Hamle Gazetesi'nde yayımlanan 200'üncü yazım. Dahadün gibiydi, ilk yazımı heyecanla gazeteye yolladığım gün.
Geride kalan bu 200 haftada birçok kezarkadaşlarımın, "Her hafta okuyucunun ilgisini çekecek bir konu bulmayı nasılbaşarıyorsun? Her hafta düzenli olarak nasıl yazıyorsun?" sorularına muhatapoldum.
Ağırlıklı olarak kurumsal ve sosyal ilişkilere dairkonularda yazılar yazıyorum. Eminim ki, bana ilham veren insanlar sizinetrafınızda olsaydı, sizler de yazardınız:)) Belki de en önemli şansım,kurumsal ilişkileri sorunlu kurumlarda görev yapmam ve sorunlu yöneticilerleçalışmam diyebilirim.
Keşke etrafımızda bu kadar liyakatsiz, beceriksizinsan olmasa ve hepimiz öykü, şiir ve roman yazsak.
Yaşadıklarınız ve yazdığınız konular can sıkıcı olsada bunları kaleme dökmek çok keyifli. Yaşanan sıkıntılardan ders çıkarmak, bizeyaşatılan olumsuzluklardan bir öğüt çıkarmak çok güzel.
Yazmanın bir diğer güzelliği de paylaşmakla ilgili.Çünkü paylaşılmayan bilgi insana yük oluyor. Söyleyecek sözü olanın,cümlelerini uzayın boşluklarına salmak yerine yazıya dökmesi, zamana ve mekânabağlı kalmaksızın insanlara ulaştırması kadar güzel bir duygu yok. Bu duygu,maddi şeylerle elde edilebilecek bir duygu da değil.
Velhasıl-ı kelam, paylaşmak çok güzel. Duygularını,düşüncelerini ve bildiklerini paylaşma cesareti gösterebilmek daha güzel.
Yazmanın bir güzel yanı da yazarken veyazdıklarınızı paylaşırken stresinizi atmanız. İçinizde biriktirdikleriniziboşaltıp zehrin tüm vücudunuza yayılmasını önlemiş olmanız.
Yazmak çok güzel ama bir o kadar da zor bir uğraşı.Bu zorluğun iki önemli nedeni var.
Zorluğun birinci nedeni, kalemin nazlı oluşundankaynaklanıyor. Bazen yazmak istemiyorsunuz. Kalem kâğıda, el klavyeye gitmiyor.Bazen de oturup saatlerce yazıyorsunuz. Arka arkaya birkaç yazı çıkıveriyor.
Bu, ruh halinize bağlı olarak değişiyor. Biraz daiçinde bulunduğunuz ortama. Yakınınızda yazdıklarınızı okuyan ve önemseyeninsanlar varsa motivasyon her zaman yüksek oluyor. Ancak yazmayı küçümseyen,patavatsız tipler insanın iştahını kaçırıyor. Onlara bakarsanız, kalemi birdaha elinize almamanız lazım. Bunların hazımsızlığına mahkûm olursanız elinizibir daha klavyeye değdirmemeniz lazım.
Zorluğun bir diğer nedeni de kelimelerin gücündenkaynaklanıyor. Kelimeleri doğru seçmek, cümleleri doğru kurmak ciddi birhassasiyet gerektiriyor. Bazen bir cümle onlarca kez değişebiliyor. Bir yazı,birkaç hafta demlenmeye bırakılabiliyor. Bir yazı, dosyayı her açışınızdadeğişebiliyor. Çünkü yanlış anlaşılmak istemiyorum. Kaş yaparken göz çıkarmakistemiyorum. Klavyeyi bir silah olarak kullanmak, birilerini yaralamak, kalp kırmakistemiyorum.
Yazdıklarım dürüst olmayan ellerde bir silahadönüşsün, elime-ayağıma dolansın istemiyorum. Yazdıklarım, doyumsuz ve hazımsızinsanların sofralarına meze olsun istemiyorum.
200 haftadır hem suya sabuna dokunan yazılar yazmayıhem de kantarın topuzunu kaçırmamayı başarabildiğimi sanıyorum.
Bürokratına ve vatandaşa hakaret eden valiler, "Benanlamam kardeşim." diye işi yokuşa sürenler, nezaketi evde unutan yöneticiler,şehrin tarihi yapılarına saygısızlık edenler, buna sessiz kalan sözde duyarlıcamia, üniversitenin kapılarını kapatarak üniversite ile şehri bütünleştirmeyeçalışanlar, hülle yoluyla yapılan atamalar, insanların yaşamına mal olanmobbingler, diploması duvarda ama dürüstlüğü ayaklar altında olanlar, güvensuikastçıları. Geriye doğru baktığımda suya sabuna dokunan birçok yazıyazmışım.
Yazmanın bir amacı olmalı. Yazılanın bir anlamıolmalı. Bunun için de usulünce, adabınca suya sabuna da dokunmak lazım. Bazeneli sopalı olmak, sesini duyuramayanlara tercüman olmak lazım.
Teşekkürler Hamle. Teşekkürler Hamle okuyucuları.İyi ki varsınız, iyi ki yollarımız haftada bir kesişiyor.