Ramazan Bayramı önceki gün bitti. Tatili devam ediyor.

Bazı mesleklerin bayramı bile yok. Mesela güvenlik görevlilerinin, sağlık görevlilerinin vd. Haklarını helal etsinler...

Elbette basın mensuplarının da...

Bayramı bayram olup, üstüne bir de uzatmalı tatilini yaşayabilenlere ne mutlu.

Neyse bizde kaldığımız yerden devam edelim...

+

Sanıyorum 24 Mart Pazartesi günüydü. Aldığım iletinin konusu “Tahtakurusu raporu”ydu.

Rapor Muğla Eğitim Araştırma Hastanesi yöneticileri tarafından hazırlanmıştı. Rapora bakılırsa kırsal Muğla’da “kültür turizminin” pelesenk olduğu gibi, “sağlık turizminin” de Muğla genelinde pelesenk olmaya başladığı Muğla gibi bir yerde Eğitim Araştırma Hastanesi “tahtakurusu istilasına” uğramış!

İletiyi okurken beni bir gülme değil, bir düşünce aldı...

Önce haberi doğrulatmam gerekiyordu. Gerçi elimde bir rapor vardı, ama doğrulatmadan olmazdı. Başımız “Dezenformasyon Yasasını İhlalden” derde girebilirdi. İletinin sadece bana geldiğini sanıp, hastanenin BaşhekimiTurhan Togan’ı arama ve konuyu köşeme alma aceleciliği göstermedim.

Bizim meslekte “En iyi haber yapılmış haberdir” diye de bir söz vardır.

Haber elimde patladı. İletiyi bana gönderen kişi veya kişiler Kenan Gürbüz arkadaşımıza da göndermiş... Kenan Gürbüz aynı gün başhekimle görüşmüş olmalı. Doğrulattığı haberi “Özel Haber” damgalı olarak25 Mart Salı günü patlattı...

+

Kenan Gürbüz arkadaşımızın haberinde de yer alan ve Muğla Eğitim Araştırma Hastanesi yönetimi tarafından Muğla İl Sağlık Müdürlüğüne yazılan “Tahtakurusu raporunda” şu ifadelere yer verilmiş:

Uzun süredir lokal tedbirler ile mücadele ettiğimiz tahta kurusu probleminin artarak devam etmesi ve İl Sağlık Müdürlüğümüzün 27.02. 2025 tarih ve 26944527 sayılı ilgi yazasında sunulan ‘Haşere Mücadele Raporu’ gereği 20.03.2025 tarihinde ilgili ana bilim dalları ile toplantı yapılmış olup tahta kurusu probleminin en üst seviyede olduğu Üroloji ve Beyin Cerrahisi servisinin 28.03.2025 tarihi itibari ile kapatıp boşaltılarak ilaçlama firmasının planı doğrultusunda ilaçlama ve mobilya değişim süreçlerinin başlatılması, halen 27 yatak ile hizmet veren Üroloji servisinin 14 yatak kapasiteli mevcutta Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon, Sualtı Hiperbarik, ve Dermatoloji Servisi olarak kullanılan-3. Kata taşınması, 14 yatak ile hizmet veren Beyin Cerrahisi servisinin Genel Cerrahi servisi içerisinde 13 yatak tanımlanarak Genel Cerrahi servisi içine taşınması, tadilat bitene kadar yatarak fizik tedavi hizmetinin durdurulması, dermatoloji ve sualtı yara bakımın mümkün olduğunca ayaktan tedavi yürütmesi mümkün olunmayan hallerde İç hastalıkları servisi içerisinde yatak planlanması tüm bu branşlar için uygun hasta gruplarında Yatağan Ek Hizmet Binası yataklarının da değerlendirilmesi planlanmıştır. İlgili planlama hakkında olurunuz açısından gereğini bilgilerinize arz ederim.

+

Rapordan anlaşılacağı gibi Şubat ayında bir rapor yapılmış.

Ortada uzun süredir verilen bir mücadele var.

Ancak şükürler olsun ki ortada endişe verici bir durum da yok!

Çünkü Eğitim Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Turhan Togan, Kenan Gürbüz arkadaşımıza olayı doğrularken yüreklere su serpen şu bilgileri vermiş:

Hastane olarak gerekli tedbirleri aldık. Hastanemizde tedavi gören hastalarımız açısından korkulacak bir durum söz konusu değil

Bu kısa ve öz olmakla birlikte gerçekten rahatlatıcı ve sevindirici bir bilgilendirme olmuş...

Ayrıca Muğla Sağlık Müdürlüğü yetkilileri de “Tahta Kurusu” istilasına uğrayan servislerde profesyonel ekiplerce ilaçlama çalışmasına başlandığı bilgisini vermişler...

+

O zaman bu yazıya ne gerek vardı?

Bu yazıya gerek vardı, çünkü benim başka kaygılarım var. Umarım o kaygılarımızı da gideren çıkar.

12 Eylül Askeri Darbesi günlerinde bir yazım nedeniyle hapse girdiğimde üç cezaevi dolaştırılmıştım. O yıllarda cezaevleri bugünküler gibi “modern” değildi. “Pat” denilen iki katlı yataklar (ranza) ahşaptı. Köyceğiz Cezaevi’nde (Şimdi kapalı. Kültür Merkezi yapıldığını duydum) bizim koğuşu tahtakurusu basmıştı... Geceleri ortaya çıkıyorlar ve kanımızı emiyorlardı.

Sorunu bir günde çözmüştük. İlaçlama ile değil... O yıllarda ilaç mı var? Cezaevi hamamının su kazanı ısıtılmış ve yataklarımız ile mutfak eşyalarımız havalandırmaya çıkarılarak özellikle ve başta patlar olmak üzere koğuş kaynar su ile yıkanmıştı... Elbette yataklar güneşte havalanırken, çarşaflar ve giysiler de kaynar suyla yıkanmıştı...

Kenan arkadaşımız görüştüğü için benim Başhekim Togan ile görüşmeme gerek kalmamıştı. Ben bir Veteriner Hekim ile görüştüm. Tahtakurusunun kaynağını ona sormak gerekirdi. Kaynağında çeşitli nedenler vardı, ama toplu yaşam alanlarında benim hikayemde olduğu gibi en önemli neden temizlik ve hijyen yetersizliğiydi... Veteriner Hekim bunu doğruluyordu.

Tabii insanın koğuş sisteminin olduğu ahşap malzemeli cezaevlerini anlaması mümkünde oldukça modern ve hijyene temizliğe çok dikkat edilen hastanelerde “tahtakurusu istilasını” anlaması biraz zor gibi...

+

Söz konusu raporda benim en çok dikkatimi çeken ise “... dermatoloji ve sualtı yara bakımın mümkün olduğunca ayaktan tedavi yürütmesi mümkün olunmayan hallerde İç hastalıkları servisi içerisinde yatak planlanması tüm bu branşlar için uygun hasta gruplarında Yatağan Ek Hizmet Binası yataklarının da değerlendirilmesi planlanmıştır.” ifadesi oldu.

Bana göre birileri Menteşe Devlet Hastanesi’ni Muğlalılara çok görüyor... Depreme dirençli olmadığı için hastanenin iki bloğunun yıkımına karar verildi. Hastane yönetimi o blokları boşaltarak, bir takım düzenlemelerle hastaneyi hizmet verebilir halde tutmaya çalışıyor. Ancak bütün servisler hizmet verirken, cerrahi servisi hizmet verememekle karşı karşıya... Duyumlarıma göre Sağlık Müdürlüğü Yatağan Devlet Hastanesi’nin bir ameliyathanesi ile 50 yatağını Menteşe Devlet Hastanesi’ne tahsis etmek istiyormuş...

Acaba Yatağan Devlet Hastanesi’ni arka bahçesine çeviren Eğitim Araştırma Hastanesi yöneticileri

Yatağan’ın 50 yatağının Menteşe’ye tahsisini engellemek istiyor olabilir mi?

Doğrusu ben “tahtakurusu istilasına uğramış” bir Eğitim Araştırma Hastanesi düşünemediğim gibi, ikinci basamak sağlık hizmeti veren bir hastanenin yaşatılmasını istemeyecek bir üçüncü basamak sağlık hizmeti veren sağlık kurumu yöneticilerinin olabileceğine de ihtimal vermek istemiyorum...

+

Benim dikkatimi çeken bir nokta da Kenan Gürbüz arkadaşımızın facebook ta paylaşılan haberinin altındaki yorumlar oldu. İşte onlardan bir kaçı:

- Aynur Turkoz Saat “Muğla’ya yakışmıyor, en kısa zamanda önlem alınmalı.

- Resule İzmir Erdoğmuş “Hastane pislik içinde. Tuvalet banyolar mikrop yuvası. Kullananlar da evlerinde bu yerleri nasıl kullanıyor belli oluyor.

- Seher Tarakçı “İlk açıldığı yıllarda hem çok temiz hem de sağlık hizmetleri bir numaraydı. Ama şimdi Allah muhtaç etmesin, hasta olsam gitmek istemiyorum mikrop kaparım diye..

- Müjde Ranam Horoz “Bu kadar pisliğe normal, personel ne ii yapar, tuvaletlerin girilecek hali yok. Akdeniz Ünv. Hastanesi yönetiminden ders alsınlar temizlik hakkında

- Saadet Tırpancı “1 ay önce 9 gün yattım oda arkadaşı ısırmışlar kadın omuzları hep kabardı doktora söyledi odamız değişti ilaçlama yapıldı ... hastane pislik içinde

- Tezcan Görgülü “İyi olur çok pis hastane, temizliğe çok çok ihtiyacı var hijyen hiç yok çalışan çok iş yapan hiç yok

- Nülifer Ceylan “Yakında Ortaca Devlet Hastanesini de basar tahta kurusu çok pis tuvaletler banyolar acil denetim

- Sevdiye Yıldırım “Hastanede hizmet olmadığı gibi temizlik de kalmadı galiba, hayret 21’ci yüzyıldaki rezalete

- Birgul Karakuş “Böylesine güzel bir şehre yakışıyor mu bu olaylar

---------- -----------

GÜNÜN SÖZÜ; Bir toplumun bireyleri okudukça, düşündükçe ve yeni bilgilerle yeni izlenimler edindikçe yücelirler. --Ekrem Akurgal