Yeni eğitim öğretim yılı başladı. Eğitim sistemi açısından var olan ciddi problemlere çözüm bulabilmiş değiliz. Aksine bunca sorunun üzerine yeni sorunlar, yeni yanlışlar eklendi. Yüksek öğretime yerleştirmede barajın kaldırılması, öğretmen kariyer düzenlemesi, YKS ile ortaya çıkan başarısızlık, soruların cevaplanma ortalamasının giderek düşmesi, yeni eğitim modelleri gibi…
Elbette birçok sorun var ama benim kanaatime göre eğitimin en önemli sorunlarından biri de öğretmenin mesleki yeterliliği ve kimliği sorunu…
Mesleki kimlik; bir meslek grubuna ait kişilerin, kendisini ve ait olduğu meslek grubunu, kendi mesleğine ve diğer grupların mesleklerine göre nasıl gördüğünü ve tanımladığını gösteren algı ve yaklaşım demek. Bir meslek grubunun ve gruba üye bireylerin sahip olduğu özelliklerin bütünü demek.
Kimliği oluşturan unsurlardan biri de görüntü yani kılık kıyafet. Meslek mensuplarının giyip tarzı.
Kılık kıyafet söz konusu olunca kantarın topuzu çoktan kaçtı. Sivil itaatsizlik adıyla/niyetiyle başlayan serbest kıyafet uygulaması, eğitimle bağdaşmayan bir noktaya geldi. Mesleki kimliğe yakışmayan uygunsuz, uyumsuz, bakımsız bir giyim genel uygulama halini aldı. Öyle ki öğrenciler özellikle lisede öğretmenlerinden daha iyi giyinir oldu. Günlük giyim şekli ise okula taşındı, ev içinde giyilen kıyafetler işe giyiliyor.
Kılık kıyafet ile ilgili bir şey söylemeye kalkışanlar ise ciddi bir taarruzla karşılaşıyor. Kimi “dindarlık” adına kimi “özgürlük” adına sözümüzü ağzımıza tıkayıveriyor.
Oysa kılık kıyafetin de bir ruhu var. Kıyafet, giyen kişiyi etkiliyor; kişi bir bakıma elbisenin hükmü altına giriyor. Takım elbise giyen biri ile spor bir kıyafeti tercih eden kişinin duruşunun, yürüyüşünün ve muhataba etkisinin farklı olduğunu hepimiz biliriz.
“Üniforma etkisi” diye bir kavram var.
İletişimin şeklini ve devamını şekillendiren en önemli unsurlardan biri de “ilk izlenim”. İlk izlenim ise büyük oranda görüntüye göre şekilleniyor. Bu nedenle kişiliğimizi ve kimliğimizi yansıtan bir kıyafetin tercih edilmesi son derece önemli. Kimliğimize uygun bir duruş ve davranışı yansıtan kıyafetin tercih edilmesi önemli.
“Öğretmen kimliği” söz konusu olduğunda kıyafet daha çok öne çıkıyor. Çünkü eğitim, gönüllülere girmek demek. Gönüllerine etki edemediğimiz kişilerin zihinlerine bir şeyler sokmak da mümkün değil.
Gönle girmenin yolu ise öncelikle muhatap üzerinde olumlu ve etkili bir izlenim oluşturmakla mümkün. Öğretmen kimliğine uygun, öğrenci üzerinde pozitif bir etki oluşturan, öğretmene saygıyı besleyen, sınıf disiplini destekleyen bir kılık kıyafet…
Bu tarz bir kılık kıyafet, öğrenci açısından önemli. Peki öğretmen açısından meseleye bakmak gerekirse…
Öğretmen kimliğine uygun bir kıyafet öncelikle öğretmene bir sorumluluk yüklüyor yani onu farkında olmadan mesleki kimliğine uygun davranmaya sevk ediyor. Dolayısıyla kılık-kıyafet, özellikle de eğiticinin kılık-kıyafeti hem etkileyen hem de sorumluluk yükleyen bir etkiye sahip.
Kıyafet, bir yönetici ve eğitimci açısından işin bittiği nokta değil, işin başladığı nokta. Kimliğin, kişiliğin ve mesleki sorumluluğun dışa yansıması olarak sonuca doğrudan etki eden bir unsur.
Bu noktada asıl olanın kişinin niyeti, bilgisi, yeteneği, sınıf performansı olduğu itirazı gelecektir. Ancak özellikle dini argümanlar ile bu itirazı yapanların, insanın psikolojik yanını ve Hz. Peygamberin (sav) kılık-kıyafet ile ilgili tavsiye ve uygulamalarını ve iletişim biliminin ilkelerini göz ardı etmeleri de bir başka çelişki.
Çelişkiden öte, başına kuma gömme durumu...
Geçen ay içerisinde Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yayımlanan genelge, okullarda mesleğin saygınlığına uygun bir giyimin temini noktasında bir etki oluşturabilecek mi, önümüzdeki süreçte göreceğiz.
Unutmayalım ki, eğitim gönüllere girmektir. Eğitimciler, öğrencilere örneklik teşkil eden figürlerdir. Gönüllere girmenin ve örnekliğin ilk adımı ise görüntüdür, nasıl giyindiğimizdir.
Başımızı kuma gömmekten vazgeçelim.
04.09. 2024