Sabah vakitleri arabalı vapurdayız. Denizden esen sert rüzgar her hücremize teneffüs etse de soğuğu hissetmiyoruz. Karşımızdaki dağın eteklerine “Dur Yolcu!” yazısı kazınmış ve yanında Türk bayrağı! Çanakkale’deyiz. Gündelik zamandan çıkıp başka zamanlara geçişteyiz. Ruh iklimimizde “şehitlerimiz ve vatan” yaşanıyor sadece.

Çanakkale’nin her zerresine sinmiş ve asırlarca unutulmayacak muhteşem bir an’a şahitlik ediyorsunuz. Sanki 1915 yılını yaşıyoruz. Sayıları yüz binleri bulan ve kaç bin kilometre yoldan ve nereden geldiği bilinmeyen yiğitlerle bir aradayız. Benim de kırk yiğidim arkada. İnançlı gözlerle bakıyorlar Çanakkale’ye. Çanakkale Türklüğün şehadet nişanelerinden biri. Belki en gözdesi.

Gençlik ve Spor Bakanlığı Çanakkale Zaferinin 110. yıl dönümünde yüz on bin genci Çanakkale’ye getirmeyi ve burada yüz on bin gence bu ruhu aşılamayı amaçlamış. Kıymetli bir organizasyon. Bu yolculuk gençler için sadece bir gezi değil tarihe tanıklık ve burada tanıklık edeceği her andan ruhuna aktaracağı yaşantılar olacak.

Söz Çanakkale olunca gerisi teferruat oluyor aslında.

Bayraklar donatmış her yeri. O bayrakların gölgesi altında şehitlerimiz yatmakta. Bir hilal uğruna batan güneşlerin huzurunda olmak bile diriltiyor insanı. Esen rüzgârdan dağ bayır açan çiçeklere, sonsuzluğun ufku gökyüzünden hiçbir yerde bu kadar kararlı bir maviliğe sahip denizine kadar Çanakkale’nin her zerresinde yepyeni iç yolculuklara çıkıyoruz.

Ahmetler, Mehmetler, İsmailler, Recepler, Yahyalar ve de Seyitler birer isim olmaktan çıkıyor. Kimliklerinde Türk’ün iman dolu gerçeği yatıyor. Sözler havada kalıyor. Cümleler kaybolup gidiyor.

Bu ruh ikliminde Eceabat’taki gençlerin yüzlerinde bir başkalık görüyorum. Hepsine Çanakkale ruhu sirayet ediyor. Çanakkale’yi yaşamak her zaman farklı bir yerde ve önemdedir. Nasıl bir delikanlının hayatında askerliğin ayrı bir yeri varsa vatan nişanesi ruhunda bir mühür vuruyorsa Çanakkale’de olmak da gençlerin ruhunda aynı vatan mührünü vuruyor.

Yalnız bir konuda bir izlenimimi paylaşmak istiyorum. “110. Yılda Yüz On Bin Genç’le Çanakkale Buluşması”nı çok önemli ayrıntıları atlamadan gerçekleştirmeliyiz. Çanakkale’yi ülkemizin her bir noktasından gelecek öğrenciler donanımlı gelmeliler. Çanakkale konusunda hiçbir ayrıntıyı kaçırmadan bilgi sahibi olmalılar. Araştırmaya sevk edilmeliler. Çanakkale’ye geldiklerinde amaç bir ziyaret ve tanıtım olmanın ötesinde bir yaşantı ortaya koymalı. Yarımada şehitliğinin bütün ziyaretgâhlarında tanıtım profesyonelce yapılmalı.

Hele şehitliğin bütün özünün toplandığı müzede gençler teknolojik tanıtımın bütün nimetlerinden yararlanmalı. Mesela ekibimiz müzeden tam anlamıyla istifade edemedik. Bu yanı eksik kaldı içimizde. Ayrıca gençlere Eceabat’ta konaklamaları için tahsis edilen her yönüyle donanımlı merkezden de gençler sadece barınma yeri olarak değil Çanakkale ruhunda bir buluşma yeri olarak sosyal, kültürel amaçlı eğitim etkinliklerini de taşıyabilmeli. Böyle olunca Çanakkale ruhu bir mühür gibi ruhlara taşınabilir.

Amaç, hedef, planlamanın ötesinde gönülden geçenler başka, yaşananlar başka. Gençlik ve Spor Bakanlığımızın böylesine anlamlı ve güzel hizmetleri ile gençlerimiz belki hayatları boyunca Çanakkale’de yaşadıkları anları asla unutamayacaklar.

Gezinin her anında Çanakkale’yi bir kere daha yaşamanın heyecanını ve huzurunu yaşarken gençlerin de neler yaşadıklarını, neler hissettiklerini gözlemlemek ayrı bir güzellikti. Her bir ziyaret yerinde bakışları değişiyor, gözleri yaşarıyor ve kurdukları cümlelerde bir başkalık seziyordum.

Onların hayatında önemli bir yer tutan cep telefonları bile zaman zaman anlamını yitiriyordu.  Çanakkale şahitliği onların olaylara bakış açısında bile ortaya konan farklığı birebir gözlemlememize vesile oluyordu. Gündelik hayatın laylomundan çıkıp sohbetlerinde Sargı Yeri’nin, Yahya Çavuş’un, Seyit Onbaşı’nın, 57. Alay’ın, tabyaların, topların, abidelerin ve özellikle Anafartalar ve Mustafa Kemal’in bıraktığı izlerin ardında olgunlaşmış bir buğday başağı gibi başlarını eğip yaşlarının üzerinde cümleler kurmaya başladılar.

Gezi başlamadan önce yaptığımız toplantıda Çanakkale’yi sadece yaşamalarını ve gezi sonrası çektikleri bir fotoğraf ve yazacakları bir paragraflık bile olsa yazıların toplanacağını söyledim. “Gençlerin Gözüyle Çanakkale” başlıklı bir sunum yapmayı planlamıştık öncelikle.

“Söz uçar yazı kalır” hasebiyle Çanakkale’yi her ziyaret eden gençten alınacak her dönüt gelecek nesiller onlardan kalacak değerli bir miras da olacaktır kanaatindeyim.

“Gözlerim belki de görmek istediklerimi görmeme engel oluyor. Her şeyi olduğu gibi göremiyorum. Yaşadığım heyecandan sözler aklımda kalmıyor. Çanakkale benim için yaşamaktan ötesi.” diyen öğrencimi çok iyi anlıyorum.

Çanakkale bir Türkiye’nin önsözü değil mi? Bütün kitapların önsözünde yazılanlar kitabın bir bakıma kılavuzu, rehberi değil midir? Çanakkale’de şehitlerimizin şahitliğinde bu vatanı yaşatacak gençler için bir önsöz, bir rehber değil midir?