İsmail Zorba

İsmail Zorba

SÖZÜN EŞİĞİNDEN
İsmail Zorba'nın ve diğer yazarlarımızın köşe yazılarını ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin

Bir Yangının Külünü

Eklenme : 10.08.2021 00:00:00
Görüntülenme: 473

"Başlarda yaşamaya mahkum edildiğimiz bir senaryodan bahsetmiştim. Evet, sıradan insanların, sıradan milletlerin yaşamaya mahkum edildiği bir senaryoydu bu. Öyküsü çok önceden yazılmış hiç değişmeyen siyasi söylemler gibi hep aynı girdaba sürüklenmeye mahkum edilmiş insanların yaşayacağı bir senaryo. Oysa zor zamanlarda Türklüğün hikâyesi yazılan senaryoların hayata geçmesine asla izin vermez."

Sanki bir film sahnesinin içine çekilmişiz de gibi hayatımız bilmediğimiz bir senaryonun içerisinde yaşadıklarımıza anlam vermeye çalışıyoruz. Bu sahnede oyunculuğumuz figüranlıktan öte bir mahkumiyet sanki. Bir afete çok yakından tanıklık etmek hakikaten bambaşka. Hele yangının içinden geçenler, ateşten gömleği geçirip söndürme ve kurtarma cenahında bulunanlar. İnsanın farklı rollere büründüğü zamanlarda farklı hikâyeleriyle de karşılaşabiliyoruz. Sahnenin içindekilerle dışındakilerin farklılıkları.

Biz filmi başa saralım. Bir yanda saat başı uçak, helikopter sesleri, itfaiye sirenleri, cankurtaran çığlıkları bir yanda çılgınca kayıp giden zamanın içerisinde nefes almakta zorlandığımız isli, geniz yakıcı bir hava. Güneşin kaybolduğu kesif bir kırmızı ve gri karışımı bulutların gökyüzünü kapladığı bir ortamda kulaklarımız bütün dikkatiyle gelecek haberleri bekliyor. Aynı pencereden binlerce kez baktığımız pencereden jeneriğin hakimiyetini gösterdiği farklı bir mekana bakıyoruz sanki. Kafamız iyice karışmış durumda. Ne yaşadığımızı, neye şahitlik ettiğimizi idrak etme derdindeyiz.

Senaryonun ana kahramanı yangın, benliğimizi tümüyle kuşatmış salgını çok uzaklara gönderiyor. Afet her şeye hükmediyor. Dualarımız dışında sığınağımız yok. Haftalardır süren yangının geliyorum diyen çığlığını hemen yanı başımızda hissediyoruz. Ateş düştüğü yerde daha çok iz bırakıyor. Zamanı zemini aşan artık her şeyin süregelen doğallığını tümüyle aştığı bir zaman diliminde haklı olarak herkes bir şeyler konuşuyor, yorumlar yapıyor. Çaresizlik ve korku kulaklara, gözlere akıldan çok duyguların yönetimine hakim oluyor.

Sahneye kalabalıkların egemen olduğu şuur dışı zamanlarda aklın yönetimi çok önemli. Can telaşına düşen insanın duyguları bütün iptidailiğiyle ortaya koyuyor. Nedenler, niçinler, nasıllar dışında siyasetin bütün çerçevelerinin dışında afet zamanlarında ortaya çıkan sıradan bir insan profilinin dışına çıkan, kaybolduğunu ya da yitirdiğimizi zannettiğimiz "Biz"in farkı ortaya çıkıyor. Türk'ün, Türk milletinin farkı. Dayanışma, merhamet, bir ölür bin diriliriz diyen destansı bir söylemin coşkusu.

Tarihi boyunca nice yangınları atlatmış bu asil millet, hakikatler karşısında Hakk'ın yanında bütün hasletlerini ortaya koymakta gecikmiyor. Yangın karşısında biz bir birey olarak elimiz kolumuz bağlı oturamayız. Bu demek değil ki elimize kazmayı küreği alıp haydi yangın yerine.. Elbette hayır!. Yüreğimizde yangının izlerini, yaralarını, feryatlarını duymamız bile yeter. Bir damla gözyaşı dünyaya bedel. İnsan olmanın, Türk olmanın asaleti var olan hasletleri ortaya koyuyor. İnsanımız elinden gelen ne varsa yapma azminde, kararlılığında. Bu yolda canını bile tehlikeye atmaktan çekinmeyen insanımızın kahramanlığı ortada.

Başlarda yaşamaya mahkum edildiğimiz bir senaryodan bahsetmiştim. Evet, sıradan insanların, sıradan milletlerin yaşamaya mahkum edildiği bir senaryoydu bu. Öyküsü çok önceden yazılmış hiç değişmeyen siyasi söylemler gibi hep aynı girdaba sürüklenmeye mahkum edilmiş insanların yaşayacağı bir senaryo. Oysa zor zamanlarda Türklüğün hikâyesi yazılan senaryoların hayata geçmesine asla izin vermez.

Kaza ve kader bizim hayatımızda bambaşka uyanışlara gebedir. Bunu unutanlar bu afetin, bu yangınların yaşattığı büyük kayıplara rağmen çaresiz değildir. Bu millet her zaman dimdik ayaktadır, nöbettedir. Madden, manen tüm varlığıyla.

Yangın esnasında bazı sinyaller vardı ki bu bir uyanışın habercisi oldu. Özümüzdeki ışığı gördük. Biri askerliğini sınırda yaparken giriştiği kahramanlık mücadelesinden yaralı olarak kurtulan bir gencimiz yangın yerine yardıma giderken şehit oldu. Onun kahramanlığı böyle afetlerde bile yitmeyeceğimizin göstergesiydi. Diğer haykırış Tokyo'dan geldi. Olimpiyat şampiyonu millî gururumuz Busenaz Sürmeli'nin Türk milletine gönderdiği mesajda haykırıyordu tüm dünyaya: "Bir ölür, bin kere diriliriz." Sözün aslı ölmek ya da dirilmek değil. Özünde her zorluğa karşı dimdik ayakta durabilme gücüydü aslında.

Yangın yerinden gelen haberler, fotoğraflar. Her birinin hikâyesi öylesine kendimizi salıverdiğimiz insanın tekrar hayata dönüşüydü aslında. Kadınlara, çocuklara, hayvanlara uygulanan şiddetle çepeçevre sarılan kaybolan insanlığın unutmaya zorlandığı güzellikler tekrar hayata geçti. Yangın yerinde insanımızın sadece insana değil bütün canlılara dokunuşundaki sevgi, merhamet gözleri yaşartırken gönülleri aydınlattı. İnsanın gözünde, elinde, gönlünde var olan sevginin yansıyışı dünyamıza yepyeni ufuklar kazandırdı.

Şu an için nedenler, nasıllar, niçinlere girmek istemiyorum. Onca sis bulutunun her yeri kapladığı bu bilinmezlikte zaman en büyük hakikat avcısıdır. Kayıplarımızın ortaya konması, yeni stratejiler, yeni duyarlılık ve yaklaşımlar insanımızın geleceğe dair atacağı adımlarda akla ve bilime verilmesi gereken önemin hakikatini karşımıza çıkarmaktadır. Sağduyulu olmalı, unutmaya meyillenmiş bugünü yaşamaya konumlandırılmış bakışlarımızı değiştirmemizi sağlamalıdır. Bugün artık dünde kalmalı, yepyeni bir ufukla yepyeni yoldan hedefine odaklanmış insanlarımızın inancıyla, azmiyle yola çıkmalıyız.

Özellikle Muğla'mızın bu yangın sonrası yaşadığı kaybın ne kadar büyük olduğunu unutmamalıyız. Şu anda otuz ve üstü yaşlarda olanlar kaybettiğimiz doğa güzelliklerimizi bir daha görme mutluluğuna erişemeyecek. Ama hatıralarımıza aktardığımız güzellikler en az otuz beş yıl sonrasına tanıklık edecek gençlerimize, çocuklarımıza bizim yaşadığımız, tanıklık ettiğimiz güzellikleri yaşamaları için mücadele etmeliyiz. Şu an kapkara çerçeveyle sınırlanmış bencillikleri, ötekileştirmeleri aşıp özümüzdeki güzel insanla kucaklaşmalı nedeni, nasılı, niçini hep birlikte cevaplamalıyız. "Ben"den "Biz"e geçişimiz ne kadar geç olursa kayıplarımız daha çok olur. Yoksa bir yangının külünü yeniden yakar geçer, altında bizlerde yanar kül oluruz.

{{r.adsoyad}} {{r.tarih | tarihsaat}}
{{r.yorum}}
Güvenlik kodu

PAYLAŞ

En çok arananlar

Powered by BilgiSoft