Nasıl bir dünyada?
Nasıl çağdayız?
Uzun zamandır kendimi hiçbir yere ait hissetmiyorum gibi.
İşin aslında bu dünyaya ait miyim onu da bilmiyorum.
Ruhum kopmak,
Beşer yaşamdan kaçmak,
Mavi gökyüzüne doğru,
Kanat çırpmak istiyor.
Mavilikler için ne büyük bir özgürlük var.
Hissetmiyorum derken,
Belki de böyle bir yer olmadığını düşüyorum.
Belki de ruhumun kanatlarında uçmayı seviyorum.
Kim bilir belki de her gece fezada bir gezginimdir.
Ruhumdan sıyırıp aklımla düşününce de,
Aklıma sığınabileceğim,
Ve orada bir köşeye kıvrılıp sorun yok diye,
Kendimi teselli edebileceğim bir yer gelse de,
Aynı anda kaçış yollarını hızla bulmakta,
Bir kuş gibi mavi gökyüzüne doğru kanat çırpmaktayım.
Var olmak ve olmamak.
Araftayım sanki.
Sonsuz maviliklerden,
Sanki beşer tarafa çekiliyorum gibi.
Beşer olmak ister miyim?
Sonsuz feza ışıklarında olmak varken,
Neden dünya tımarhanesinde olayım ki?
Karışık ve karmaşık sorular.
İlahi Nizam ve Gök Kubbe altındayız.
Burada bir Yaradan’ın kudreti var.
Ve bir de aidiyet var.
Ne garip değil mi?
Yaprak da ağaca aittir,
Zamanı gelince ondan kopmak zorundadır.
Belki insanlarda böyledir.
Aile, arkadaş, eş, sevgili, çocuklar..
Belli bir süre sonra bağlandığımız,
Hayata tutunduğumuz yerden ayrılmamız gerekir.
Kopan yaprak bu acıyı hisseder mi bilmiyoruz.
Ama insanlar kalplerindeki boşluklarla,
Yaşamaya devam etmek zorunda kalırlar.
Bazen bu boşlukların büyüyüp,
Bizi yutmasından o kadar korkarız ki,
Hayatı parmak ucunda,
Derin sessizlik içinde.
Yaşamaya karar veririz.
Hiç kimse de,
Hiçbir yerde iz bırakmadan,
Bir kediye, bir ağaca dokunmadan.
Bir boşluk daha açılmasından o kadar korkarız ki,
Kendimize bir boşluk yaratır,
Ve oraya hapsoluruz.
Bir boşluğa kendini hapsedebilenlerden değilim.
Cesurluk kaftanı giyip,
Varoluş çabası gösterdiğim,
Hayatı anlamlı kılan şeylerle ruhumu beslediğim için,
Tüm gücümle kendimle gurur duymaktayım.
Bir anlam,
Bir değer,
Bir insan,
Bir bakış,
Bir sevgi,
Bir aşk,
Bir çaba,
Bir başarı,
Göğsümüzdeki boşluğu doldurabilmemiz için,
Tek bir tanesi bile yeterli.
Bu yüzden korkmayalım.
Sadece ve sadece,
Bir ağacın yaprağı olsak da,
Yüksek onur duyalım.
Kendimizle gurur duyalım.
Yazarken mangalda kul bırakmasam da,
Severim aidiyet duygusunu.
Bir sevgiye ait olmak,
Bir aşka ait olmak,
Ve bir vatana ait olmak güzeldir.
Sen çok yaşa ülkem.
BEŞKAZA KÜLTÜR VE DAYANIŞMA PLATFORMU
Anadolu;
Bağrında kültürlerin yaşadığı,
İnsanlık tarihinin yazıldığı,
Şanlı topraklar.
Ve bu toprakların sahipleri olarak,
Kültürel değerleri yaşatacak olanlar bizleriz.
Gençlerimize de bizler aktaracağız.
Beşkaza Kültür ve Dayanışma Platformu Başkanı,
Sayın Devrim Karakuş önderliğinde kurulmuş,
Bir sivil toplum kuruluşudur.
Akdağın eteklerine savrulmuş etek pileleri,
Yüksek ve heybetli bir görünüme sahip sedir ağaçları gibi.
Yörükler dağılmıştı Akdağ’ın dört bir yanına,
Keçileriyle sedir ormanlarının içine.
Sedir çamını gördüğünüzde,
Önce bir seyredin uzaktan o güzel endamını,
Sonra dokunun ona,
Eğer katranı sızmışsa dışarıya,
Mis gibi kokusunu çekin içinize.
Memleket kokusunu.
Kültür kokusunu.
Yörüklük kokusunu.
Hititlerin de dediği gibi “sedir ağacının tatlı kokusunu duyun”.
Sedir ağaçlarımız mükemmel görünümleriyle bizlere,
Sadece estetik duyguları yaşatmazlar,
Onlar binlerce yıllık kadim uygarlıkların kültür el değerlerini,
Hayallerini ve inançlarını da günümüze taşırlar.
Ve Beşkaza Platformu,
Akdağ’ın eteklerindeki kültürel değerleri yaşatmak için kurulmuş.
Kültürel yozlaşmaya bayrak açmış bir platform. .
Beşkaza Platformu üyesi olmak yüksek onurdur.
Yürüttükleri sosyal programlarla,
Kültürel değerleri yaşatma gayretleri,
Takdire şayandır.
Sen hep var ol,
Beşkaza Kültür ve Dayanışma Platformu.
Ve aidiyet duygusu,
Bir yere ait olmak,
Bir sevgiye,
Bir aşka,
Bir topluluğa,
Ve bir millete..
Eyy Anadolu,
Eyy güzel vatan,
Sana sonsuz bir aşkla aidiyet duymaktayım.