BodrumBelediyesi Torba Hayvan Barınağı ile geçen yıl ekim ayına kadar hiç işimolmadı. O Ekim'de bir kedi götürdüm. 10 gün kadar bakımda kaldı. İyileşti dendive alıp sokağa bıraktım.

Kediyigötürdüğüm günlerde, basında Bodrum Barınağı'nda felçli bir kediye yürüteçyapıldığını gazetelerde okumuş ve çok mutlu olmuştum. Ne güzel olmuştu!... Hembir pati yürüme imkânına kavuşmuştu; hem de bu iş şehrimizde yapılmıştı. Kediyigötürdüğümde okuduğum haberle ilgili iki çift kelam edeyim dedim; karşılaştığım"devletin asık suratı" idi. Hani Bekçi Murtaza diyordu ya: "Ankara'da hökümat;burda ben!..." diye. Veterinerlerimizin tavrı aynen öyleydi.

"Gününyorgunluğudur. Vardır bi olumsuzluk. canları sıkkındır. Belki bir pati ölmüştürde üzüntüden böyle davranıyorlardır." diye geçirdim içimden ve üstelemedim.

Pandemisürecinde birkaç sokak kedisinin daha tedavisi için gittim. 22 Nisan günü belisakat bir kediyi götürdüm. Galiba birisi tekme vurmuş ve yavrunun belikırılmış. Torba barınağına vardım. Ön büro gibi yere gireceğim. "Birisi hemenönümü kesti ve "Buraya giremezsiniz. Dışarda bekleyin!... " dedi. İkinci karşılaşmada da olumsuzluk yaşadımyani. Biraz önce beni dışarı gönderenşahıs yanıma geldi ve konuyu sordu. Ben de anlattım. Elinin tersiyle "Sosyalmesafeye dikkat et." dedi. Gene bir şey demedim.

Sonrakizamanlarda gene hasta sokak kedilerinden götürdüm. Karşılaştığım muamele gene aynı: Ankara'dahökümat, burda ben!...

Genebir gidişimde, kediyi kaydettirdim ve kayıt numarasını istedim. Kaydı yapankişi o arada bir küçük etikete numarayı yazmış de masanın üzerinde bir yereatmış. Bana "İşte yazdım ya. Numarası o. Kutuya da onu yapıştırın" dedigörevli.

Vallahigene bir şey demedim.

Kediyiteslim edip dışarı çıktım. 10-11 yaşlarında bir kız çocuğu ve babası ilekarşılaştım. Selamlaştık. "Geçmiş olsun. Neyiniz var?" dedim. Baba, "Sokaktabir kedi sakatlanmış. Kızım görmüş. Onu getirmiştik. Durumunu öğrenmekistiyoruz." dedi." O sırada bir görevli gelip niye beklediklerini sordu. Babada geçen gün getirdikleri kedinin durumunu öğrenmek istediklerini söyledi.Görevli: "Öğrenemezsiniz!... Ya iyileşince veya ölünce haber veririz." deyince o çocuğun babasına bakışı yüreğimiparçaladı.

Çocuğunkedi hakkında bilgi alamamasına mı üzülürsün, çocuğun gözünde babasınınezilmesine mi üzülürsün, bir devlet dairesinde vatandaşın maruz kaldığı kabamuameleye mi?

AklımaAbdurrahim Karakoç'un "İsyanlı Sükut" şiiri geldi:

Gitmişti makamaarz-ı hâl için

"Bey" dedi.Yutkundu. Eğdi başını

Bir azar yediki oldu o biçim

"Şey" dediyutkundu eğdi başını

(Torbabarınağındaki personeler şiirin tamamını okumalarını tavsiye ederim.)

Çocuğunve babasının hâli ile Karakoç'un anlattığı manzara ile aynı idi. Gücünüdevletin verdiği makamdan alan birisi vatandaşa insan muamelesi yapmıyordu.

Hemeno akşam, Torba barınağındaki iletişin sorununu belediyeye mail ile yazdım.Ertesi gün aradılar. Bir memur, "Ben yaptıysam özür dilerim" diyerek benimleolan hususta özür diledi. Özür dilemesinin bireysel bir mesele olduğunu ama obarınakta kurumsal bir iletişim sorunu olduğunu söyledim ve konuşmayı bitirdik.

Geçenhafta taburcu edilen bir kediyi almak için gittiğimde, ön bürodaki hanımınnazik yönlendirmesi ile poliklinikler tarafına yönlendirildim. İlk iki kısımdanbiri olan odalardan birine gireyazdım..

Girmezolaydım!...

Dahaayağımın biri dışardayken ve "Affedersiniz." diye başlayıp kediyi almayageldiğimi söylemeden bayan Veteriner: "Çıkın dışarı. Burası muayene hane!...Buraya giremezsiniz!..." cümleleriyle karşılaşınca daha önce karşılaştığımtavırlar da hatırıma gelince espritüel bir şekilde "Hele bi de dövün!..." dedimgülerek. Havayı yumuşatmaya çalışıyorum aklımca. Bu cümlemi daha bitirmeden:"Çıkın dedim. Sosyal mesafeyi de koruyun!..." deyince anladım ki, bu Torbabarınağında gerçekten bir iletişim sorunu var ve sosyal mesafe konusunu da birtehdit unsuru olarak kullanıyorlar. Bende: Bir ayağım daha dışarda. Bana sosyal mesafeyi korumadan yaklaşan sizsiniz."dedim. Tabii, "vatandaş"ın haklı olması halinde, devlet gücünü kullananlarınsağlıklı düşünmek yerine Bekçi Murtaza felsefesiyle hareket etmelerine dealışık biri olduğumdan, hiç alttan almadan, iletişim sorunu yaşadıklarını;vatandaş ile bu şekilde iletişim kuramayacakları altını çizerek (yani yükseksesle) söyledim. Sonra bir işçi (işçilerde ve ön bürodaki bayan memurede hiçbirsorun yok. Onlar son derece uygar bir dil kullanıp tavır sergiliyorlar.) geldive kediyi nereden alacağımı gösterdi.

Gidipkediyi aldım. Dönerken birim sorumlusu Aytunç bey geldi. Daha önceki gelişimde,personelin iletişimsizlik konusunda sorun olduğunu; giderilmesinin iyiolacağını; yoksa bu tavırların belediye başkanına politik yansımalarınıolacağını söyledim ve belediye başkanı hakkında çok olumlu sözler duyduğumu; butür olumsuzluklarla yıpratılmasına gönlüm razı olmayacağını ifade edereközellikle yaz aylarında gelen hayvanseverlerin "naif" ve "nahif" insanlarolduklarını; bu tür ilişkilerle üzüleceklerini belirtmiştim.

Sankiönceki hafta bu sorunu tatlı tatlı konuşmamışız gibi Aytunç bey "Siz profesörolduğunuz için özel muamele bekliyorsunuz." demez mi!... Ben de "Asla özel muamele beklemiyorum. Veasla bana özel muamele yapılmasını istemem. Ben dahil herkese insanca muameleyapılsın yeter!" deyip sözü uzatmadım.

Hayvansağaltmada da sorunlar yaşadık. 2 kedi onar gün kaldılar barınakta amaiyileşmediler. Özel veterinere götürdüm, iyileştiler.

İmdiiii.Sayın belediye başkanımız Ahmet Aras .. Yüz yüze tanışmadık ama hakkınızda duyduğumolumlu ifadelerden dolayı, insanî tarafınızı hayli güçlü olduğu izlenimiedindim. Aynı zamanda nitelikli bir hayvan dostu olduğunuzu da öğrendim. LütfenTorba barınağındaki personelin iletişimsizlik sorununu halletmek için birşeyler yapınız. Yazları burada bulunan hayvanseverlerin gönüllerininkırılmasına ve hakkınızda olumsuz düşünülmesine müsaade etmeyiniz lütfen.