Erman Şahin adını Muğla’ya gelmezden önce hiç duymamıştım. 1994’te Muğla’ya geldiğimde 19. Dönem Muğla millet vekili idi; 1992’de Devlet bakanlığı ve 1995’te de Bayındırlık ve İskân Bakanlığı yaptı. Ben tanıdığımda Devlet Bakanı idi.
Bir gün telefon etti ve Hamursuz Kabristanında medfun olan amcasının kabir taşının eski harfli olduğunu ve okutamadığını söyledi. Muğla’ya bir geldiğinde okuyabileceğimizi söyledim. Bir geldiğinde buluştuk ve amcasının mezar taşında bulunan metni hemen okudum. İyi korunmuş ve çok yaygın olarak yazılan 4 mısralık bir metin idi. 5 dakikada okuyuşuma şaştı ve “Hocam, bunca yıldır bu taşı okutamadım. Ne müftüler, ne hocalara okutmaya çalıştım olmadı.” dedi. Ben de mezar taşı okumanın ayrı bir gayretle olacağını söyledim. Mezardan mutlu ayrıldık. Daha önce yüz yüze hiç konuşmamıştık. Üniversitemizde bir salona adını vermiş ama açılışında bile konuşamamıştık. Sonra muarefemiz arttı ve arada görüşür olduk. Zaman zaman Yeniköy mezarlığının yanındaki çiftliğinde bir araya gelir, zaman zaman da şehirdeki bürosunda görüşürdük.
Bir görüşmemizde, üniversitenin kuruluş macerasını anlattı. Üniversite düşüncesinin ilk belirmesi, Hamursuz tepesi yanına 9 katlı iki binanın yapılmasıyla ortaya çıkmış. Güney Ege Linyit İşletmeleri’nin yaptırdığı bu iki binaya Belediye Başkanı olarak engel olamamış ama aklına “Günü gelir ve ben bu iki binayı kurulan üniversiteye veririm.” demiş ve düşündüğünü de 1995 yılında Bayındırlık ve İskân Bakanı iken gerçekleştirerek bu binaların üniversiteye verilmesini sağladı. Hem de üniversiteden beş kuruş çıkmadan ve Güney Ege Linyit İşletmesi’nin elektrik borcuna mahsuben binaları üniversiteye devretti.
Erman bey daha sonraki günlerde, Muğla’da üniversite açılmasının hikâyesini anlattı: Demirel Hükumetinde Devlet Bakanı iken, 21 ilde üniversite kurulmasını Bakanlar Kurulu karara bağlıyor. O toplantıda Erman bey yok imiş. Ertesi hafta Bakanlar Kurulu karaı imzaya getirildiğinde Erman bey dosyayı getiren görevliye, “Beyefendiye söyleyin; üniversite listesine Muğla’yı da yazsın; öyle imzalarım.” diyor. Görevli Demirel’e gidip konuyu söyleyince, Demirel, Erman beye bakıp “Tamam. Ekleyelim.” anlamında başını sallıyor ve böylece 1992 yılında Muğla bir üniversiteye kavuşuyor.
Erman beyin üniversite ili ilişkisi hep sıcak olmuştur. Muğla Yazıları adlı o harika kitabını üniversite basmıştır mesela. Bu kitapta harika Muğla notları ve fıkra gibi hikâyeleri vardır.
Erman bey, alışılmış ve sıradan siyasetçi profili çizmemiştir. 1973 yılında Belediye başkanı olduğu andan itibaren bir şehri değiştirip-dönüştürmenin derdini çekmiş, ıztırabını yaşamıştır. Daha görevinin ilk yıllarında (35 yaşında Belediye Başkanı seçilmiştir.) Muğla’yı kasaba havasından şehir yapısına dönüştürmek için planlar yapmış ve Fen İşleri Müdürlüğüne mimar Oktay Ekinci (1952-2013)’yi getirmiş ve şehrin değişirken dokusunun kaybolmaması için özel gayret sarf etmiştir. Onun zamanında (1973-10980; 1984-1989) Muğla’da 220 ev tarihi özelliği olduğu için tescillenmiştir. Bugün “Eski Muğla” diye bir zenginliğimiz varsa onun gayretleri sayesindedir.
Tabii Erman bey şehri değiştirirken bazı karşı durmalara da maruz kalmış. Mesela Karşıyaka Mahallesine el attığında, mahalle sakinlerinden bir yörük makama gelip “Oraya bir şey yapamazsın bizim oğlan. Orası çok zor düzelir.” demiş. Erman bey de “Yaparız yaparız… Hele bir ilk kazmayı vuralım…” demiş ve mahallenin zorlukları aşılıp daha kolay yaşanır hale gelince o yörük gene makam odasının kapısına gelmiş ve “Helal olsun bizim oğlan!... Dediğini yaptın…” demiş.
Erman bey, küçücük bir şehrin belediye başkanıdır. İmkânsızlıklar içinde imkânlar yaratmaya çalışmaktadır ve bir gün yolu yörede madencilik yapmakta olan ve aynı zamanda BMC firmasının da Türkiye temsilcisi olan Sıtkı Koçman (1912-2005) ile kesişir ve bazı iş makinaları ve araç-gereçleri ondan temin eder.
***
Bunların çoğunu sohbetlerimizde veya Menteşe Grubun’daki konuşmasında aktaran Erman Şahin, sadece bilgi vermek için konuşmaz, konuşurken en usta tiyatro sanatçısına bile kök söktürecek ses tonlaması ve jest-mimik eşliğinde anlatırdı anlatacaklarını. Öfkelendiğinde kaşları çatılır, Aynı zamanda çakır gözlerden şimşekler çakmaya başlar… Dudaklar keskin bir hançere dönerdi. Keyifli ve öfkesiz konuşmalarında da taa içinde gelen ama abartısız gülüşlerine gene çakır gözleri eşlik eder, sizi bir mutluluk bulutu ile kaplardı.
Siyasetçi idi ama başta seçmenler olmak üzere kimseye eyvallahı yoktu. Belediye başkanlığı esnasında, kendisine çıkar amaçlı yaklaşanlara, şehrin çıkarı için asla taviz vermemiş.
Erman bey Bakanlıktan istifasını da anlattı. Genel başkanı ile arasında dürüstlüğünden kaynaklı bir olumsuzluk yaşıyorlar ve o esnada Erman bey Muğla’da… Muğla’da ve çok mutlu olduğu o minik çiftliğinde… Yanlış hatırlamıyorsam bir yemek yapıyor. Makam şoförü ile beraber yiyecekler. O esnada genel başkan telefon ediyor ve aralarında biraz sertçe bir tartışma geçiyor. Hemen ellerini yıkayıp bir A4 kağıdına bakanlıktan istifa dilekçesi yazıp şoförüne veriyor ve “Oğlum bunu Ankara’ya götür ve ilgiliye ver.” deyip bakanlıktan istifa ediyor.
***
Erman bey, genç yaşta gazeteciliğe başlamış ve siyasetle beraber yazma işleriyle de uğraşmış. Siyasi birikimi çok ama bir o kadar da kültürel birikim sahibi bir insan. Hayata erken atılması sebebiyle üniversitede hukuk tahsilini yarım bırakmış ve hayatını gazetecilikle devam ettirmiş. Ondaki yazı alışkanlığı daha sonra kitaplara dökülmüş ve Muğla Yazıları, Muğla Avcıları, Belediye başkanlığını anlattığı Belediye Başkanı (3 cilt) adlı eserleriyle, Muğla’nın kültürel zenginliklerine ve belediyedeki başarılarıyla yerel yönetim tarihine ışık tutmuştur. O sadece yazı ile meşgul olmazdı; aynı zamanda çok güzel resimler de yapardı. Bürosunun duvarını süsleyen resimleri hatırlıyorum da değme ressamın elinden öyle resimler çıkmazdı. Hele bir Şeyh Bedreddin’in asılması resmi vardı ki, resim sanatının trajediyi anlatmasının çok güzel örneklerinden biriydi.
Erman Şahin’i anlatmak bir iki yazı ile olmaz. Allah Erman beye sağlıklar versin ve biz onunla ilgili yazılara devam edelim inşallah.