(Mermerlerin sökülmesi bir “jest” değil, bir şehircilik borcuydu. Başkan Aras bu borcu ödemek için ilk adımı attı. Şimdi mesele, bu hatanın bir daha tekrarlanmamasını sağlayacak kalıcı standartları koyabilmektir.)

Bu yazının başında açık konuşalım:

Muğla’nın sesine kulak veren, “ben yaptım oldu” demek yerine yanlıştan dönme erdemini gösteren Başkan Ahmet Aras’a teşekkür etmek gerekir.

Ancak bugünkü eleştirilerin bir kısmı yalnızca bugüne ait değildir.

Başkan Osman Gürün bu şehri 25 yıl yönetti. İlk iki döneminde Muğla’ya önemli katkılar sunduğunu inkâr edemeyiz.

Fakat uzun süreli yönetimlerin bir riski vardır. Türkiye’nin kronik hastalığı zamanla nükseder:

“Her şeyi ben bilirim.”

“Adayları da ben belirlerim.”

İşte o noktadan sonra şehir büyümez; yapılaşır.

Katılım azalır; beton artar.

Şehrin ortasında duran o ucube beton otopark,

daha iyi planlanabilecekken sıradanlaşan Türkan Saylan Kompleksi,

yarısı atıl kalan Gazi Mustafa Kemal Atatürk Kültür Merkezi…

Bunlar artık geçmişte kaldı.

Ama şehir hafızasında duruyor.

Elbette bazı sorunlar geçmişten kaldı.

Ama vatandaş için önemli olan dün kimin yaptığı değil; bugün kimin düzelttiğidir.

Yetki sizdeyse, sorumluluk da sizdedir.

Mermerleri söktürme kararı bir lütuf değil, doğru bir yönetim refleksidir.

Bu ülkede çoğu zaman eleştiri geldiğinde savunma başlar; hata savunulur, yanlışta ısrar edilir.

Bu kez öyle olmadı.

Projeyi yürütenler sustu.

Kent konseyi sustu.

Bazı “çevreci” görünümlü çevreler sustu.

Ama Başkan dinledi.

Bu önemlidir.

KURŞUNLU CAMİİ VE ŞEHİR HAFIZASI

Kurşunlu Camii 1493’ten beri bu şehrin kalbidir.

Tarihî doku dekor değildir; yaşayan hafızadır.

O meydanda insanlar cenazeye geliyor.

Yakınının arkasından saf tutuyor.

Acısını yaşıyor.

Kimse o an “tasarım dili” konuşmuyor.

İnsanlar düzgün bir zeminde, gölgede, huzurla beklemek istiyor.

Kaygan mermer üzerinde ayakkabısı kayan bir yaşlının duası, hiçbir modern projeye sığmaz.

Şehircilik önce insanı düşünür.

İnsan yoksa estetik anlamsızdır.

Gelelim caminin arkasına…

Caminin siluetini bozan, aynı yerden girilip çıkılan o sıkışık otopark düzeni ise başlı başına bir planlama faciasıdır.

Tarihî bir yapının arkasına nefes alacak alan bırakmadan, estetik bütünlüğü gözetmeden yapılan her müdahale, şehrin hafızasına atılmış bir çentiktir.

Tarihî dokunun çevresi araç sirkülasyonu mantığıyla değil; koruma ve saygı ilkesiyle ele alınmalıdır.

Bu nedenle Kurşunlu Camii çevresi ve benzeri tarihî alanlar yalnızca bir proje konusu değil; öncelikli kamusal sorumluluk alanıdır.

Belediyenin ilgili teknik birimleriyle birlikte, Valiliğin, gerekli durumlarda merkezi idarenin ve koruma kurullarının da sorumluluk üstlenmesi gereken bir meseledir.

Buraya el atılması bir tercih değil, zorunluluktur.

Ve bu alan, kamu otoritesinin tüm paydaşları için öncelikli bir gündem olmalıdır.

Çünkü şehir hafızası partilerden uzun ömürlüdür.

BU MESELE PARTİLER ÜSTÜDÜR

Parkların betonlaşması dün başlamadı.

Farklı dönemlerde farklı aktörler aynı “gri anlayışın” parçası oldu.

Mesele parti değil, zihniyettir.

Biz artık “ben yaptım oldu” diyen bir anlayış istemiyoruz.

Biz, halkla ele vermiş; gölgesini, taşını, ağacını birlikte konuşan bir kent kültürü istiyoruz.

Çünkü şehir dediğin, yönetilen değil; birlikte kurulan bir yerdir.

ARADAKİ DUVARLAR

Bu ülkede çoğu zaman bir kurumun en tepesindeki isme ulaşmak, alt birimlere ulaşmaktan daha kolaydır. Bu bir başarı değil, sistem arızasıdır.

Başkan halkın sesini duydu.

Peki o projeyi hazırlayanlar neden konuşmadı?

O imzayı atanlar neden çıkıp “burada hata yaptık” demedi?

Bürokrasi halkla yönetim arasında köprü olmak zorundadır; ancak çoğu zaman duvara dönüşmektedir.

Eğer bir kurumda yönetici, kendi mekanizmasından daha ulaşılabilir görünüyorsa, orada sistem sorgulanmalıdır.

Şehri de kurumu da büyüten alkış değil; çıkarı olmayan insanın vicdanıdır.

Tam da bu yüzden mesele yalnızca bir hatayı düzeltmek değildir.

Mesele, benzer hataların tekrar edilmesini önleyecek açık, ölçülebilir ve herkes için bağlayıcı kurallar koyabilmektir.

Bizim meselemiz estetik tartışması değildir; gölgede oturmak isteyen emeklinin, güvenli zeminde yürümek isteyen yaşlının, çocuğunu parka götüren annenin hakkıdır.

Menteşe’nin parkları kişisel beğeniye göre değil; iklimine, demografisine ve kamusal ihtiyaçlarına göre tasarlanmalıdır.

Bu nedenle aşağıdaki maddeler bir temenni listesi değil, şehir adına ortaya konmuş somut standart önerileridir.

MENTEŞE PARKLARI İÇİN OLMAZSA OLMAZ 10 İLKE

1. Gölge Oranı: Park alanının en az %60’ı doğal gölge altında olmalıdır.

2. Kaymaz Zemin: Parlak mermer ve cilalı taş kullanılmamalıdır.

3. Engelsiz Erişim: Eğim %6’yı geçmemeli, tekerlekli sandalye engelle karşılaşmamalıdır.

4. Drenaj: Yağmur suyu altyapısı kurulmalı, ağaç kökleri betonla boğulmamalıdır.

5. Çocuk Güvenliği: Oyun zeminleri darbe emici ve sağlıklı malzemeden olmalıdır.

6. Yaşlı Dostu Tasarım: Her 30 metrede sırt destekli bank bulunmalıdır.

7. Yerel Bitki: Muğla iklimine uygun flora tercih edilmelidir.

8. Ağaç Koruma: Mevcut tek bir dal bile gereksiz yere feda edilmemelidir.

9. Halka Danışma: Kazma vurulmadan önce mahalleli ve uzmanlarla istişare edilmelidir.

10. Şeffaf Süreç: Büyük ölçekli park projelerinde tasarım ve ihale süreci kamuoyuna açık paylaşılmalı; teknik raporlar erişilebilir olmalıdır.

Şehir yönetimi alkışla değil, standartla güçlenir.

SON SÖZ

Şehirler betonla değil, hafızayla yaşar.

Hafıza ise konforu değil vicdanı sever.

Bir mermer sökülür, yerine toprak gelir.

Ama asıl mesele zemini değil, zihniyeti değiştirebilmektir.

Bizim derdimiz kişi değil, şehir.

Bizim tarafımız parti değil, Muğla’dır.

Çünkü şehir dediğin; gölgesinde dinlenen yaşlıdır,

koşan çocuktur,

cenazede saf tutan insandır.

Ve şehir, en çok da

insanı düşününce güzelleşir.

Kurtulus