Muğla üç gün boyunca önemli bir soruyu konuştu:
Akdeniz’i ve kentlerimizi iklim krizine karşı nasıl koruyacağız?
28-30 Eylül tarihleri arasında il merkezi Menteşe’de düzenlenen Akdeniz İklim Zirvesi’nde belediye başkanları, yerel yönetim temsilcileri, uluslararası kuruluşlar, akademisyenler ve sivil toplum temsilcileri bir araya geldi. Zirvenin sonunda 26 imzacının desteklediği “İklime Dirençli ve Adil Akdeniz Kentleri İçin Muğla Deklarasyonu” ile yerel yönetimlerin Birleşmiş Milletler iklim sürecinde ve COP müzakerelerinde daha güçlü temsil edilmesi, iklim finansmanının yerel düzeye ulaştırılması ve belediyelerin teknik kapasitesinin güçlendirilmesi çağrısı yapıldı.
Su kıtlığı, orman yangınları, biyolojik çeşitlilik kaybı, kıyıların korunması, temiz enerji, sürdürülebilir ulaşım ve atık yönetimi gibi başlıklarda ortak hareket etme iradesi ortaya konuldu.
Tabii bunların hepsi doğru tespitler. Hatta geç bile kalındı. Ama tam da burada “Şimdi ne olacak?” sorusunun yanıtı gerekiyor. Çünkü deklarasyonlar imzalandıkları gün değil, hayata geçirildikleri gün anlam kazanıyor. Muğla’nın ihtiyacı ise yeni bir belgeden çok o belgedeki hedefleri hayata geçirecek projeler. Hem de hemen…
*
MUĞLA İKLİM KRİZİNİ RAPORLARDAN DEĞİL, HAYATIN İÇİNDEN YAŞIYOR
İklim değişikliği Muğla için artık uzak bir gelecek senaryosu olmaktan çıkalı çok oldu.
Artan sıcaklıklarda... Değişen yağış rejiminde... Kuruyan derelerde... Azalan su kaynaklarında... Orman yangınlarında... Kıyılardaki yapılaşma baskısında... Tarımda yaşanan sorunlarda... Kısacası günlük hayatın içinde… yaşıyor, hissediyoruz…
Bir yanda kuraklık ve susuzlukla mücadele ederken, diğer yanda kısa sürede aşırı yağış alan ve sel riskiyle karşı karşıya kalan kentlerimiz; bir tarafta yanan ormanlar, diğer tarafta betonlaşma baskısı altındaki kıyılarımız var.
İklim krizinin bütün çelişkileri Muğla’da aynı anda yaşanıyor.
Bu nedenle Akdeniz İklim Zirvesi’nin asıl önemi, kaç kişinin konuştuğundan çok, yerel yönetimlerin artık iklim politikasının merkezinde olması gerektiğinin açık biçimde ortaya konulmasıdır. Çünkü iklim politikası yalnızca uluslararası toplantılarda yazılan hedeflerden ibaret değil. O nedenle de şu soruların yanıtları önemli: Kentte suyu kim yönetecek? Atık nasıl azaltılacak? Ulaşım nasıl planlanacak? Enerji nereden sağlanacak? Kıyılar nasıl korunacak? Orman yangınlarına karşı kentler nasıl dirençli hale getirilecek?
Bunların cevabı büyük ölçüde yerelde verilecek. O nedenle bu zirvede yerel yönetimlerin sorumluluğu artırılırken, merkezi yönetimin de belediyelere gerekli yetki, kaynak ve teknik desteği sağlaması gerektiği bir kere daha ortaya çıkmış bulunuyor…
*
COP31’İN GERÇEK SINAVI ANTALYA’DA DEĞİL, KENTLERDE…
Türkiye’nin Antalya’da ev sahipliği yapacağı COP31 önemli bir fırsat. Muğla zirvesi de Antalya’nın altlığı gibi oldu. Ahmet Aras Başkan ve Muğla Büyükşehir Belediyesi ile paydaşları başarılı bir ev sahipliği yaptı.
En önemlisi Muğla, böylesi can alıcı bir konuya ev sahipliği yaparken Dünya gündeminde de öne çıkmış oldu. Emek verenleri kutluyoruz…
Ancak Muğla Zirvesinin ve COP31’in başarısını yalnızca diplomatik görüşmeler, kürsü konuşmaları ve imzalanan metinlerin belirlemeyeceği de ortada. Asıl sınavın soruların şunlar olacak:
Belediyeler iklim finansmanına ulaşabilecek mi? Su kayıplarını azaltacak projeler desteklenecek mi? Yangınlara karşı kentlerin ve kırsal alanların dayanıklılığı artırılacak mı? Temiz enerji yatırımları hızlanacak mı? Kıyılar ve deniz ekosistemleri daha güçlü korunacak mı? Yerel yönetimlerin teknik kapasitesi gerçekten geliştirilecek mi?
Bunların cevabı “evet” değilse, en güzel deklarasyonların bile bir süre sonra raflarda unutulma ihtimali vardır. Çünkü iklim krizinin fotoğrafını çekmek kolay, asıl zor olan fotoğrafı değiştirmek.
Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın zirvede söylediği “Kentleri güçlendirmeden iklim hedeflerine ulaşamayız” sözü bu nedenle önemlidir. Yine Aras’ın, konuşulanların projeye dönüştürülmesi, finansmanla buluşturulması, uygulanması ve sonuçlarının ölçülmesi gerektiğine ilişkin yaklaşımı, bundan sonraki sürecin yol haritası olmalı. Çünkü artık başarıyı sözlerle değil, rakamlarla ölçmek zorundayız;
Kaç ton daha az atık? Ne kadar daha az su tüketildi? Kaç megavat temiz enerji üretildi? Kaç hektar orman alanı daha dirençli hale getirildi? Kaç kilometre kıyı korundu? Kaç belediye iklim finansmanına erişebildi?
İklim politikasının karnesi bu rakamlarla yazılabilir ve alınacak yol belirlenebilir…
*
BÖLGESEL İŞ BİRLİĞİNİN ÖNCÜLERİNDEN MUĞLA, ÖNCE KENDİ AYNASINA BAKMALI
Uluslararası zirveler elbette önemli. Bizim için Muğla’da yapılmış olması da çok önemli. Umarız bu başka fırsatlara da yol açacaktır… Ama Muğla’nın kendi sorunlarını çözmeden dünyaya iklim dersi verir duruma düşmüş olması da söz konusu değildir. Bu bağlamda Muğla’nın “Turizm büyürken su kaynaklarımızı nasıl koruyacağız? Yeni yapılaşma baskısını nasıl yöneteceğiz? Kıyıları gelecek kuşaklara nasıl bırakacağız? Yangınlardan sonra yalnızca ağaç dikmekle mi yetineceğiz, yoksa orman ekosistemini gerçekten güçlendirecek miyiz? Tarım alanlarını ve üreticiyi iklim değişikliğine karşı nasıl koruyacağız? Kentleri daha fazla betonlaştırmadan nasıl geliştireceğiz?” sorularına yanıtları olmalıdır.
Bunlar zor sorular. Ama artık kaçamayacağımız sorular. Üstelik bu soruların cevabını yalnızca belediyeler vermeyecek. Merkezi yönetim, yerel yönetimler, meslek odaları, üniversiteler, sivil toplum ve vatandaşlar birlikte hareket etmek zorunda.
Çünkü iklim krizi herhangi bir kurumun tek başına çözebileceği bir sorun değildir…
Muğla Zirvesinin önemli mesajlarından biri de Akdeniz’in ortak kaderiydi. Farklı ülkelerden ve kentlerden gelen temsilcilerin de aynı ve benzer sorunların farklı biçimlerini anlattıkları görüldü;
Su kıtlığı... Aşırı sıcaklar... Yangınlar... Seller... Kıyıların korunması... Göç... Kentlerin artan yükü...
Bütün bunlar aynı gerçeği gösteriyor:
Akdeniz’i ülke sınırlarıyla koruyamayız. Deniz sınır tanımıyor. Hava sınır tanımıyor. Kuraklık sınır tanımıyor. Yangın sınır tanımıyor. O halde çözüm de sınırları aşmak zorundadır.
Muğla’nın bu bölgesel iş birliğinin öncülerinden biri olma iddiası önemli. Ancak bu iddia aynı zamanda daha büyük bir sorumluluk getiriyor. Çünkü öncü olmak yalnızca toplantı düzenlemekle olmuyor. Öncü olmak, önce kendi kentinde sonuç üretmekle oluyor.
Keşke MUSKİ bu toplantıdan önce laftan öteye geçebilmiş; kendi alanında Muğla’nın sorunlarını çözebilmiş olsaydı…
*
ÇOCUKLARIMIZA NASIL BİR MUĞLA BIRAKACAĞIZ?
Bütün bu tartışmaların sonunda geriye aslında tek bir soru kalıyor:
Çocuklarımıza nasıl bir Muğla bırakacağız? Daha sıcak... Daha susuz... Daha betonlaşmış... Daha fazla yangın riski taşıyan bir Muğla mı? Yoksa suyunu tarım alanlarını koruyan, ormanlarını yaşatan, kıyılarını koruyan, temiz enerji kullanan ve doğayla barışık bir kent mi?
Bugün aldığımız kararların sonuçlarını onlar yaşayacak. Bu nedenle iklim politikası yalnızca bir çevre politikası değildir. Aynı zamanda bir gelecek politikasıdır. Öyledir/öyle olmalıdır…
Muğla’daki zirve bu anlamda önemli mesajlar verdi:
Yerel yönetimler güçlendirilmeli. İklim finansmanı yerelleştirilmeli. Akdeniz kentleri birlikte hareket etmeli. Su kaynakları korunmalı. Kentler yangınlara ve aşırı hava olaylarına karşı dirençli hale getirilmeli. Temiz enerji ve sürdürülebilir ulaşım desteklenmeli. Ve bütün bunlar COP31 gündemine taşınmalı.
Fakat artık yeni bir toplantıdan, yeni bir deklarasyondan, yeni bir iyi niyet mesajından önce uygulama görmek gerekiyor. Muğla’nın önünde önemli bir fırsat var. Bu kent yalnızca Akdeniz İklim Zirvesi’ne ev sahipliği yapan kent olarak anılmakla kalmamalı. İklim konusunda proje üreten, uygulayan, ölçen ve sonuçlarını diğer kentlerle paylaşan bir model kent haline gelmeli.
Muğla’dan Antalya COP31’e gönderilecek en güçlü mesaj belki de yeni bir deklarasyon olmayacak, çok daha basit bir cümle olacaktır:
“Bakın, biz Muğla’da bunu yaptık.”
İklim mücadelesinin geleceği tam da burada… Çünkü artık dünyaya yeni sözlerden çok, çalışan örnekler gerekiyor. Muğla’ın da Akdeniz’in de zamanı daralıyor. Kentleri güçlendirmeden iklim hedeflerine ulaşamayız. Akdeniz’i birlikte korumadan kentlerimizi koruyamayız.
Artık konuşma değil, uygulama zamanı…
---------- ----------
GÜNÜN SÖZÜ: Adalet sadece yasaları uygulamak değildir. Yasalar, insan onurunu koruduğu sürece adalete hizmet eder. --İonna Kuçuradi