Bir toplumun çöküşü,

Her zaman gürültüyle olmaz.

Bazen en büyük yıkımlar sessizce,

Fark edilmeden ilerler.

Adaletin bozulması da böyledir.

İlk başta minik bir esneme,

Bir görmezden gelme,

Bu seferlik denilen bir taviz…

Sonrasında bir bakarsınız ki,

Adalet artık bir ilke değil,

Bir tercih haline gelmiştir.

Adalet bir devletin temel direğidir.

O direk çatladığında,

Üstüne kurulan her şey sarsılır.

Güven,

Huzur,

Birlik duygusu erozyona uğrar.

İnsanlar haklarını aramak yerine,

Susmayı tercih etmeye başlar.

Çünkü bilirler ki seslerini yükseltmenin,

Bir karşılığı olmayabilir.

İşte bu noktada toplum,

Görünmez bir korku düzenine teslim olur.

Adaletin bozulduğu bir yerde liyakat geri çekilir.

Yerini kayırmacılık,

Çıkar ilişkileri

Ve güç odakları alır.

Hak eden değil,

Yakın olan kazanır.

Doğru olan değil,

Güçlü olan haklı çıkar.

Bu durum sadece bireyleri değil,

Kurumları da çürütür.

Zamanla herkes sistemin bir parçası haline gelir.

En tehlikeli olanı ise alışmaktır.

İnsanlar adaletsizliği kanıksadığında,

Sorgulamaz hale gelir,

Ve haksızlık sıradanlaşır.

Vicdan körelir.

Bir süre sonra ‘normal’ kabul edilen şey,

Aslında en büyük anormalliktir.

Oysa adalet sadece mahkemelerde değil,

Gündelik hayatın her alanında yaşar.

Bir iş başvurusunda,

Bir sınav sonucunda

Bir sokak tartışmasında,

Hayatın her alanında.

Eğer insanlar,

Eşit muamele görmediklerini hissediyorlarsa,

Orada adalet eksiktir.

Bazı olaylar vardır ki,

Yalnızca bir kayıp ya da bir suç dosyası olarak kalmaz;

Toplumun adalet duygusunu derinden sarsan,

Bir simgeye dönüşür.

Gülistan Doku’nun kayboluşu da,

Bu türden bir olay olarak hafızalarımıza kazındı.

Aradan geçen zamana rağmen,

Cevaplanamamış sorular,

Giderilmemiş şüpheler var.

En ağır iddialardan biriside,

Kamu gücü devreye girerek,

Gerçeğin üzerinin örtülmüş olmasıydı.

Kamu gücü adaleti sağlamak için vardır.

Onu gölgelemek için değildir.

Ancak herhangi bir olayda,

Kamu görevlilerinin ihmali,

Hatası ya da olası etkisi olduğuna dair,

Şüpheler varsa,

Bu durum sadece o dosyayı değil,

Tüm sistemi tartışmalı hale getirir.

Çünkü vatandaş için mesele,

Artık tek bir olay değildir.

Mesele sistemin tarafsızlığına olan inançtır.

Gülistan Doku dosyası da,

Yalnızca bir kayıp ya da,

Bir suç dosyası olarak kalmadı.

Toplumun adalet duygusunu derinden sarsan,

Bir simgeye dönüştü.

Aradan 6 yıllık geçen zamana rağmen,

Cevaplanamamış sorular,

Giderilememiş şüpheler,

Ve tatmin edici olmayan süreçler,

Kamuoyunda kanayan yaralar.

Kamu gücüyle ört bas edilen cinayet.

Bu iddia adalet arayan toplumu,

Derinden sarsan,

Ve devletine olan güveni kıran bir durumdur.

Kamu gücü adaleti sağlamak için vardır.

Onu gölgelemek için değil.

Ancak herhangi bir olayda kamu görevlilerinin ihmali,

Hatası ya da olası etkisi olduğuna dair şüpheler oluşursa,

Bu durum sadece o dosyayı değil,

Tüm sistemi tartışmalı hale getirir.

Çünkü vatandaş için mesele tarafsızlığa olan inançtır.

Kamu gücü karşısında,

Gülistan doku olayında,

Susanlar vardı.

Şimdi ise o zaman susanlar yanmayacak mı?

Gülistan Doku bir üniversite öğrencisiydi.

6 senedir kayıp.

Korkunç iddiaların odağında,

Bir Vali…

Valinin oğlu. Koruma polisleri.

Kamu gücü vardı.,

Bugün bu deliller ortaya çıkıyorsa,

6 yıl önce neden çıkmadı?

Susan yanmayacak mı?

Bugün bu dosyayı konuşurken iddia;

Hamile kaldı,

Bebeği aldırmak istemedi,

Bu yüzden kafasına sıkıldı idi.

Delilleri kararttığı iddia edilen isimler tek tek tutuklanıyor.

En ağır iddia ise,

Delillerin dönemin valisinin bilgisi,

Ve talimatıyla yok edilmesiydi.

Delilleri karatan vali tutuklandı.

Şimdi soralım.

Bugün bu deliller ortaya çıkıyorsa,

6 yıl önce neden çıkmadı?

Bu dosyaya bakmakla görevli olan polisler,

Savcılar,

Kamu görevlileri,

Neden o gün bu delilleri görmediler?

Yoksa gördüler de,

Sustular mı?

O dönem herkes bu olaya dokunan yanar diyordu.

Ve bu korku,

Göz dağı ile,

Bir cinayet örtbas mı edildi.

Şimdi geldiğimiz nokta da tekrar soruyoruz,

Dokunan yanar korkusuyla,

Susulan bir dosyada,

Görevini yapmayanlar,

Susanlar yanmayacak mı?