretmen: “Okulun bir kıyafet kuralı var, buna uyman gerekiyor.”
Veli: “Okulun kuralı neyse o giyilir. Orası podyum değil, eğitim kurumu.”
Bugün olan:
Öğrenci: “Bu benim tarzım, kimse karışamaz.”
Veli: “Hocam çocuk kendini böyle mutlu hissediyor.”
Burada özgürlük ile kuralsızlık birbirine karıştırılıyor.
Özgürlük, her yerde canının istediğini yapmak değil; hangi yerde nasıl davranacağını bilmektir.
3) AKRAN ZORBALIĞI: GÜÇ DEĞİL, ÇÜRÜME
Olması gereken:
Öğretmen: “Arkadaşınla alay etmişsin, bu onu incitmiş.”
Veli: “Bu kabul edilemez. Empati kurmayı öğrenmelisin.”
Bugün olan:
Öğrenci: “Şaka yaptık sadece.”
Veli: “Bizim çocuk biraz baskın karakterli. Diğeri de bu kadar pısırık olmasın.”
Zorbalığı “liderlik” diye pazarlamak, çocuğun karakterini zehirlemektir.
Bazı çocuklar zorba doğmaz; mazur görülerek zorbalığa alıştırılır.
4) SORUMLULUK MESELESİ
Olması gereken:
Öğretmen: “Ödevini yapmamışsın.”
Öğrenci: “Evet öğretmenim, yapmadım.”
Veli: “Bu senin sorumluluğundu. Sonucuna da katlanacaksın.”
Bugün olan:
Öğretmen: “Ödevini neden yapmadın?”
Öğrenci: “Unuttum.”
Veli: “Hocam çok sıkışmıştı, bir sürü işi vardı veya hocam zorla yaptırın!’’
Burada çocuk hatasını kabul etmeyi değil, mazeret üretmeyi öğreniyor.
Bir süre sonra da şu düşünce yerleşiyor:
“Yapmasam da birisi benim yerime konuşur.”
Oysa hayat gerekçe değil, sonuç sorar.
5) SAYGI MESELESİ
Olması gereken:
Öğretmen: “Dersin ortasında konuşma.”
Veli: “Öğretmen uyardıysa susacaksın.”
Bugün olan:
Öğretmen: “Dersin ortasında konuşma.”
Öğrenci: “Siz bana karışamazsınız.”
Veli: “Hocam çocuk kendini ifade ediyor.”
Hayır.
Bu, kendini ifade etmek değil; saygısızlığı meşrulaştırmaktır.
Gerçek özgüven, başkasının hakkını çiğnemeden var olabilmektir.
6) HATA MESELESİ
Olması gereken:
Öğretmen: “Arkadaşını itmişsin.”
Veli: “Özür dileyeceksin. Bir daha da yapmayacaksın.”
Bugün olan:
Veli: “Hocam, diğer çocuk da provoke etmiştir.”
Bu cümle çocuğa şunu öğretir:
“Suçunu kabul etme, bahane üret.”
Özrün yerini mazeret aldığında, karakter yavaş yavaş çürümeye başlar.
7) DERS VE EMEK MESELESİ
Olması gereken:
Öğretmen: “Çalışmadığın için notun düşük.”
Veli: “Emek vermeden sonuç bekleyemezsin.”
Bugün olan:
Veli: “Hocam, bizim çocuk matematik yapamaz. Siz yüksek not verin, morali bozulmasın.’’
Hele özel okullarda veli haddini aşıp o kadar para veriyoruz gibi cümleler de kurar.
İşte eğitim tam burada yara alıyor.
Çocuk şunu öğreniyor:
“Çalışmasam da olur. Birileri benim yerime konuşur.”
Oysa moralin kaynağı sahte yüksek not değil, alın teriyle kazanılmış küçük bir ilerlemedir.
8) ÖĞRETMENLE İLİŞKİ: AYNAYI KIRMAK
Olması gereken:
Veli: “Hocam, çocuğumla ilgili bir problem var mı?”
Öğretmen: “Var, bazı davranış sorunları var.”
Veli: “Teşekkür ederim. Evde de ilgileneceğim.”
Bugün olan:
Öğretmen: “Çocuğunuzla ilgili bazı davranış sorunları var.”
Veli: “Hocam siz benim çocuğuma takmış gibisiniz.”
Öğretmen: “Amacım suçlamak değil, birlikte çözüm bulmak.”
Veli: “Siz çocuğumu sevmiyorsunuz galiba.”
Bugün bazı veliler sorunu duymuyor; yalnızca eleştiri duyuyor.
Böyle olunca öğretmen rehber olmaktan çıkıyor, sanık sandalyesine oturtuluyor.
Oysa öğretmen düşman değildir.
Öğretmen aynadır.
Ama insan bazen aynadaki kusuru görmek yerine aynayı kırmayı tercih eder.
9) ÖĞRETMENİN SESSİZ İSTİFASI
Eğitimde asıl tehlike artık öğretmenin işi bırakması değildir.
Asıl tehlike, ruhen bırakmasıdır.
Öğretmen sınıfta vardır ama içindeki heyecan çekilmiştir.
Kural koyar, veli kaldırır.
Uyarır, suçlu ilan edilir.
Emek verir, değersizleştirilir.
Bir süre sonra öğretmen şunu düşünmeye başlar:
“Ne yaparsam yapayım değişmiyor.”
İşte eğitim tam o gün can çekişmeye başlar.
Çünkü okul, yalnızca müfredatla değil; öğretmenin inancıyla ayakta kalır.
10) ÇOCUĞA HER ŞEY BORÇLU DEĞİLİZ
Bugün modern ebeveynliğin en büyük yanılgılarından biri şu:
Çocuğa sevgiyle yaklaşmayı, ona sınırsız hak tanımak sanıyoruz.
Oysa çocuk anne babasının müşterisi değildir.
Ev otel değildir.
Okul ise çocuğun keyfine göre şekillenecek bir alan hiç değildir.
Çocuğumuza borçlu olmadığımız şeyler vardır:
Her istediğini almak, her oyunu kazanmak, her zaman haklı çıkmak, emeksiz sınıf geçmek, ev işlerinden muaf olmak…
Bunları vermemek sevgisizlik değil; karakter terbiyesidir.
Çocuğa her şeyi vermek, ona hayatı vermek değildir.
Bazen asıl eğitim, verilmeyen şeylerde saklıdır.
SON SÖZ: ÇOCUĞA SINIR KOYMAK SEVGİSİZLİK DEĞİLDİR
Çocuğa sınır koymak, onu ezmek değil; hayata hazırlamaktır.
Sınır koymayan aile çocuğu mutlu etmez; yalnızca geçici olarak memnun eder.
Memnun edilen çocuk ise büyüyünce mutlu olmaz.
Çünkü dünya onun etrafında dönmez.
Bugün evde ve okulda çizilmeyen sınırı, yarın hayat çok daha sert çizer.
Ve o çocuk gerçek hayatın duvarına çarptığında, hayat ona şunu söyler:
“Ben senin annen değilim.”