Her şey bir garip... İklim değişikliği de öyle...
Tabii insan “İklim mi garip insanlar mı? İklimler mi insanlar mı değişiyor?” diye sormadan da edemiyor.
İnsanların değiştiği kesinde iklimleri bilemiyorum. Gerçi insanların değiştiği de pek belli değil... İnsanlar değişse bizi yönetenler de değişirdi.
Mesela Muğla Esnaf Odaları Birliği Başkanı Şükrü Ayyıldız o birliği kaç yıldır yönetiyor bende unuttum. Şöyle bir çevrenize bakın, Osman Gürün ile Bahattin Gümüş’ün gittiğine bakmayın. Gerisi yerli yerinde duruyor. Bülent Karakuş, MUTSO’nun başına geldiğinde kendisinden öncekiler için “Biz onlar gibi yapışıp kalmayacağız” gibi bir şey demişti, ama yapıştı kaldı... Ona da kızmayın, ben artık kızmıyorum. Değişmeyen O ve arkadaşları değil, değişmeyen onları seçenler...
Osman Gürün ve Bahattin Gümüş’ün de gittiğini sanmayın.. Ki Osman Gürün kokuyu alıp aday olmamıştı... Ahmet Aras ve Gonca Köksal’ın en küçük hatalarında geldiklerini görüverirsiniz...
Bence iklimler değişmiyor, geçmişlerini anımsıyor. Umarım insanlar da “insanlıklarını” anımsarlar...
+
“Kadınlar ölmesin”, “Sokaktaki canlara sahip çıkalım”, “Dünyayı bir günlüğüne olsun çocuklara bırakalım”, “Doğamıza, çevremize sahip çıkalım” diye diye bir yılı daha tükettik.
Bu gün yeni bir yıla adım atmış bulunuyoruz. Bugün yeni yılın ilk günü.
Dünkü yazımda “ 2025’e doğacak güneşe ‘Merhaba’ deyin” diye noktalamıştım. Dediniz mi? Anlıyorum, gece biraz kaçırdınız veya uyuya kaldınız.
Geçen yılda uyuya kalmıştık.
Biz uyurken birileri hep uyanık kalıyor.
Biz de uykumuzda “Kadınlar ölmesin”, “Sokaktaki canlara sahip çıkalım”, “Dünyayı bir günlüğüne olsun çocuklara bırakalım”, “Doğamıza, çevremize sahip çıkalım” diye sayıklıyoruz!
Umarım bu 2025 uyandığımız, uyanık kaldığımız bir yıl olur...
+
Evet, iklimler değişmiyor. Geçmişini anımsıyor....
Muğla’ya çocukluğumda kar yağardı. Kar yağışından Akyol’daki evimizden Dumlupınar İlkokulu’na gidemediğimiz yıllarımı anımsıyorum...
Bu sene şehir merkezinde kar yok. Geçen sene de Yılanlı da yoktu... Bu sene Ocak, Şubat, Mart’ı da beklemedi kar Fethiye’nin, Köyceğiz’in yaylalarına, Menteşe’nin, Kavaklıdere’nin karlıklarına Aralık’ta düştü. Bakarsınız Ocak’ta, Şubat’ta Menteşe şehir merkezine de düşer... Ki kısa süreli de olsa Karanuğla Deresi de çağladı...
Uzun yıllar sonra Muğlalılar yeni yılı kar yağışı ile karşıladılar...
Hafta sonunda Fethiyeliler, Seydikemerliler başta Eren Dağı’nda, yaylalarında; Köyceğiz, Ortaca, Dalamanlılar Sandras’ta, Ağla Yaylalarında, Milaslılar Marçal Dağı’nda, Datçalılar, Marmarisliler, Menteşeliler Yılanlı’da, Yatağanlılar, Kavaklıdereliler de Gökçukur’da, Göktepe’de piknik yaptılar, kardan adamlarını yapıp yeni yıla “Merhaba” dediler...
+
Hala Fethiye’nin Eren Dağı, Denizli’nin Nikfer’i olamadığı gibi, Köyceğiz’m Sandras’ını da Isparta’nın Davras’ı yapabilmeyi bile aklımızdan geçirmedik.
Yılanlı’nın, Gökçukur’un hali ortada. Bir “Kayak Merkezimiz” bile yok...
Ama bu sene Ahmet Aras’ın vizyonu sayesinde Muğla, Menteşe de kayak yapıyor. Bu “Menteşe Kayak Festivali” birkaç gün daha devam ediyor.
Malum Muğla’da yeni yıla senelerdir yerel yönetimlerin düzenlediği konserlerle girilir. Bu sana da öyle... Her yerde konserlerle girildi. İl merkezi hariç... Bu senede öyle.
İl merkezi Menteşe’de yeni yıla bir türlü ne olacağına karar verilemeyen ve bir şey olacağı da yok gibi görünen Kent Meydanı Ucubesi, Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın vizyonu sayesinde Festival Alanı oldu... Kaç gündür Menteşe’nin, Yatağan’ın, Ula’nın çocukları, gençleri burada buluşuyorlar. DJ konserleri ile eğleniyorlar...
Hatta kayak yapmak için öteki ilçelerden de gelen gençlerin olduğu söyleniyor...
Başkan Aras’ta yeni yıla girerken yaptığı paylaşımlarda “Buz pisti, konserler, çocuk oyun alanları ve yılbaşı pazarından oluşan festival alanında vatandaşlarımızın keyifli vakit geçirdiğini görmek beni mutlu etti.” ifadesinde bulundu.
İşte bütün mesele bu; mutlu edince mutlu olmak...
+
Aslında bugün “Felaket tellalı” gibi algılanabileceğim bir yazı yazmakta istemedim. Doğrusu dünkü yazımda da buna özen gösterdim, ne kadar becerebildiysem...
Koca bir yıl daha geçti!
Kimi zaman eksildik, sevdiklerimizin gidişiyle üzüldük. Kimi zaman hayatımıza yeni girenlerle çoğaldık. Yenilerden haz aldıklarımız, almadıklarımız oldu. Ağladık bazen, boş yere harcadık gözyaşlarımızı... Bazen de kahkahalarımızın duyulduğu oldu...
İncindiğimiz de oldu, bazen de istemeden incittik...
Affedemediklerimiz de oldu, vazgeçemediklerimiz de...
Ömür takviminden dün gece bir yaprak daha kopardık...
+
Marmaris’ten Atilla Geniş de yeni yıl paylaşımında “Hep şunu derdik, bu dünya kötülerin dünyası, hep onlar kazanıyor ve Tanrı cezalarını da vermiyor... Artık bunu demeyeceğiz. Bir anda olmayacak ama, yavaş yavaş, kötülerin kazandığı bir dünyadan, iyilerin kazandığı bir dünyaya evrileceğiz...” demiş.
Bu kadarı da fazla iyimserlik diyeceğim, ama yeni bir yıldan, yıllardan da başka türlüsü beklenmiyor. “Enseyi karartmamak” da, şairin dediği gibi “Yeter ki kararmasın sol memenin altındaki Cevahir!” demek de bu değil mi zaten...
Atilla Geniş şöyle devam etmiş:
“Artık, kendinizi sorgulama ve içe dönme zamanı... Hırslarınızı, kinlerinizi, nefretlerinizi ne kadar küçültüp, sevgiyi ne kadar büyütebilirseniz, o kadar mutlu olacaksınız...
2025 içinizdeki sevgi tohumlarının yeşerdiği ve sizi yeni dünyaya hazırladığı bir yıl olsun.”
Buna ben de “İçinizdeki çocuğa teslim olduğunuz bir yıl olsun” diye ekleyeyim...
+
Datça’dan Sedat Kaya da “Defne Yaprakları Arasında 6 Kelime” başlıklı bir yeni yıl yazısı paylaştı.
Sedat Kaya “British Museum’un loş salonlarından birinde, bir mozaik zamanın gölgesinden çıkıp ziyaretçilerin ilgisini üzerinde topluyordu. İnce işçiliğiyle bezeli taşların arasına işlenmiş kelimeler, yalnızca bir dekor değil, geçmişten gelen bir hikâyenin taşıyıcısıydı.
Defne yapraklarının arasında dolaşan kelimeler şöyle diyordu; ‘ Sağlık’, ‘Yaşam’, ‘Neşe’, ‘Barış’, ‘Mutluluk’, ‘Umut’... Bu kelimelerin bir ruhu, derin anlamları vardı.” diye başladığı yazısında özetle şöyle devam etmiş:
“M.S. 4. yüzyıl… Roma İmparatorluğu’nun güneşle yoğrulmuş topraklarında yılın son günlerini kutlayan bir festival hüküm sürüyordu: Bodrum’un limanında da festivalin yankıları hissediliyordu. İnsanlar dilekler tutuyor, yeni yılın bereketi ve zenginliği için adaklar sunuyordu. Altın keseleri ve servet hayalleri, tanrıya en çok sunulan dileklerdi. Ancak biri vardı ki, kalabalığın arasından farklı bir ışık saçıyordu: Şehrin hekimi Aelianus... Aelianus yalnızca bir doktor değil, bilgeliğiyle de tanınan bir filozoftu, dileği bambaşkaydı. Evinin girişine bir mozaik astırdı. Taş ustasına ‘Defne çelengi yalnızca bir süs değil. O, yaşamın özü. İnsan, bu kelimelerin gölgesinde yaşarsa, hayatın anlamını bulur. Bu evden içeri giren herkes, burada yazanları hatırlamalı.’ dedi ve mozaik işlenmeye başladı. Her bir taş, insanlık değerlerini hatırlatan kelimelerle ruh kazandı: ‘Sağlık’, ‘Yaşam’, ‘Neşe’, ‘Barış’, ‘Mutluluk’, ‘Umut!.. Aelianus’un evine giren herkes bu mozaiğe bakar, bir an durup düşünürdü. Barış, neden insanlığa hep uzak? Mutluluk ve umut... Gerçekten bizimle mi? Ancak yüzyıllar geçti. Mozaik, evin duvarında yalnızlığa terk edildi. Bodrum’un taşlarının arasına gömülen bu şaheser, bir zaman sonra toprakla eşitlendi, unutuldu. Ta ki bir kış günü, yabancı eller onu keşfedip çekip çıkarıncaya kadar...
Gemilere yüklenip uzak diyarlara götürülürken, defne yapraklarının arasındaki kelimeler hüzünle fısıldadı:
‘Beni buradan alıyorlar. Halkım nerede? Hikâyem burada kalmalıydı...’ …”
+
O mozaik şimdi British Museum’da... Belki Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras bu yeni yılda Bodrumlu Aelianus’un mozağini alıp yuvasına getirir...
Ne dersiniz mozaik yuvasına dönünce, barışa, mutluluğa kavuşur muyuz?
Kavuşuruz belki, ama siz yine de içinizdeki çocuğa sıkı sarılın...
---------- -----------
GÜNÜN SÖZÜ; Her gün ‘ulan bugün acaba ne olacak?’ diye kalkıyoruz; ‘Bu kadar da olmaz ki canım’ deyip yatıyoruz.--Ferhan Şensoy
Bakalım bu yıl neler olacak?