KONULARA, OLAYLARA YETİŞEMİYORUM...

Aslında kaç zamandır benden Muğla’da; “AK Parti neden başarısız oldu?”, “Belediyelerin ne kadar borcu var?” sorularının yanıtını bekleyenler var. Menteşe’de “Kent Meydanı için yapılan anketi neden yazmıyorsun?” diye soranlar da yok değil... Ayrıca Başkan Ahmet Aras’ın hızlı başlamasından dolayı Muğla Büyükşehir Belediyesi’nde önemli gelişmeler yaşanıyor.

İnanın yetişemiyorum... İnanmayanlar olabilir, ama Fethiye’nin ardından Marmaris’teki iki temizlik gemisinin de gittiğini Prof. Dr. Aydın Ayaydın haber verdi... AK Parti İl Başkanlığı konusunda kendisinin üzerinden yapılan yorumları da konuştuk...

İnanın yetişemiyorum, ama kimse merak etmesin hepsini de bir şekilde bu köşeye taşıyacağım.

Bugün de bir iyi, iki kötü konuyu paylaşmak istiyorum....

xx xx xx

YAYLA EVLERİ VE İLHAN SELÇUK EVİ...

Kötüden başlayalım.

“Eski Muğla Arşivi” yöneticilerinden emekli edebiyat öğretmeni Turgut Dereli sosyal medya hesabından genellikle eski Muğla ve anıları ile ilgili paylaşımlar yapar. Karabağlar Yaylası’ndaki bağ evlerinden söz ederken, çocukluğunun geçtiği yurt ve bağ evi ile ilgili de hep “Elden çıkardığımız” ifadesini kullanmıştır. “Elden çıkarmış olmak” Muğla’da “satıldı” anlamına gelir, ama “satılık” diye anlayanlar da oluyormuş. Hoca bu yüzden sayfasından şu paylaşımı yaptı:

Karabağlar ‘Polis Kahvesi’ yakınlarında yer alan, ilgilenemediğimiz için elden çıkarmak zorunda kaldığımız (Değerli hemşehrilerim. Yorumlarda ve mesajla; o kadar çok fiyat ve yer soran var ki ELDEN ÇIKARMA'nın SATILDI, anlamına geldiğini bu parantez içinde açıklamak zorunda kaldım.) tarlamızın kenarındaki anılarımızla dolu bu güzel bağ evimiz, 45 yıldır bakım görmüyor... Buna karşın direnişini sürdürüyor... Umarım yeni sahibi harekete geçer artık...

O 45 yıldır direnen ve çok az kalan ‘gerçek’ yayla evlerinden olan “Dereliler Evi”ne takıldım. Yaraş Mahallesi’nden biri satın almış. 45 yıldır kullanmadığı gibi, onarımdan geçirmeyi de düşünmemiş... 

O zaman neden satın aldın kardeşim?!

xx xx xx

Neden beklendiğini, o güzelim Yayla Evinin neden kaderine terk edildiğini bilen yok...

Turgut Dereli hocamın paylaşımının altına Savaş Kartal adında bir sosyal medya kullanıcısı da şöyle yazmış: “Turgut Dereli abim ben de ilk okuduğumda satılık sandım, lakin insanlarda öyle anlıyor, benim bir tarzım vardır bir şeyi sattımsa o gün bitmiştir, dönüp de arkama bile bakmam, gözüm olmaz. Anlaşılan siz burayı unutamıyorsunuz, böyle bir yer asla satılmaz. Burada her ne olursa olsun yanlış yapmışsınız. iyi günler dilerim.

Savaş Kartal sözlerinde haksız da sayılmaz, ama Turgut Dereli hocam o ‘yurdu ve bağ evini’ bakamadıkları için veya bir başka nedenle de elden çıkarmak durumunda kalmış olabilir. Ancak insan bir yeri elden çıkarınca anılarını da elden çıkaramaz ki...!

Neyse, Karabağlar Yaylası’nda benzer kaderi paylaşan başka yurtlar da var. Büyükşehir Belediyesi mi, Menteşe Belediyesi mi olur, birisi bu yurtların orijinal bağ evine sahip olanlarını acilen istimlak etmelidir. İşe bu yurttan başlanabilir... Hatta Gonca Köksal ve Ahmet Aras başkanların yaşayan son yaylalılardan Fettah Bardakçı’nın “Mimarlar Odası Ödüllü” yayla evini ziyaret edip, birlikte bir yayla gezisi yapmalarında büyük yarar olabilir...

İsmet İnönü Caddesi’nde önünden geçenler için tehlike arz eden “sahipsiz” Muğla Evine’de sahip çıkılmalıdır. Belki “İlhan Selçuk Evi”ne de sahip çıkan olabilir...!

xx xx xx

HAMURSUZ DEDE...

Özay Öztürksoy adında bir sosyal medya kullanıcısı da 6 Mayıs’ta hesabından “Hamursuz Mıstan Dede Herkesin Hıdrellezini Kutluyor” diye Hamursuz’dan fotoğraflar paylaşarak Hıdrellez kutlamasında bulunmuş.

Kemal Akıl adında bir başka kullanıcı da “Hamursuz dede değil, Eren..” diye yazarak uyarıda bulundu.

Muğla’nın ereni, evliyası çoktur. Ancak Muğlalılar erenlerini, evliyalarını pek “eren” diye anmazlar.

Muğlalılar Mevlevi “Şahidi hazretlerini” Şahidi, babasını “Şahidi İbrahim dede” diye anarlar. Şemsi ana ve Hamursuz dede içinde “eren” ifadesini kullanmamışlardır. Hamursuz dedenin adı da “Mıstan” değildir...

Ben oraya çocukluğumda çıkabilmiştim. Zor çıkılır, ama manzarası maneviyatı müthiştir... O zamanlar orada bir değil iki mezar vardı. Mezar taşı da yoktu. Ayrıca birkaç kayada at nalı izleri bulunuyordu. Zamanla o izler silinmiş veya kayalar çalınmış olmalı... İki mezar da birbirine karışıp tek mezar görünümü almış olabilir.

Oldukça büyük fener ise hala duruyor, eskiden geceleri Ramazan’da ve önemli günlerde o fenerin ışığı Muğla’nın her yerinden görülürdü. Uzun yıllardır kaynağı mum veya yağ kandili olan ışık görülmüyor... Anlaşılan eskiden “hayra girmek için” yakan veya yakanlar vardı da şimdi yok...

Yine bir hayırsever de yeni mezar taşı yaptırmış. Üzerinde “Hamursuz Dede Ruhuna Fatiha... 1380-1450” ifadesi yer almış... Bu taş ile ilgili Muğla İl Müftülüğü’nün bir sözü olur mu bilmiyorum, ama Prof. Dr. Namık Açıkgöz’ün olabilir...

xx xx xx

Hamursuz dede konusu tartışmalı bir mevzudur...

Oradaki “erenin” adını Hamursuz Dağı’ndan aldığını söyleyenler olsa da dağın adının Hamursuz dededen kaynaklı olabileceği daha akla yakın... Eren yerinin “Açık kilise” olabileceğini söyleyenler olduğu gibi, Hamursuz dedenin adının Yahudilerin “Hamursuz Bayramı”ndan kaynaklanmış olabileceği de söyleniyor.

Hamursuz Bayramı (İbranice: פסח Pesach-Pesah, Fısıh), bir Yahudi bayramı ve festivalidir. Mısır’da kölelikten kurtarılan Antik İsraillilerin göç hikâyesini anar. Pesah, Yahudi takvimindeki Nisan ayının 15. günü başlar, bu tarih Kuzey Yarım Küre’de bahara denk gelir ve bayram 7 veya 8 gün kutlanır. Yahudi bayramları arasında en çok kutlanan bayramlardan biridir.

Tabii Kanuni’nin Rodos Seferinde Karabağlar Yaylasında dinlendiğini ve Hamursuz dedenin yuğurduğu hamurun askerler ekmek yedikçe çoğaldığı ve adının buradan geldiğine inananlar olduğu gibi, yaptığı hamurda maya kullanmadığı için kendisine “Hamursuz dede” denildiğine inananlar da vardır...

Ne olduğu tartışılır, ama bir mübarek şahsiyet olduğu belli...

Çocukluğumda Muğlalılar adak adadıklarında, adaklığı (kurbanlık) orada kesip, pişirip akraba ve komşularla yerler, dualar ederlerdi...

Büyükşehir veya Menteşe Belediyesi hangisi yaparsa burada mezarla birlikte bir “mesire alanı” düzenlemesi yapılmasında, o fenerin güneş enerjisi ile aydınlatılmasında ve oraya ulaşımın kolaylaştırılmasında yarar olacaktır...

xx xx xx

MUĞLA OXFORD DA...

Gelelim iyi konuya, habere...

Hamle Gazetesi'nde gördüm...

Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Batı Dilleri ve Edebiyatları Bölümü Öğretim Üyesi ve Metinbilim Enstitüsü Derneği Başkan Yardımcısı Dr. Öğretim Üyesi Gülden Yüksel, Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu Yurt Dışı Doktora Sonrası Araştırma Bursu kapsamında İngiltere'nin Oxford Üniversitesine gitmeye hak kazandı.” diye yazılmış. Heyecanlandım. Gurur duydum...

Sevindirici Haber“Sosyal bilimler alanında bir ilk” ara başlığı ile şöyle devam etmiş:

Bu görevlendirme ile Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesinde bir ilk yaşandı. MSKÜ'de daha önce mühendislik alanında Oxford'da öğrenim gören ve doktora sonrası çalışmada bulunan 2 akademik eleman olmuş, fakat Sosyal Bilimler alanında Oxford'da doktora sonrası çalışma yapan olmamıştı.

Burs kazanan MSKÜ öğretim üyesi Dr. Öğretim Üyesi Gülden Yüksel, İngiliz Romanı alanında çalışmalarını, bir yıl süreyle dünyanın en eski ve en iyi üniversitelerinden biri olan Oxford Üniversitesi’nde gerçekleştirecek.

Dr. Gülden Yüksel, Oxford'daki çalışmalarına 1 Eylül 2024 günü başlayacak ve bu çalışmalar 31 Ağustos 2025 gününe kadar devam edecek.

xx xx xx

“Ensarcı” olarak bilinen bir ismin liyakatsiz bir şekilde akademisyen yapıldığı iddia edilen ve yönetim anlayışı ile şehirle bütünleşememiş olan Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’nden böyle bir akademisyenin, hem de kadın akademisyenin çıkmış olması ve İngiltere’de ülkemizi ve elbette Muğla’mızı temsil edecek olması çok güzel...

Metinbilim Enstitüsü Derneği Başkan Yardımcısı Dr. Öğretim Üyesi Gülden Yüksel’i yürekten kutluyor, başarılarının devamını diliyorum...

Oxford vardı da biz mi okumadık” kolaycılığına rağmen Oxford’a gidilebiliyormuş...

-------------------

GÜNÜN SÖZÜ; Don't Cry for Me Argentina / Benim için ağlama Arjantin!--Eva Peron