Hürriyet Gazetesi’nden Deniz Sipahioğlu 20 Eylül 2024 tarihli “Geliştirirken de korumak mümkün” başlıklı yazısında Dalyan ve Dalyanlıların bir türlü ‘örnek alamadıkları’ turizmin şövalyesi
Dalaman, Ortaca, Köyceğiz Turistik Otelciler ve Turizm İşletmecileri Birliği (DOKTOB) Başkanı Yücel Okutur’dan söz etmiş. Onunla birlikte Dalyan turizminin düşesi Fulya Okutur’un adını da zikretmiş. Yazısına şöyle başlamış:
“Her gittiğimde büyülendiğim bir yer Dalyan...
Söylemem gerekir, Dalyan’a beni sevdiren insanlar da var. Onların başında Yücel ve Fulya Okutur geliyor. Yücel Okutur burayı 1978 yılında keşfediyor, İstanbul’da büyük projelere imza atarken Dalyan’da kurgulanan bir hayat hayal ediyor. Ve bunu da 80’lerin sonunda gerçekleştiriyor. Bazı insanların gittikleri yeri değiştirme, geliştirme gibi misyonları da oluyor. Yücel Okutur o insanlardan biri...”
Yazısının başlığı ve girişi beni 80’li yıllara götürdü...
+
Allah rahmet etsin Turgut Özal’lı yıllarda “tahsisler” ve “teşvikler” ile “ Türkiye turizmi” başlarken bu furyadan Antalya’nın ardından en çok pay alan il Muğla olurken, yağma ve talanın zirvesi Ortaca’da Psilis antik kenti üstünde İspanyollar İber Otel’i inşa etmeye başladıklarında yaşanmıştı.
O günlerde rahmetli Oktay Ekinci’li TMMOB Mimarlar Odası en büyük ve neredeyse tek muhalif yapıydı... Başka gazetelerde yazıp çiziyordu, ama Cumhuriyet Gazetesi de adeta işi gücü bırakıp, “Altına hücum” gibi yaşanan yağma ve talanın peşine düşmüştü.
“Psilis inşaat alanını” çeviren tel örgüleri protesto için aşan bir avuç yurtsever çevrecinin içinde rahmetli Oktay ağabey ile birlikte ben de vardım. Fethiye/Kayaköy’de, Bodrum/Sandıma’da, Milas/İasos’ta, Akyaka’da Muğla’nın talan edilen her yerinde yan yanaydık. Cumhuriyet Gazetesi’nin Muğla temsilcisiydim. O açıklıyor, ben önce rahmetli Tufan Doğu’nun İlkadım Gazetesi’nde, sonra Erman Şahin’in Yeni Muğla Gazetesi’nde ve hep Cumhuriyet Gazetesi’nde yazıyordum.
O günlerde kim kalemimin önüne attıysa Yücel Okutur da nasibini almıştı yazılarımdan... Bakanlık Turizm Belgeli, Sertifikalı Organik Bahçeli Dalyan Resort Hotel'in daha temeli bile atılmamışken Kaya Mezarlarının karşısında Dalyan’ı talan ediyor, “Dalyan Betonlaşıyor” diye savaş açmış, kalemime dolamıştım...
+
Daha sonra Okutur ailesi ile dost olduk.
Çünkü benim kendileri ile ilgili yazdıklarımı ortaya koydukları tesis ve turizm anlayışı ile tekzip etmişlerdi. Hala görüşüyoruz.
Bu nasıl bir paradoks ise rahmetli Turgut Özal ile başlayan “turizm hareketi” Muğla’nın doğal ve tarihi çevresini, kültür varlıklarını, pamuk tarlalarını, narenciye ve sebze bahçelerini, zeytinliklerini olumsuz etkilemekle birlikte yine rahmetli Özal’ın ilan ettiği “Özel Çevre Koruma Bölgesi” sayesinde 19 koruma bölgesinden Muğla’daki dördü; başta Dalyan olmak üzere, Gökova/Akyaka, Bozburun/Datça ve Fethiye/Göcek doğal ve tarihi çevreyi tahrip ve yok eden “vahşi turizme” direnmeye devam ediyor...
Yoksa birileri betoniyerleri ile Muğla’nın bu tek taşlarının kıyısında bekliyorlar!
Gazeteci-Yazar Deniz Sipahi yazısında işte bu noktada Yücel Okutur’dan şöyle söz etmeye devam ediyor:
“Geliştirirken de korumak mümkün. Çünkü bir yerin marka olabilmesi için yapılması gerekenler olduğunu iyi biliyor. Dünyayı gezen, turizmdeki gelişmeleri takip eden biri kendisi...
Tek başına değil, birlikte hareket edildiğinde değişimin hızlandığını bilerek hareket ediyor.
Dalaman, Ortaca, Köyceğiz otelcileri ve turizm işletmecilerinin bir çatı altında toplanmasını sağlıyor. DOKTOB’un başkanlığını üstleniyor ve bölgenin turizmdeki gelişimi için önemli projeleri hayata geçirmeye başlıyorlar. Üç komşu ilçe o günden beri birlikte hareket ediyor. Dalaman, Ortaca, Köyceğiz hepsi birbirinden özel yerler…
Aralıklı zamanlarda gittiğim için bu değişimi görebiliyorum. Bir kere buranın doğal yapısının korunmuş olması bana göre en doğru yapılan iş. Ama bölgenin daha cazip hale gelebilmesi için de DOKTOB’un önerdiği projeler var.”
+
Hepsi önemli, ama o projelerden en önemlisi yeşille mavinin seviştiği Köyceğiz Gölü’nü Akdeniz Turkuazına bağlayan Dalyan Kanalı’nda sayıları her gün artan teknelerin seyrüseferinin kanal yaşamını öldürmesinin, 12 km uzunluğundaki Dalyan turizminin geleceğini karartmasının önüne geçilebilmesi için 494’ü ruhsatlı olmak üzere mazotlu çalışan 600 teknenin elektrikle; “güneş enerjisi” ile çalışır teknelere dönüştürülmesi projesidir.
Bu yeni bir proje değil. Bunu DOKTOB Başkanı Yücel Okutur ile neredeyse 10 yıldır konuşuruz. Kaç kere yazdım hatırlamıyorum. Kendisi konuşmakla da kalmadı. Pek çok girişimi oldu. Sözler alındı verildi, olmadı. Olamadı... Ki Dalyan Kanalı yanında Akyaka Azmakları için de “fikir babalığı” yaptı ve Akyaka beklenmedik biçimde ön aldı...
Muğla Belediyesi’nden emekli “hafta sonu balıkçısı” Şadi Durmaz geçen sene Aralık ayında ilk güneş enerjisi ile çalışan tekneyi Akyaka Kadın Azmağı’na indirdi. Ve arkası geldi.
Bugün Azmakların 23 teknesinin 23’ü de güneş enerjili...
Ne gürültü kirliliği, ne karbon kirliliği, ne sintine kirliliği kaldı... Akyaka azmaklarının tüm canlıları mutlu. İnsanlarda mutlu...
Darısı bir an önce Dalyan Kanalı’nın başına...
+
Bu yazıyı yazmaya karar verince dün DOKTOB Başkanı Yücel Okutur’u aradım. Ne aşamada olduklarını anlamak istedim. Bir dokun bin ah işit. “Sezonu hiç sorma” dedi. Sormadım. Onu ayrıca sorup yazarız. Hayata geçirilememiş projelerin ve sorunların hepsinin üzerinden geçtik. Onları da ayrıca ele alırız.
“Teknelerin güneş enerjisi dönüşümü ne aşamada onu anlatın” dedim. Müthiş bir müjde verdi:
“Dalyan’da bildiğin gibi, taşımacılık yapan teknelerin bağlı olduğu 3 ayrı kooperatif var. Başta ‘Dalyan Deniz Taşımacılık’ olmak üzere üç kooperatif bir araya geldi ve 2 yıl içinde 2026 başına, sezona kadar herkes teknesini güneş enerjili hale getirecek.” dedi.
“O zaman bunu kutlayalım” demeye kalktım, “Kutlayamayız. Teknesini hemen güneş enerjili hale getirebilecek olan var, getiremeyecek olan da var.” diye karşılık verdi. Şöyle anlattı:
“Bugün Avrupa’da mazotlu çalışan araçlar bile yasaklanıyor. Bizim sahip olduğumuz dünya harikası yabancıları kıskandıran doğal güzellikler her gün atmosfere salınan karbon ve suya karışan sintine suları ile günden güne yok oluyor. Dalyan kanalında seyreden tekneleri kesinlikle elektrikli hale getirmeliyiz. Bunu yıllardır söylüyorum. AB Türkiye delegasyonu, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Valilik ve Büyükşehir Belediyesi işbirliği ile bu projeyi bir an önce hayata geçirmeliyiz. Avrupa Birliği (AB) Türkiye Delegasyonu Başkanı son 4 yıldır Nikolaus Meyer-Landrut beyefendiydi. 100 teknenin maliyetinin yüzde 50’sini AB Fonlarından karşılarız demişti. Sayın Landrut şimdi Hollanda’da Büyük Elçi. Bu imkandan hala yararlanabiliriz. Bu noktada Muğla Büyükşehir Belediyemiz ile Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımız yanında Kültür Turizm Bakanlığımızın da katkı ve destek verebileceğini umuyoruz.”
+
DOKTOB Başkanı Okutur’a, ‘yardım’ ve ‘destek’ ile neyi kastettiğini sordum. Şöyle yanıt verdi:
“Her biri 120 beygir gücünde Pancar ve kanyonlardan indirilmiş oldukça eski Ford ve Man motorlarla işleyen teknelerden bahsediyoruz. Üç kooperatifin bu tekneleri terk etme kararı almış olmaları çok önemli. Bu Dalyan’ın geleceği için tarihi bir karar. 50-60 tane değil, 600 tekneden söz ediyoruz. Bunların hepsi güneş enerjisi çalışır hale gelince Caretta deniz kaplumbağaları ile ünlenen Dalyan bu dönüşümle de anılacaktır. AB fonları cepte sayılır. Bakanlıklarımızda karşılıklı ve karşılıksız kredi imkanları yaratabilirler. Teşvikleri de olabilir.”
Bence bakanlıklar bu desteği bir an önce vermelidirler.
Kooperatiflerin ortaya koydukları 2026 turizm sezonunda da güneş enerjisi ile işleyen yeni teknelerin kanalda kuğu sessizliğinde süzüldüklerini görebilmeliyiz. Kanalda yaşayan tüm canlıların çilesi bitsin artık...
İnşallah bu yapılır da ardından sıra kanalın balçıklardan kurtarılmasına, Akyaka azmakları kadar olmasa da kanalın akvaryum hali almasına gelir...
--------------- ----------------
GÜNÜN SÖZÜ: Senin kendini nasıl gördüğün, başkasının seni nasıl gördüğünden çok daha önemlidir.--Thomas Stearns Eliot