"Eşya antikaya dönüşmeden nesiller boyunca kullanılakullanıla ait olduğu evin karakterini de alırdı. Halılar, lambalar, kazanlar,küpler hiç eskimez miydi? Mayaları ne kadar halismiş ki, özünde tabiattan aldığıparçayı da korurdu her daim."

Eşyanın ruhu olur mu? Olur elbet. Şu tahta sedir, gönülpenceresinden akıp gelen sevinçler, hüzünler, umutlar, hasretler ve daha nicenice hayat örgüsü ilmek ilmek işlenir tüm hikâyesiyle..

Temizliğe ahlâk, edep, merhamet eklenir. Baba ve anne ayrıbir yürektir. Baş köşe evin büyüğüne aittir. Candır, canandır. Anne içindebaharları saklayan bağ, baba sırtını yaslayacağın dağ olur.

Ayakucunda mini mini yavrular. Hiçbir kaba sığmayanheyecanlar, keşifler dünyası. Ve saatin tik taklarına kömürlü ütünün buharıkarışır. Ve tabiatın içinde bir hayat yansır odanıza. Badanalı duvarlara sinenkirecin kokusundan yağmurun toprağa kavuştuğu an yükselen koku şahikalara taşırbütün güzellikleri.

Adına nostalji diyelim olsun bitsin demek var mı özlem,özlem.. Buram buram yükselen evlada, anneye, babaya, dedeye, nineye duyulanhasret.. Öyle bir hasret ki tahta divan demek yerine kanepe, çekyat derkensadece benliğin müebbedine terk eder.

Günaydın, merhaba, hayırlı günler, Alllahaısmarladık, gülegüle ve en halisinden selamlar sıcacık nefeslerden çıkmaz olur. Tahtasedirlerin sıcaklığı, rahatı, huzuru terk eder.. Rahatlığın keyfe kederliğindesensiz kalır, bizsiz kalır, sizsiz kalır.

Gözümüz hep o tahta sedirlerde. Çok güzeldi. Yazın yazlık,kışın da kışlık örtülerini giyerlerdi. Yazın yazın ruhunda, kışın kışın ruhundalibaslar. Misafirler için misafir odalarımızda bir başka duruşları vardısedirlerimizin.

Sedirlerin en büyük süsü köşe yastıkları. Kanaviçeliişlemelerinde, dantelle işlenmiş beyaz işlerinde gelen misafire saygı venezaketle harmanlanmış bir güzellik de katardı.

Hasretin yanında evlerimizin sırları da vardı. Bilinmeyenköşeler, köşebaşları, yüklükler, tavan araları, merdiven altları,müştemilatlar. Adına emektar denilen eşyanın son kullanım tarihi de yoktu birzamanlar. Bakım servisleri de. Eşya antikaya dönüşmeden nesiller boyuncakullanıla kullanıla ait olduğu evin karakterini de alırdı. Halılar, lambalar,kazanlar, küpler hiç eskimez miydi? Mayaları ne kadar halismiş ki, özündetabiattan aldığı parçayı da korurdu her daim.

Sırlar diyorduk değil mi? Aynalara hapsettiğimiz sırlar. Şuduvarların dili olsa da söylese misali yaşananlar evin içine sırlanırdı. Evinruhu ailenin özelinde kalırdı. En zor durumlarda bile kahveler, çaylareşliğinde yaşanan sevinçler kadar hüzünler de sırlanırdı. Aile içindeçözülürdü. Şimdiki gibi dillerde sakız olup çiğnenip atılmazdı. Kapılar cümlekapısı gibi sevgiye, merhamete, edebe ve de saygıya ahlakla bağlanırdı. Hem desımsıkı. Kapılar kapılara bakarken gönülden gönüle kapılardan, eşiklerden sevgiakardı.

Tahta sedirli odaların pencerelerine güneş doğar,pencerlerden güneşin aydınlığında kuş sesleri içeriye akar ve pencereninönündeki yaseminin veya hanımelinin kokuları odaya siner ve hayat odayı bütüngörkemiyle sarardı. Yan konsolda çerçevelenmiş siyah beyaz fotoğraflardan bizebakan yüzlerde tahta sedirli odaların hayat sevinci okunurdu.

Ne diyelim geçmişten bugüne eşyanın ruhu da yalnızlaşıyor,gurbete düşüyor; antika odalarda geçmişin efsaneleri söylene geliyor.