(Kültür ve eğlence adı altında kurulan stantlar, denetimsiz ticaretin yeni kılıfına dönüşüyor. Bunu Muğla’da da çok net görüyoruz. Yerel esnaf yıl boyu vergiyle boğuşurken, gezici tezgâhlar iki günde parayı vurup gidiyor. Şenlik elbette olsun… ama adaletle olsun.)
Bu köşede yazmaya başladığımdan beri şunu yapıyorum: Memlekette “gündelik” görünen bir meseleye bakıp, işin arkasındaki gerçeği araştırıp çekip çıkarmaya çalışıyorum.
Yıllardır eğitim sahasının içinde olunca bu iş daha da kolaylaşıyor. Çünkü bugün mühendis, doktor, mali müşavir, esnaf ya da zabıta olan eski öğrencilerim sayesinde, bir konunun uzmanına ulaşmak benim için zor olmuyor.
Geçtiğimiz günlerde duayen gazeteci Özcan Özgür, Hamle Gazetesi’nde “şenlikler” meselesine değinmişti. Okurken şunu düşündüm:
Biz bu ülkede her şeyi ya “eğlence” diye paketliyoruz ya da “kültür” diye süslüyoruz. Ama işin özünde çoğu zaman olan şey şu:
Şenlik değil ticaret, festival değil vergisiz pazar!
ESNAF 12 AY DİDİNİYOR, BİRİLERİ İKİ GÜNDE PARAYI VURUP GİDİYOR.
Muğla’mızdaki kasap, şarküteri ve manav; kira, vergi ve SGK yükü altında eziliyor. Zaten mahalle aralarına kadar sızan devasa zincir marketler yerel esnafı nefessiz bırakmışken, bir de bu “şenlik” adı altındaki haksız rekabet ekleniyor.
Belediye meydanına 30 tane stant kuruluyor:
“Yöresel Ürünler Şenliği.”
Adam geliyor, iki günde yerel esnafın bir yılda satamadığı kadar sucuk, peynir, bal satıp gidiyor.
Peki fiş kesiliyor mu?
Hijyen kontrolü var mı?
Soğuk zincir korunuyor mu?
Tarım denetimi yapılıyor mu?
Ben açık konuşayım: Hiç sanmıyorum.
Çünkü Türkiye’de işin içine “festival” girdi mi, devletin denetim refleksi nedense felç oluyor.
O “MALUM” SAVUNMALARA CEVABIMDIR
Ben bunları yazınca bazıları hemen savunma kalkanlarını kuşanacak. Gelin, o muhtemel argümanları şimdiden cevaplayalım:
* “Kartla alışveriş yapıyoruz hocam, ne vergisi?”
POS cihazı kullanılması, verginin tam ödendiği anlamına gelmez. Sadece paranın dijital yolla el değiştirdiğini gösterir. Eğer fiş kesilmiyorsa, o POS sadece bir illüzyondur.
* “Sanki yerel esnaf sütten çıkmış ak kaşık mı?”
Yerel esnafın kayıt dışılığa meyletmesi bir gerçektir. Ancak bir yanlış, başka bir yanlışı meşrulaştırmaz. Esnafın hatası, dışarıdan gelenin kuralsızlığını “hak” kılmaz.
* “Halk ucuz ürün yiyor, festival nefes aldırıyor.”
Denetimsiz peynirin, soğuk zinciri kırılmış sucuğun faturasını yarın sağlığınızla ödediğinizde, o “ucuzluk” gerçekten ucuza mı gelmiş olacak?
BU TABLO BİR “KAYIT DIŞI EKONOMİ KARNAVALI”DIR
Bir yanda dükkânının önü kapatılan, borç içindeki yerel esnaf…
Diğer yanda “kültür” adı altında şehre dalıp parayı toplayıp toz olan gezici tezgâhlar…
Bu bir şenlik tablosu değildir.
Ben “şenlik olmasın” demiyorum. Elbette Karadeniz gecesi de olsun, Yörük şenliği de… İnsanlar horon tepsin, hasret gidersin. Ama kültür adı altında yapılan şey denetimsiz ticaret ise, orada mesele artık şenlik değil; adaletsizliktir.
ÇÖZÜM: ŞENLİK KURALLAŞSIN
Bu stantlara kim izin veriyor?
Belediye bu işin neresinde?
Zabıta gerçekten denetim yapıyor mu?
Vergi Dairesi bu satışları kayıt altına alıyor mu?
Tarım ve Orman İlçe Müdürlüğü gıda kontrolü yapıyor mu?
İl Sağlık Müdürlüğü hijyen ve gıda güvenliği açısından sürece dahil mi?
Esnaf ve Sanatkârlar Odası yerel esnafı korumak için nerede duruyor?
Ticaret Odası bu haksız rekabetin önüne geçmek için ne söylüyor?
Kaymakamlık ve ilgili komisyonlar bu organizasyonları hangi şartlarla onaylıyor?
Eğer bu kurumların hiçbiri süreçte görünmüyorsa, ortada şenlik değil; kurumsal boşlukla büyüyen bir kayıt dışı ekonomi düzeni vardır.
Çözüm zor değil. Şenlik olsun ama kurallı olsun:
- Stand açacak herkes vergi levhasını ve oda kaydını ibraz etsin.
- Her satış için e-fatura / e-arşiv fiş zorunlu olsun; denetimi Vergi Dairesi yapsın.
- Stand sahiplerinden geçici faaliyet ruhsatı istenmeden satış yaptırılmasın.
- Zabıta, göstermelik değil, gerçekten sahada olsun; denetim tutanakları kamuya açık paylaşılabilsin.
- Tarım ve Orman İlçe Müdürlüğü gıda satışı yapan stantlardan numune alsın; kontrol raporu düzenlesin.
- İl Sağlık Müdürlüğü hijyen ve gıda güvenliği denetimini standart hale getirsin.
- Et, süt ve şarküteri ürünlerinde soğuk zincir şartı zorunlu olsun; uygun ekipmanı olmayan stant açamasın.
- “Yöresel ürün” adı altında satılan ürünler için menşe belgesi istenmeli; herkes kafasına göre “köy peyniri” satamamalı.
- Stantlarda satılan ürünlerin üzerinde etiket, üretici bilgisi, son tüketim tarihi bulunması zorunlu olsun.
- Organizasyonda yerel esnafa kontenjan ayrılmalı, hatta yerel üreticiye kira indirimi sağlanmalı.
- Stand yerleri “parayı basan alır” mantığıyla değil, kura ve kriterle dağıtılmalı.
- Esnaf Odası ve Ticaret Odası organizasyonun resmî paydaşı olmalı; süreç tek başına belediyenin insafına bırakılmamalı.
- Şenlik alanına girişte ve çıkışta kayıt sistemi kurulmalı; kim geldi, ne sattı, kaç gün kaldı netleşmeli.
- Her şenliğin sonunda belediye tarafından “denetim ve gelir raporu” açıklanmalı.
- Yerel esnafın zarar görmemesi için, aynı günlerde çarşı esnafına yönelik destekleyici kampanyalar yapılmalı.
Şenlik dediğiniz şey sadece halay çekmek değildir; aynı zamanda adaletli rekabet, hijyen, kayıt ve kamu düzenidir.
YOKSA BU ŞEHİRDE ESNAF BİTER
Victor Hugo, Deniz İşçileri romanında dev bir ahtapotu anlatır. Bu yaratık kurbanını parçalamaz; bağırmaz, çağırmaz… Sadece vantuzlarını geçirir ve onu yavaş yavaş, sessizce tüketir.
Bugün yerel esnafımız tam da böyle bir kuşatma altında.
Bir yanda dev zincir marketler…
Diğer yanda “şenlik” adı altında şehre çöken denetimsiz ticaret…
Esnafımız bu iki dev vantuzun arasında nefessiz kalıyor.
Bu sistem böyle giderse, yerel esnafın dükkânı kapanır.
Kapanan sadece dükkân olmaz; mahalle kültürü kapanır.
Kapanan sadece kepenk olmaz; şehir hafızası kapanır.
Sonra herkes aynı soruyu sorar:
“Bu şehirde niye esnaf kalmadı?”
Cevap basit:
Çünkü esnaf 12 ay vergiyle boğuşurken, birileri iki günde gelip vergisiz pazarı kurdu…
parayı vurdu…
ve çekip gitti.
SON SÖZ
Diyebilirsiniz ki: “Hocam abartıyorsun, her şey düzgün yapılıyordur.”
Belki öyledir… fiş kesiliyor, hijyene uyuluyor, zabıta görevini eksiksiz yapıyordur.
Ben buna “kesin böyledir” diyemem.
Ama şunu bilirim: Bu ülkede en çok “her şey düzgün yapılıyor” denilen yerlerde, işler çoğu zaman en düzensiz yürür.
Ben sadece olması gerekeni yazıyorum.
Eğer gerçekten kurallara uyuluyorsa ne âlâ…
Uyulmuyorsa, bu yazı zaten birilerini rahatsız edecektir.
Takdir de, vicdan da sizin.
Kurala uyan, fiş kesen, hijyene dikkat eden ve emeğiyle ayakta duran tüm yerel esnafımıza selam olsun.
