Bırakmak… Gitmek…
Bazen yenilirsiniz ve bırakıp gitmeniz gerekir. Bazen yenilmemek için gitmeniz gerekir.
Bazen ortada somut bir başarısızlık olmasa bile vazifenizi hakkıyla yerine getirememenin verdiği vicdanî rahatsızlığı dindirmek için gitmeniz gerekir.
Bazen işinizle/görevinizle ilgili bir kusur veya başarısızlık olmasa dahi özel yaşamınızdaki kusurlarınız ya da etik dışı davranışlarınız nedeniyle bırakmanız/gitmeniz gerekir.
Bazen bildiğiniz şarkıları daha yüksek bir sesle, daha büyük kalabalıklar önünde söyleyebilmek için bırakmanız/gitmeniz gerekir. Bazen de yeni şarkılar öğrenebilmek, söyleyebilmek bırakıp gitmeniz gerekir.
İnsan hayatın içinde zaman zaman bırakmak, gitmek zorunda kalabilen bir varlık. İnsanın bunun farkında olması, bırakması/gitmesi gerektiğini bilmesi güzel. Asıl sorun, bırakması ve gitmesi gerektiğini fark etmeyenler…
Konunun sorun olan bir başka yönü de şöyle: “Bırakmak” ya da “gitmek” normal bir tercih. Anormal olan ise bırakıp kenara çekilen kişiyi her zaman “kötü” olarak görmek. Bırakma nedeni her ne olursa olsun…
Olaylara salim bir kafayla baktığımızda çoğu zaman görüyoruz ki genellikle kalanlar gidenlerden daha kötü. Geride kalan, gidene bir kulp takan ve gideni “kötü” olmakla itham edenler kötülüğe daha çok bulaşmış durumda.
Yine görüyoruz ki, çoğu zaman kalanların kötülüğü yüzünden birileri bırakıp gitmek zorunda kalıyor. Kendisine orada yaşam hakkı tanınmayan, nefes aldırılmayan, iş yapmasına fırsat verilmeyen, daha da ileri gidilip itibarsızlaştırılan insanların; kendine olan saygısını ve itibarını korumak için bırakmak/gitmek zorunda kalması, adeta bu coğrafyanın bir kaderi. Gitmesi gerekenlerin de daha sıkı tutunması…
Keyfiliği, basitliği, baskıyı, yıldırmayı, engellemeyi hazmedemeyip bırakanların her geçen gün arttığı bir dönemde yaşıyoruz. İşin garibi de bu olumsuz davranışların sahiplerinin genelde gelişmiş beyinler, diplomalı insanlar olması.
Üzücü olan şu ki, gitmesi gerekenler gitmiyor. Kalması gerekenler, çoğu zaman ya gitmek zorunda bırakılıyor ya da basit bir bahane ile gönderiliyor.
Bulunduğu pozisyonu hak etmeyip gitmesi gerekenler, bir şekilde karar vericilere ulaşıp kendini olduğundan farklı ya da mağdur olarak gösterip onları ikna edebiliyor. Bu şaklabanlar, bir yönüyle başkalarına mağduriyet yaşattıkları gibi bir yönüyle de karar vericilerin zihnini bulandırmayı başarıyorlar. Karar vericiler de çoğu zaman bu yalaka çemberini kırıp etrafında olup bitene objektif bir gözle bakamıyor.
İşte birçok insan, gerçek kötülerin ve yalnızca bir tarafı dinleyen karar vericilerin kurbanı oluyor. Mağdur masasını toplarken gözlerini kaçırarak günah çıkarmaya çalışan kötüler, çoktan yeni senaryolarını sahneye koymanın hazırlığına başlamış oluyorlar.
“Bu benim...” diyebileceği bir eseri olmayan, hiçbir konuda hak ve liyakat sahibi olmayan, işinin hakkını veremeyen, cesareti olmayan ve meseleleri oyunlarla halletmeye çalışan basit insanlar…
“Bu benim hakkım değil.” demeyen ve her görevi, her verileni/dağıtılanı, her türlü hüküm vermeyi kendine hak gören hadsiz insanlar…
Bu iki insan tipi, siyaset ve kamu sektörü başta olmak üzere hayatın her alanında karşımıza çıkan asalak insan tipi. Etrafa yaydıkları dedikodularla ve yöneticilere yalakalık yaparak gemisini yüzdüren tipler. Ve yalnızca tek kanaldan gelen bilgiyle hüküm veren, kafasındaki iyi-kötü listesine göre kişileri ve olayları değerlendiren, perdenin/maskenin arkasını göremeyen basiretsiz yöneticiler.
İşte bu asalak insanlar, iyilere yaşam hakkı tanımıyor. Basiretsiz yöneticiler de kötülerin taşeronu oluveriyor.
Hayat zor ve kırıcı. Hayat herkesi kırıyor. Bu hayat çok da adil değil. En çok da iyiler kırılıyor. Hep iyiler harcanıyor. Ne yazık ki kötülere bir şey olmuyor.
Her şeye rağmen hayat devam ediyor. Kırılan insan ya birilerinin (anne-baba, eş, arkadaş, yönetici vs.) kurbanı oluyor ya da kırıldığı yerden filizlenip kendi hikâyesini yazıyor. Sonucu onun hayata bakışı ve seçimleri belirliyor.
Peki, sizin tercihiniz ne? Başkalarının yazdığı hikâyenin figüranı olmak mı, kendi hikâyenizin başrol oyuncusu olmak mı?
Bırakın, yönetmene yaranmak için en iyi oyuncusunu daha dizinin ikinci-üçüncü bölümünde öldüren senarist ve buna razı gelen yönetmen düşünsün.
08.01. 2025