EĞİRDİR GÖLÜ VE BARLA
Değinmeden geçemeyeceğim. Yine yeniden Eğirdir demek istedim çünkü anlatılası çok şey var. Zira orası yedi renkli göldü. Bunu daha önce de belirtmiştim. Kadim zamanların yerleşim alanı olan Eğirdir doğası gereği belki de bu ilgiyi gördü.
Türkiye’nin dördüncü büyük gölü olarak kayıtlara geçmiş olan göl neresinden izlersen izle ayrı bir bakış ayrı bir hoşluk veriyor. İnsan bunun tılsımını merak ediyor. Hemen bir efsane arayışına giriyor. Eğirdir’in de bir efsanesi var. Bunu Isparta Kültür Turizm Müdürlüğü sayfasına girince gördüm. Hemen okuduklarımı ileteyim.
1. Eğirdir İsminin Efsanesi: Zamanın birinde Eğirdir’de yaşayan bir bey, eşi ve çocuklarıyla birlikte Sivri Dağı eteklerinde avlanmaya çıkar. Bey orada bir geyik görür, okunu gerer ve geyiğe atar. Ancak ok geyiğe değil, arkada bulunan kayaya saplanır. İşte tam bu noktadan sular fışkırmaya ve çoğalarak akmaya başlar. Beyin çocuğu bu suya kapılır ve boğularak ölür.
Bey, hanımının yanına koşar ve çocuğun boğularak öldüğünü bildirir. Hanım dalmış, elindeki tenkerekiyle yün eğirmektedir. Bey daha da bir isyankâr tavırla; “Hanım hanım çocuğu su aldı götürdü, sen hala elindekini eğirir durursun. Eğirdur bakalım” der.
Böylece Eğirdir ismi ilk defa söylenmiş ve bu yöreye verilmiş bir isim olarak kalmıştır.
Yeniden göle dönecek olursak son yıllarda gölün çekilmeye başladığına dair serzenişler var. Bunun sebeplerini sorduğumuzda ise meyveciliğin artmasıyla beraber yer altı sularının çekilmesi ve azalan yağış rejimini dile getiriyorlar. Bu sorun sadece Eğirdir’in sorunu değil ama burada yaşayan insanları ciddi şekilde tedirgin ediyor. Hakikaten gölü izlediğinde su seviyesinin sahillerden veya yol kenarından epey uzağa düştüğünü rahatlıkla görebilirsin.
Yine de her şeye rağmen göl hem gezmek hem görmek hem de onun sunduğu lezzetleri tatmak adına güzellikler vaat ediyor. Göl adına son olarak şunu da söylemeden geçmeyeyim. Yeşil Ada ve Can Ada geçmişte Eğirdir (Felekabad) ilçesinden bağımsız bölgeymiş. Özellikle Yeşil Ada yerleşime açık ve genel olarak Rum nüfusunun yaşadığı bir yermiş. Mübadele sonrası ada Türkleşmiş ne var ki adanın kara ile bağlantısı yokmuş. 1974 sonrasında göl doldurularak bu iki adanın kara ile bağlantısı sağlanmış. Şimdilerde tepeye çıkıp izlediğinde boyunda aşağı sarkan bir gerdan ucu gibi adanın karayla bir bütün hali izleniyor. Yine söylenenlere göre Kale civarının göle yakın olduğu ve bazı evlerin gölün üstünde kaldığı bilgisi var. Buraların da bir şekilde doldurulduğunu söyleyebiliriz.
Göl bahsini burada kapatalım istiyorum zira anlatacak çok şey var. İnsan gezip gördüğü yerlerde nice sürprizle karşılaşırmış. Eğirdir de çok renkli ve farklı bir büyüğümü karşıma çıkardı. Dündar Bey Medresesi önünde soluklanıp çay içerken yetmişini çoktan aşmış, güleç yüzlü bir adam eşimle bana selam verdi. Biz de Anadolu insanı samimiyetiyle davet ettik. Yanımıza oturdu. Hemen dumanı üstünde çaylar geldi. Sohbete başladık. Hâl hatır sorma faslından sonra adlarımızı öğrenmeye sıra geldi. Benim adı “Güzel İnsan” dedi. Şaşırdım. Nasıl olur vardır illaki bir isim. “Sen böyle bil.” dedi. Sohbet koyulaşmaya başlamıştı. “Denizli doğumluyum emekli öğretmenim.” diye girdi. Sorular sordu. Bazı öngörüler dile getirdi. Açıkçası bu söylenenlerin bir kısmını bilmesi pek de olası değildi. Çok şaşırdım. İnsanoğlu katman katmandır. Sırrını çözmek zordur derler. Hakikaten öyleymiş. Kendi hayat hikayesinin bir kısmını anlattığında ise içime bir hüzün çöktü. Görünen yüzlerin ardında nice görünmeyen hikayeler var diye de iç geçirdim. Güzel insan elindeki kitap poşeti veda sözleriyle beraber uzaklaştı. Çalışan bayana sorduğumda “Biz de ismini biliyoruz.” dedi. Ne garipti…
Eğirdir’in aslında gezip görülecek çok fazla güzelliği var. Kanyonlar, dereler, sahili, kayak merkezi vs. ne var ki ben kültür turlarını daha çok seviyorum. Barla’ya uğramadan da ayrılmak istemedim. İlçe merkezine 25 km kadar mesafesi olan bu güzel belde bir şekilde vakit ayırmayı hak ediyor. Gölün etrafında yola devam ederken nihayet Barla tabelasını görmüştüm. Kıvrıldım. O an karşımda heybetli bir dağ vardı. Barla Dağı! Barla 2700 metreden fazla yüksekliği olan bu dağa sırtını yaslamıştı. Önümde koca dağ onun önünde Barla arkamda Eğirdir Gölü gerçekten hoş bir manzaraydı. Barla’ya yaklaştıkça yeşilin tonları çoğaldı. Sulak bir arazi galiba diye düşündüm. Öyle olmasa milattan önceye dayanan bir geçmişi olmazdı. Barla tarihi yönden oldukça zengin bir yer. Roma, Selçuklu, Hamidoğulları ve Osmanlı döneminden birçok eser kalmış. Dar yolları aşıp bir kısmını gördüm. Said Nursi de bir dönem burada ikamet etmişti. Kaldığı iki ev kültür evi olmuş. Ayrıca tarihi Çeşnigir Sinan Paşa Camisi de çok güzel. Açık olmayan ama şu an mevcut bir kilise de var. Köprüler, kaya mezarları, hamamlar, çeşmeler, anıt ağaçlar da var. Barla yolculuğu zamana takılmıştı. Şimdi veda vakti. Belki bir gün yeniden uğrarım. Serin esen rüzgar etkisiyle ağaç yaprakları hışırtısı arasında yola koyuluyorum.
Son olarak Eğirdir adının nasıl meydana geldiğiyle bitirelim. Aslında hoş bir isim üzerine ilk yazıyı yazmıştım. Felekabad! Onun tarihini kısaca ifade edeyim.
Anadolu Selçuklu Devletinin yıkılmasının ardından Feleküddin Dündar Bey tarafından 130l yılında Hamitoğulları Beyliği kurulmuş, bu beyliğin Uluborlu'dan sonra 1310 yılında ikinci merkezi Eğirdir olmuştur. Beyliğin kurucusu bu şehirde imar hareketlerine girişmiş ve kendi adına izafetle buraya “Felekabad” adını vermiştir.
Ayrıca 1930’lu yıllarda da çok ilginç bir olay yaşanmıştır. Çıkarılan kanunla yabancı isimlerin değiştirilmesi yoluna gidilmiş ve ilçenin adı da “İğridir” olarak değiştirilmiştir; ancak PTT‘de meydana gelen karışıklığı gidermek için ‘’ İ-E’’ olarak değiştirilmiştir. İlçe halkının eğrilik ifade eden bu isme tepki göstermesinden dolayı 8 Mayıs 1985’te de ‘’ Eğridir’’ ismi’’ Eğirdir’’ olarak değiştirilmiştir.