"Odamız kararırken indirdiğin perdeler ,

Çarşının gittikçe artan gürültüsü
Gelip kenarına oturduğun minder ,
Genç kızken işlediğin masa örtüsü ,
Yeşil abajurlu lambamız ,
Küçük sobamız ,
Anlatsanız ,
Ne oldu o geceler, eski akşamlarımız ?"

Ziya Osman Saba ..

Mısralaradüşünce yolumuz öyle bir ferahladık ki anlatmaya cümleler yetmez. Cümlesiz olmaz;o bizim ekmeğimiz, suyumuz. Mısralar ise şekerimiz, tuzumuz. Tat bırakıyorağzımızda, ruhumuza ferahlık veriyor; yağan yağmurun, esen rüzgârın, doğangüneşin, karanlıkta parlayan yıldızların sesi mısralar. Gönül telimizinbesteleri mısralara eklenmiş. Onlarsız olmuyor.

Şiirlerve mısralar!.. Her birini ayrı bir dünyanın ufkunda seyre dalıyorum. Mısralarındili kuşların dili, doğanın dili, müziğin ve resmin dili. Mısralar, insanagönül dilinin kapılarını açıyor. Edebiyat öğretmenlerinin annesi Ayla Ağabegümde "MısralarlaKonuşsak" diyor. Mısralarla konuşsak. Hayatın insana, insanın hayatayaptırdığı her türlü zulümden kurtulsak. Dilimiz mısralarla kanatlansa;Rabbimin yarattığı tüm canlılara bahşettiği güzellikleri dersek.. Sadecegüzellikleri. Mısralar insanlara insan olduğunu hatırlatmak, onlarıgüzelleştirmek için vardır.

Sözhükmüne bakar, mısralar bu hükmü cümlelere nazaran sezdirir, yaşatır, aklar,paklar. Bakın bir cümlede sevdiceğimize sevgimizi "Seni seviyorum." diyerekifade edebilecekken bir mısrada "Men ta senin yanında dahi hasretem sana" diyerek ne kadar derin, ne kadar aşk dolu bir ifadeye taşıyoruz. Amacımızcümleleri değersizleştirmek değil; cümlelerin egemenliğinde romana, hikâyeye,masala hatta destanlara sefer ediyoruz. Hükmümüz sözün tacını mısralardakuşatmaktır. Sözün sultanları mısralardır.

Odemdir ki zamana, mekâna, insana dilin vardığı en üst makam perdesimısralardadır. Şimdi "Ne oldu?" derseniz yaşadığımız her anın güzelliğimısraların penceresinden açılacak. Ve o pencereden bakan insan hayatında birkerecik de olsa mısraların dilinden konuşacaktır. Mısraların dili aşkındilidir.

BakınızSezai Karakoç'un dilinden mısralara düşenlere: " Düşüşün tadını alamayan insan!Senin yücelerin serinliğinden, arılığından ne haberin vardır? Ey yükseklerdenbüyük seslerle düşen su, bu yalçın kayalara bir şelale borçlu olduğunu biliyormusun?"

Neoldu? Mısraların dilinde insan sözle ifade edebileceği güzellikleri, heyecanızirvelere taşıdı. Mısraların yeri doruklardır. Mısralar insanı şahikalarataşır.

Sadecebugünü mü yaşıyorum? Bugünün sadeliğinde, sadece bugüne ait olanda yaşadıklarımbile mısralarda renklere kavuşur. Siyah- beyaz hatıralar renklenir. Bakın ZiyaOsman Saba'nın mısralarında yaşadığımız anın zevkine..

" Be yaz elbiseler giydiğin zamanlar ...

Niçinyazmadık bir yere satır satır

Duvarlar! ne oldu konuştuklarımız ?
Yüzünün pembeliği , saçlarının örgüsü

B en diyeyim: Kış şarkısı, sen de : Yaz türküsü

Ne ettikömrümüzü"

Ziya Osman Saba

Angeliyor ardında bıraktığımız, değerini yaşarken bilemediğimiz güzelliklermısralarda efsaneleşiyor. Sırlanıyor, ebedileşiyor.

Mısralarlaan be an tadına varıyoruz yaşadığımız anın her zerresinin. Bakın oncaanlamsızlıklar yığını içerisinde bir reklam sloganı bir mısradan yardım alıncanasıl da güzelleşiyor. "Hayat, büyük resmi görüp detayları yakalama sanatı!.." Slogan mısralar sayesinde bir kaliteye sahipoluyor, bir mısra sayesinde hayatımıza kalite giriyor.

Ne oldu?Mısraların peşine düşünce yine mısralar arasında kaybolduk. Mısraları sağolsunlar cümleler sayesinde dile getirdik. O yüzden mısraların sultanlığında,cümlelerin hükmünde hayatımızı şenlendirelim. Mısraların güzelliğinde gönültelimizi titretelim. Bu dünya fani oysa; mısralardır seni ebedi ve edebi kılan.

Son sözbu defa Nâzım Hikmet'ten.. Bakın mısralarda hayat ne kadar güzel!. Ayrısıgayrisi, ötekisi, berisi, şunu, bunu yok!.. Mısraların dilinde sadece insan,sadece aşk var. Ne oldu?..

"Seviyorum seni
ekmeği tuza banıp yer gibi
Geceleyin ateşler içinde uyanarak
ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi

.............
Seviyorum seni
Yaşıyoruz çok şükür der gibi."

Nâzım Hikmet