"Şehirler,medeniyetler, zaman, insan, kültür, tarih derken âlemleri dolaşmaya başlıyoruz.Hocamın anlattıkları hem aklıma hem gönül dünyama rehberlik ediyor. Birbakıyorum dünyanın kadim medeniyetlerinde, şehirlerinde tarihi seyre dalıyoruz.İnsanlığın geldiği ihtişamlı günlerden bugüne yolculuk yapıyoruz. Yolculuğumuztamamen Rabbimin insana bahşettiği ilmi, irfanı ve nice güzel haslete şüküriçerisinde seyrediyor."
KocaeliKitap Fuarındayım. Haftalardır bu anı bekliyorum. Sevgili hocamın söyleşisinibirebir dinlemek ilk defa nasip olacak. Devasa bir kitap fuarı burası. Elimdekitap fuarının broşürü, verilen salonun ismini bulmaya çalışıyorum. Bizimyayınevinde yapılacak imza programına saatler var nasıl olsa. Telefondaki saatebakıyorum. Tam beş dakika var. Broşürde Akçakoca Salonu yazıyor. Nihayet anabinada salonun yerini buluyorum.
Güzel,ihtişamlı bir salon. Lakin salondan bir grup insan ayrılıyor. Herhalde dahaönceki söyleşi diyorum içimden. Ama içeriye girince söyleşinin devam ettiğinigörüyorum. Hocamın yapacağı söyleşi için yerimi alıp beklemeye başlıyorum.
Birsüre sonra söyleşi bitiyor, içerdeki dinleyiciler ayrılıyor ve bir anons:"Hocamızın söyleşisi Karamürsel Alp Salonu'nda yapılacaktır." Şaşırıyorum,biraz da telaşlanıyorum. Hemen aşağı inip görevlilere salonun yerini soruyorum.Orası burası derken bir muamma, biraz da telaştan yön duygumu kaybedince epeytur atıyorum binalar arasında. Sonra birden alt katta giriş yerinde salonunismini buluyorum. Yanlışlıkla ön kapıdan giriyorum. Bakıyorum hocamızsöyleşisine başlamış.
Hemenarka kapıya yöneliyorum, içeriye giriyorum. Hocamızın insanı kendine çeken sesisalonu kaplamış. Yalnız salon küçük, içerisi tıklım tıklım. Kendime arkalardabir yer buluyorum. Kendimi tamamen dinlemeye vereceğim. Kapı sürekli açılıpkapanıyor, insanlar heyecanla içeriye bakıyor. Sonra yüzlerinde hayal kırıklığıayrılmak zorunda kalıyorlar. Boğazım düğümleniyor. Kendi kendime fuarın onurkonuğu kıymetli hocamızın salonunun yerini niye değiştirdiler diye soruyorum.
Dünyadeğirmeninden hocamın bir cümlesiyle çıkıp kendime geliyorum. Bulunduğum yerdenonu göremesem de nihayet gözlerimi kapatıp hocamı dinlemeye başlıyorum.
Şehirler,medeniyetler, zaman, insan, kültür, tarih derken âlemleri dolaşmaya başlıyoruz.Hocamın anlattıkları hem aklıma hem gönül dünyama rehberlik ediyor. Birbakıyorum dünyanın kadim medeniyetlerinde, şehirlerinde tarihi seyre dalıyoruz.İnsanlığın geldiği ihtişamlı günlerden bugüne yolculuk yapıyoruz. Yolculuğumuztamamen Rabbimin insana bahşettiği ilmi, irfanı ve nice güzel haslete şüküriçerisinde seyrediyor.
Anadolu'nundünyadaki yerine gelince söz bugünün fukaralığından utanıyoruz. Bu topraklardankimler gelmiş kimler geçmiş. Hocamız tek tek dokunuyor batısından doğusuna,güneyinden kuzeyine. Tarihler, kuşaklar, eserler. Ve söz Sivas Divriği UluCami'de bir ünlem koyuyor. Eşi benzeri olmayan bu atalar mirası olan muhteşemeserin varlığından ve bize mayaladığıkıymetlerden söz açıyor hocamız.
Dünyadaeşi benzeri olmayan bu eseri kimlerin gördüğünü soruyor salondakilere. İşhocalık burada bir dokunuşunu gösteriyor. Üç beş kişi. Yaşadığı, varlığınıbulduğu topraklardaki kadim mirası bilmeyen tarihinden, kültüründen,medeniyetinden bu kadar uzak, bu kadar bilgisiz olmanın emarelerini işaretediyor hocamız. İnsan olarak mesuliyetlerimiz var. Hem kendimize, hem deevladımıza. Kültür köprülerinin kuşaklar arası taşınması gerçekleşmezse neolacak halimiz?
Hocamızınher bir cümlesinde daha derinleşiyor gönül ufkumuz. Hem aklımızın sınırları,hem de gönlümüzün sınırları zorlanıyor. Sonra kendi yaptığı seyahatlerdenbahsetmeye başlıyor hocamız. Önce Mekke, Medine, Kudüs diyor. Her şeyinmerkezine Rabbimizi, Efendimizi alıyor. Sonra dünyayı çepeçevre saranseyahatlere geliyor sıra. Onun gördüklerinden ilhamlar çağlıyor akarsular gibi.
Hacibadetini gerçekleştirdikten sonra dünyanın her yerinden kıbleyi merkezi alıpyaptığı seyahatlerin odak noktasına Kâbe'yi aldığını söylüyor. Norveç'in enkuzeyindeki tarihi kiliseden Güney Afrika'nın en güney noktasında kıbleye durupibadet ettiğini söylüyor. Manalar, idrakler, algılar, hükümler çarpışıyoriçimde. Sanki bir hikâye, sanki bir roman, sanki bir kainat kitabı.
Dinlemektenötesi kana kana okuyoruz adeta. Ve son olarak herkesin insan olarak keşfe tabiolduğundan dem vuruyor. İlmin, irfanın yanında veyahut okumanın, yazmanınyanında seyahat etmenin de insanı tamamladığını hatta Rabbimizin yarattığıkâinatı tanımanın varlığı tanımakla eş olduğunu söylüyor.
Doluyorum,boşalıyorum. Muğla'dan yaptığım yolculuğun bütün yorgunluğuna değdiğinidüşünüyorum. Söyleşi bitiyor. Hocam her zamanki nezaketiyle, zarafetiyle vevakarıyla yerinden kalkıyor. Dinleyiciler büyük bir sevgi seliyle kuşatıyorlarhatta kucaklıyorlar hocamızı. Güler yüzü eksik olmuyor. Ve kapının önündegörüyorum. Gözlerindeki ışıkla aydınlanıyorum. Güzel bir meltem esintisindemerhabalaşıyoruz. Ayaküstü sohbet ediyoruz. İçimde ayrılığın burukluğu. İmzaprogramına yetişmem lazım. Keşkelerim var bir de. Yeni kitabımı imzalayıpvermek nasip olsaydı keşke. Daha büyük bir salonda daha çok insan istifadeetseydi keşke..
Amaher şey nasip. Akşam olunca hocamı arıyorum. Bu keşkelerimden bahsediyorum.Bunların hepsinin dünyalık olduğunu asıl hakikatin aynasının hüküm sahibindeolduğunu anlıyorum. Şükre duruyorum. Rabbim kıymetli hocamız Prof. Dr. ÜmitMeriç'e sağlıklı uzun ömürler bahşetsin. Bizler de onun bize aktaracağı nicegüzellikten istifade edelim.