Muğla şehir olarak ilk köklü değişimi 1937 yılındaki şehir imar planı uygulaması esnasında yaşamış. Yapılan planla, Kurşunlu camiinden Endüstri Meslek Lisesi ve Devlet Hastanesi alanına kadar olan kabristan, Hamursuz eteklerine kaldırılarak şehir bu tarafa doğru genişlemiş. Ondan sonra şehir devamlı yaylaya doğru genişleme temayülü göstermiş. Cumhuriyet İlkokulu civarında olan ilk sanayi alanı, daha sonra Karabağlar Yaylasına ve Hamursuz eteklerine taşınmış.  Şehir, bu boşaltmalarla genişlemiş ve Karşıyaka Mahallesinin de imara açılmasıyla yamaca doğru bir gelişme göstermiş. Muğla merkez olarak da Ulucami etrafında oluşan Arasta ve bunun civarında gelişen mahallelerle bir şehir olmuş. Tabii ki merkez, Kurşunlu Camii, Şeyh Camii, Ulucami ve Pazar camii arasındaki Arasta olmuş. Neredeyse, 14. yüzyıl başındaki kuruluşundan beri şehrin merkezi Arasta olmuş ve şehrin ekonomik ve kültürel kalbi burada atmış. 1937’de yapılan planlama ile şehir yayla düzlüğüne doğru kaymaya başlamış… Başlama o başlama!... Yayla düzlüğüne doğru kayma ve hatta Bayır-Yatağan tarafına doğru yayılma büyük bir hızla devam ediyor.  Önce Marmaris/Uğur Mumcu Bulvarı üzerine yapılan iş merkezleri… Sonra Emniyet binası ile AVM arasına yapılan yeni iş merkezleri… Aydın yolunda Bayır taraflarına yapılan AVM… Bütün bunlar Menteşe şehir merkezinin içini gittikçe boşaltıp şehri öldürüyor.

Şehir plancıları, şehrin kısımlarını tanımlarken “iş merkezleri, eğitim merkezleri, eğlence merkezleri, dinlenme merkezleri” gibi bir tasnife tabi tutarlar… Geliş-gidiş Arasta ve civarı ile eski Muğla sadece insanların akşamları gelip “dinlendikleri” bir merkez haline gelmeye başladı. Hatta bu bile terk edilip insanlar gittikçe yayla düzlüğüne doğru yapılmakta olan veya Karadağ yamaçlarındaki TOKİ evlerinde oturmayı tercih ettiklerinden, eski Muğla gittikçe ıssızlaşmakta ve tabiri caizse can çekişmektedir. İnsanlar artık merkezdeki dükkânlardan değil, şehirlerarası yol üzerindeki mağazalardan, zincir marketlerden alış veriş yapmakta, karınlarını oralarda doyurmaktadırlar. Biraz da haklılar… Şehre girip ihtiyaç gidermeye kalksalar otopark sorunu ile karşılaşıyorlar. Ne yapsınlar? Onlar da hiç otopark sorunu olmayan yerleri tercih ediyorlar.

İşte şehir böyle böyle can çekişiyor…

GASTRO MUĞLA

Can çekişen şehre can vermeye çalışanlar da var elbette…

Bugün eski esnafın ısrarla Arasta’yı terk etmemesi, takdire şayan bir tavırdır. Bunun yanı sıra, Timur Kocabıçak kardeşimizin önce Saburhane’de şimdi de Saatli Kule’nin arkasında bir mutfak kültürü merkezin harekete geçirmesi, can çekişen şehre can verme işinin güzel bir örneğidir. Önce sosyal medyadan “Ula âşığı” olarak tanıdığımız Timur Kocabıçak, yemek kültürü konusunda son derece aktif bir girişimci idi ve şehrin tam da göbeğinde, yıllardan beri âtıl vaziyette duran bir bahçe ve evi “Gastro Muğla” adıyla faaliyete geçirdi ve başta mutfak kültürü malzemeleri müzesi olmak üzere, yemek kültürü eğitimi de vererek şehre bir canlılık vermeye çalışıyor. Zaman zaman da insanların geniş ve rahat mekânda yemekte bir araya gelme düşüncelerini burada hayata geçirdiklerini görmek, şehir adına insana mutluluk veriyor. AVM’lerdeki yemek kültürü ilgi pek ilgimi çekmiyor elbette ama şehir merkezinde, hem de eskiden beri şehrin kalbinin attığı Arasta’da bu tür kaliteli bir yemek ve hizmet kültürü ve ekonomik hareketliliğin olması, şehir adına sevindirici.

AĞA BAHÇESİ KONAĞI

Muğla-Menteşe’nin gözden kaçan bir bölgesi var: Muğlalı Mustafa Caddesi, Hacı Memiş Ağa sokağı, Koca Mustafa Efendi Sokağı ve Kurşunlu Camii meydanı arasındaki kısım. Burada caddelere bakan binalar var ama arkaları harabe. Muğla Büyükşehir Belediyesi, bu harabelerden birini, Kütüphane sokağa bakan Ağa Bahçesi Konağı’nı restore ederek hizmete geçirdi ve burada da yemek kültürü ağırlıklı bir hizmet var. Belediye Mart ayında burayı hizmete açtı ve şehrin merkezinde veya yukarıdaki tabirimizle söyleyelim, “şehrin tam kalbinde ve Arasta’ya bitişik bir uğrak yeri oluşturdu. Konağın eski hâlini koruyarak ve yemek kültürünün de sunulacağı bir yer oluşturularak hizmete sunulan bu mekân da, can çekişmekte olan şehrimize, bir can suyu olarak son derece yerinde bir faaliyet. Tabii, şehrin yayla düzlüğüne kayarken belediye tarafından verilen ruhsatlarla can çekişen şehir için belediyenin bu konağı yapması yeterli bir faaliyet olmasa da hiç yoktan iyidir. Hele o metruk ve yıkıntı alanında böyle bir mekânın olması, ayrı bir ümit kaynağı.

BİTİRİRKEN

Şimdi siz de bana şehri sadece yemek kültürü ile izah edecek kadar dar görüşlü olmayı izafe edeceksiniz. Elbette ben de yanıldığınızı söyleyeceğim. Çünkü şehri şehir yapan en önemli iş merkezleri artık hayatımızdan çekildi. Fabrikasyon sistemler, kumaşçılığı, terziliği, demirciliği, ayakkabıcılığı, yorgancılığı, bakırcılığı yok etti… Fabrikasyon sistemin girmediği iki alan var şu an: Biri berberlik, diğeri lokantalar. Lokantalar, her gün ihtiyaç hissedilen ve “bir yemek zevki ve kültürü” mekânları olduğu için önemli ve şehrin atar damarlarını oluştururlar. Ondan önem veririm lokantalara. Kötekli’de sürekli yemek yediğim Hocanın Muftağı'nın sahibesi Ayşe Hanım ve ustası Ali ustam kızmasın, şehirde de güzel lezzetler var.