"Veyurdumun güzel insanları Muğlalı kimliğinin bütün renkleriyle duygularıylaharmanlanarak emsalsiz bir tablonun parçası haline geliyor. Dillerinden şekerakıtan beyaz yazmalı Türk anaları bir şey satmıyorlar adeta ikram ediyorlar. "
Evekapandığımız, evde hayat bulduğumuz onca zamandan sonra yola revan olalım.Yürüyüşlerimize kaldığımız yerden devam edelim. Yürürken bir yandandüşünüyorum, bir yandan temaşa halindeyim. Bir yandan da gözlemlerime devamediyorum. Yürüyüşlerimde genelde yalnız olmayı tercih ederim. Eğer yanımda banayarenlik eden biri varsa o yürüyüş bir hasbihalden öteye geçmez. Bir dostunrefakatinde yapılan yürüyüşler ahenklidir, sonunda hoş bir sada bırakır.
Busefer sabah namazı vakitleri yola revan oluyorum. Akyol'dan Heykel'eoradan Saburhane'ye çıkacağım.Konakaltı'ndan Sekibaşı üzerinden Akyol'a döneceğim. Şehrin uyanışına şahitliketmek istiyorum. Şehrin uykusu ağır değildir ama nazenindir. Fırıncılar buuyanışa hazırlık ederler. Güzergahım üzerinde bana köpekler eşlik ediyor. Sokakaralarından da köpek havlamaları duyuluyor. Horozlar görevlerini köpeklerehavale etmişler.
Aradanyarım saat geçiyor. Heykel'in önündeyim. Kuş sesleri eşlik ediyor yolculuğuma.Ve arada işyerlerine yol alan arabalar. Yolum üzerinde karşılaştığım insanlarıneskisine nazaran yarı yarıya azalmış Halbuki şehrin pazarına tesadüf edenbugünde hareketliliğin daha fazla olmasını beklerdim. Gerçi son on beş yıldırşehrin pazarının kurulduğu Perşembe günü de dahil çarşıdaki hareketliliğinbaşlangıcı 10.00'u buluyor.
Kamuçalışanlarının, öğrencilerin rutin mesailerini bile takip etmiyor şehrinuyanışı. Aheste aheste bir devr-i daim yaşanıyor. Nüfusun daha az olduğuzamanlarda bile çarşının uyanışı sabahın erken vakitlerine denk gelirdi. Esnafsabah bereketini kaçırmak istemezdi. Ben okula giderken çarşıda dükkanlar açıkolurdu. Bu değişim bile hayatımızdan eksilenlerin tablosunu daha net görmemizevesile oluyor.
Pazaryerindeyim.Tek tük pazarcı pazaryerinde sabahlamanın verdiği yorgunlukla hazırlıklarınıyapıyor, tezgahlarını kuruyor. Ama pazar yeri ıssızlığını koruyor. Muğla'nınperşembe pazarı başlı başına bir deneyim gerektirir. Haftalık ihtiyaçlarınıngidermenin ötesinde perşembe pazarını gezmek başlıbaşına bir temaşa zevkiverir. Şehrin bütün özü akar pazara. Pazar yerinden geçerken pazarın kendinehas sesini duyuyorum Perşembe pazarınınsesinde Muğla'yaözgü bir besteye de tanıklık edebilirsiniz.
"Gulu, garili, patılı, yorulu" konuşmalarMuğla'nın kendine özgü ağız özelliklerini de yansıtıyor. Bir o kadar candan,bir o kadar kısa ve öz, bir o kadar ehlikeyif. Muğla'nın bütün ilçelerindengelen pazarcılar burada tam bir uyum içerisindeler. Bu seslerde Türkçe'ninsaflığının ve berraklığının tüm tatlarına hatta renklerine ulaşabilirsiniz.Pazaryerinin sergilerinde satılan bilumum ürünlerin tamamında Muğla ağzına hasdokuyu bütün incelikleriyle görebilirsiniz. Horansadan ilanaya, bamyeye, ilimana kadar.
Veyurdumun güzel insanları Muğlalı kimliğinin bütün renkleriyle duygularıylaharmanlanarak emsalsiz bir tablonun parçası haline geliyor. Dillerinden şekerakıtan beyaz yazmalı Türk anaları bir şey satmıyorlar adeta ikram ediyorlar.
Sabahınbu vakitlerinde pazar yerinin büyüsünden kolay kolay kurtulamıyorum. Yolumadevam ediyorum. Saburhane meydanındayım. Kahvelerde ve fırınlarda hayat bulmuşbir canlılık kendini gösteriyor. Saburhane, her zaman farklıdır. Saburhane'deher daim sabah vakitleri fırınlar ve kahveler sizi ağırlamaya hazırdır.Pazaryerinin en ucunda Saburhane'de güneşin doğuşundan kaynaklanan farklı biraydınlığa şahitlik edersiniz. Semt, bir boğaz üzerine kurulu olduğundan tatlıbir esintinin verdiği serinlik ruhunuzu teskin eder. Saburhane'nin sabahı ayrıbir demde akşamı ayrı bir demdedir.
MimarSinan Heykelinin altında ulu ağaçların gölgesinde bir çardakta oturuyorum.Fırından aldığım dumanı üzerinde tüten sıcacık ekmeğime eşlik etmesi için birçay söylüyorum. Kahvedeki radyodan bir türkü duyduğumu hayal ediyorum. Telefonumdanda dinleyebilirim ama; hayal ufkunda dinlemek rüya ile gerçek arasında masalsıbir Saburhane dinginliğini bozabilir. Çayım geliyor. Çayımı yudumlarken içimeılık ılık işleyen güzellikler buğulu bir görüntüye dönüşüyor. Ve dinlediğimtürkünün sözleri Saburhane'de bulunduğum halin dışında bir hale götürüyor:
"Gâhçıkarım gökyüzüne, seyrederim âlemi
Gâh inerimyeryüzüne, seyreder âlem beni"
Saburhane'devakit demini bulurken hayat akışı hızlanıyor. Pazaryerinin hareketliliği buradada kendini gösteriyor. Yavaş yavaş masal atmosferinden çıkıp dönüş yolunaçıkıyorum. Bu arada kahvedeki konuşmalara kulak misafiri oluyorum. Günlük halve gidişin sıkıntıları, ekonomik kriz, salgın sıkıntısı derken siyaset, maaşlarve televizyon devreye giriyor; bir sessizlik. Haberler, ama hiçbir cümletamamlanmıyor. Mışlar, muşlar arasında duyulanın ötesine geçemiyor, yarımhikayeler kalıyor orta yerde.
Konakaltı'ndanSaatli Kule üzerinden yarım yamalak açılmış dükkanların arasından şehrinkalbine doğru yürüyorum. Muğla'nın kendine özgü mimarisinde, sokaklarında veArastasında geçmişten bugüne nispeten taşınmış bir kimliğe tanıklıkedebiliyoruz. Peki geleceğe ne kadarını taşıyabileceğiz, düşünüyorum.
Yürüyüşümdekisükuneti yavaş yavaş kaybediyorum. Dar sokaklardan çıkmaya çalışan arabalarınklaksonları bütün huzurumu bozuyor. Araba sesleri Muğla'nın özgün dokusunayabancı. Sanki bu sokaklar bisiklet zilleriyle daha uyumlu.
Hamamönü'negeldiğimde çocukluğumun sesleri canlanıyor. Arnavut kaldırımlı sokaklardailerlemeye çalışan odun yüklü katırların nallarının çıkardığı sesleriduyuyorum. Ve yağmur sonrası sel olup akıp giden hareketliliğin sesi Kızıldağ'ın kızıltoprağının suyla buluşmasıyla oluşturduğu renkle beyaz badanalı duvarlardabıraktığı alacalı lekelerde güneşin batışını tasvir ettiriyor. Ayakkabılarımkırmızı çamurun içinde kalıyor. Evimizin hayatında ayakkabımın bıraktığı izlerhoşuma gidiyor. Annemin sesini duyuyorum, hevesim kursağımda kalıyor.
Sekibaşı'ndayım.İnce uzun bir yol eşlik ediyor yürüyüşüme. Sekibaşı Cami, kahvesi ve fırınıgözümde canlanıyor. Çocukluk anılarına eşlik eden, hayatımızdan birer birereksilen insanların önce simaları sonra sesleri eşlik ediyor bana. Ne kadar damutlu geçmiş çocukluğum bu güzel insanlar sayesinde. Her birinin gönülgüzelliği evlerin hayatlarında sırlanan yaşama sevincini de beraberindegetiriyor. Yaşadıkları onca sıkıntıya, çileye rağmen ayakta dimdik duraninsanları arıyorum şimdi. Her biri birer kimlik gözümde. Dertlerde deva,hastalıkta şifa, çöllerde vaha insanlar.
Geçenlerdepaylaşım sitelerinde bir video izlemiştim. Çanakkale'nin Kumluca'sından birteyzem şükür duası yaparken; denizdekidalgalar, tarladaki anızlar, gökyüzündeki yıldızlar, çöldeki kumlar miktarıncabu halim için Rabbime şükrediyorum, demişti. İşte çocukluğumun bu güzelinsanları yıldızlar, dalgalar, kumlar, anızlar sayısınca veren engin gönülleresahipti. Çocukluğumda yalnızlık nedir bilmezdim. Biraz boynum bükülse, kaşlarımçatılsa, yüzümün rengi değişse hısım, konu, komşu sahiplenir, hisseme dostluklarındandüşen ne varsa çekinmeden verirlerdi. Muğla yürüyüşlerimde aslında hiç yalnızkalmamamın bir sebebi de bu güzel hatıralar olsa gerek.
Vesabah yürüyüşüm Akyol'a vasıl olduğumda nihayete eriyor. Akyol'da yürümek iseayrı bir temaşa zevkidir. Şehrî yürüyüşlerdir. Bayramların, festivallerin birbakıma şehrin medeniyet yürüyüşleridir.O ise ayrı bir yazı konusu.