Çünkü liyakat, ağızda güzel duran bir kelime değil; koltuğa oturan herkesi sınayan ağır bir ilkedir. Söyleyeni de bağlar.
Ben bir matematik öğretmeniyim.
Mesleğim gereği sayılara, ölçülere, neden-sonuç ilişkilerine ve tutarlılığa bakarım. Okumayı, analiz etmeyi, görünenin arkasındaki düzeni anlamaya çalışmayı severim.
Bu köşede de bir çıkar için yazmıyorum. Yazılarımdan dolayı para kazanmıyorum. Kimsenin adamı, kimsenin sözcüsü, kimsenin tetikçisi değilim.
Siyaseti taraftar gibi değil; seçmen gibi takip etmeye çalışıyorum.
Kızgınlıkla değil; ölçüyle.
Kişilere bağlanarak değil; ilkelere bakarak.
Çünkü yerel yönetim dediğimiz şey hayatımızın en somut yeridir: İçtiğimiz su, yürüdüğümüz yol, ödediğimiz fatura, yaşadığımız mahalle, çocuğumuzun geçtiği sokak…
Geçenlerde sosyal medyada okuduğum bir haber dikkatimi çekti.
Aslında hoşuma da gitti.
Gerçi her zamanki gibi kısa sürede polemik konusu oldu. Kimisi hak verdi, kimisi sert eleştirdi, kimisi de işi yine siyaset kavgasına çevirdi.
Ama ben habere başka bir yerden baktım.
Ne kimin söylediğine takıldım,
ne de hangi siyasi taraftan geldiğine…
Sadece şu soruyu sordum:
Söylenen doğru mu?
Ve eğer doğruysa, gerçekten uygulanabilir mi?
Çünkü benim için mesele çoğu zaman kişiler değil, ölçüdür.
Ve o haberde dikkatimi çeken şey de tam olarak buydu:
Bir eleştiri değil, bir ölçü ortaya konuyordu.
Ve o ölçünün adı belliydi: Liyakat.
Benim bu yazıdaki derdim de bir kişiyi hedef almak ya da savunmak değil; Ahmet Aras’ın dile getirdiği önemli bir ilkenin, yani liyakatin, Muğla için gerçekten kalıcı bir yönetim anlayışına dönüşmesini istemektir.
Bu yüzden mesele kimin hangi partiden olduğu kadar, o görevi hangi anlayışla yürüttüğüdür.
Ahmet Aras’ın Fethiye’de yaptığı açıklamalar, Muğla’da önemli bir tartışmayı görünür kıldı.
“MUSKİ’nin başında sağlık memuru olur mu?”
“Yönetim kurulunda bir tane mühendis yoktu.”
“Bu işten anlamayan biri bu görevi yürütebilir mi?”
Bence bu sözler yalnızca geçmiş bir döneme yönelik eleştiri olarak okunmamalı. O iş politikacıların işi olsun. Biz başka tarafına bakalım.
Asıl önemli tarafı şudur:
Bu sözler, kamu yönetiminde nasıl bir ölçü olması gerektiğine dair güçlü bir ilke ortaya koyuyor.
DOĞRU BİR VURGU
Evet, MUSKİ gibi teknik kurumlarda işi bilen insanların görevde olması gerekir.
Su yönetimi şakaya gelmez.
Basınçtan, debiden, boru çapından, arıtmadan, altyapıdan, su kaybından anlamayan kadrolarla bu işler sağlıklı yürütülemez.
Bu yüzden Ahmet Aras’ın liyakat vurgusu yerindedir.
Hatta Muğla gibi geniş coğrafyaya, dağınık yerleşime, turizm baskısına, yaz nüfusuna, kırsal mahallelere ve altyapı sorunlarına sahip bir kentte bu vurgu daha da önemlidir.
Bugün MUSKİ yönetimine bakıldığında, teknik yeterlilik açısından yöneticilerin geçmişini araştırdığımda olumlu bir tablo olduğu görülüyor. Bu önemli. Mevcut tablodaki teknik ağırlıklı değişim umut verici olsa da, asıl başarıyı kağıt üzerindeki diplomalar değil, musluktan akan suyun kalitesi ve altyapının direnci belirleyecektir.
Ama asıl mesele burada başlıyor.
Çünkü Muğla Büyükşehir Belediyesi yalnızca MUSKİ’den ibaret değil.
Ama burada mesele başkanı hedef almak değildir.
Tam tersine, dile getirilen doğru bir ilkenin arkasında kararlılıkla durulmasını istemektir.
Çünkü liyakat, ağızda güzel duran bir kelime değil; koltuğa oturan herkesi sınayan ağır bir ilkedir.
Söyleyeni de bağlar.
BİR HAKKI TESLİM ETMEK GEREKİR
Burada bir hakkı da teslim etmek gerekir.
Ahmet Aras, Muğla Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevini henüz yeni sayılabilecek bir dönemde devraldı. 31 Mart 2024 yerel seçimlerinin ardından göreve başladı.
Köklü belediye yapılarında kadro değişimi, kurum kültürü oluşturmak ve oturmuş alışkanlıkları dönüştürmek bir günde gerçekleşmez. Hele ki ondan önce uzun bir süre tek kişi tarafından oluşturulmuş bir düzen ve yapı var.
Üstelik belediyelerde atama ve kadro süreçleri yalnızca belediye başkanının kişisel tercihlerinden ibaret değildir.
Parti merkezi, yerel örgütler, belediye meclisi dengeleri, bürokratik yapı, eski dönemden gelen kadrolar ve kurum içi dirençler de bu sürecin parçasıdır.
Bu yüzden mesele Ahmet Aras’ı hedef almak değil; tam tersine, dile getirdiği doğru bir ilkenin arkasında durulmasını istemektir.
Evet, liyakat vurgusu çok doğrudur.
Ama bu vurgu büyük bir iddiadır.
Ve büyük iddialar zamanla sınanır.
Keşke bu ilke yalnızca geçmişi açıklamak için değil, bugünü kurmak ve yarını güvenceye almak için de kararlılıkla uygulanabilse.
Çünkü Muğla’nın ihtiyacı bir kişiyi yıpratmak değil; liyakat ilkesini belediyenin bütün damarlarına yayabilmektir.
LİYAKAT HER ALANDA GEÇERLİ OLMALI
Muğla Büyükşehir Belediyesi yalnızca MUSKİ’den ibaret değildir.
Eğer ölçü liyakatse, bu ölçü her alanda geçerli olmalıdır:
Kültür-sanatta
Basında
Sosyal hizmetlerde
İmarda
Ulaşımda
Çevrede
Kırsal kalkınmada
İştiraklerde
Danışmanlıklarda
Daire başkanlıklarında
Şube müdürlüklerinde
Liyakat seçmeli uygulanıyorsa, adı artık liyakat değildir.
MUSKİ için teknik bilgi aranıyorsa; imarda şehircilik bilgisi, ulaşımda planlama, çevrede çevre bilimi, basında iletişim deneyimi, kültür-sanatta kültür politikası bilgisi, sosyal hizmetlerde sosyal politika birikimi de aranmalıdır.
Çünkü kamu görevi iyi niyetle değil, ehliyetle yürür.
MESELE KİŞİ DEĞİL, ÖLÇÜDÜR
Burada mesele herhangi bir kişiyi peşinen mahkûm etmek değildir.
Ama kamu görevi söz konusuysa şu soruların sorulması son derece meşrudur:
Bu göreve gelen kişi bu işin ehli midir?
Bu atama kamu yararı için mi yapılmıştır?
Bu tercih uzmanlığa mı dayanmaktadır, yakınlığa mı?
Bu görevlendirme kamuoyuna açıkça anlatılabilir mi?
Başarı ölçütleri nedir?
Hesap verme mekanizması nasıl işleyecektir?
Bu sorular bir saldırı değil, demokrasinin gereğidir.
LİYAKAT KURUM KÜLTÜRÜ OLMALI
Muğla’da ihtiyaç duyulan şey parti içi tartışma değil; kurumsal bir yönetim anlayışıdır.
Eski kadrolar ne olacak?
Yeni kadrolar nasıl kurulacak?
Kurum hafızası nasıl korunacak?
Yanlış alışkanlıklar nasıl değiştirilecek?
Peki başkanın ve kurmaylarının yaptığı atamalar ve işe alımlar liyakat esasına göre mi yapıldı?
Bu sorular ve cevapları değerlidir.
Ama tam da bu yüzden liyakat yalnızca bir söz olarak kalmamalı;
bir kurum kültürüne dönüşmelidir.
BEKLENTİMİZ NET
Ahmet Aras’ın liyakat vurgusu değerlidir.
Bu vurgu, Muğla için önemli bir fırsata dönüşebilir.
Ama bunun için liyakat yalnızca geçmişi anlatan bir kavram olmaktan çıkmalı; bugünü düzenleyen, yarını güvenceye alan bir yönetim ilkesine dönüşmelidir.
Muğla’nın beklentisi şudur:
Kamu görevleri ehline verilsin.
Atamalar şeffaf olsun.
Görevlendirmeler gerekçelendirilsin.
Parti dengeleri, örgüt baskıları ve kişisel yakınlıklar kamu yararının önüne geçmesin.
Çünkü belediye makamları kimsenin kişisel alanı değildir.
Orası halkın emanetidir.
SON SÖZ
Liyakat sopa değildir.
Sopa vurur ve geçer.
Liyakat aynadır.
Ve ayna herkese aynı soruyu sorar:
“Bu işi gerçekten ehline mi verdin?”
Keşke bu tartışma bir polemik olarak kalmasa;
Muğla’da liyakat, bütün kurumlara yayılan gerçek bir yönetim anlayışına dönüşebilse.
Çünkü bu şehir artık güzel sözlerden çok, tutarlı ilkelere ihtiyaç duyuyor.
Liyakat dünü yargılayan bir polemik değil; bugünü kuran ve yarını teminat altına alan bir irade olmalıdır. Çünkü bir şehir, sadece asfalt dökülen yollarıyla değil; o yolları kimin tasarladığına, o bütçeyi kimin yönettiğine ve o yetkiyi kime teslim ettiğine bakarak geleceğini inşa eder. Şimdi hep birlikte o aynaya bakma vaktidir.