Değerli Dostlarım; Altı Mayıs Yörük ve Türk Kültüründe Hıdırellez diye bilinir ve kutlanır. Yaz Mevsiminin habercisidir. Tabiat denilen canlı organizma adeta gelinliğini giyer. Yağmur yağmaya devam eder. Nisan yağmurları zaten başlamıştır. Tarlalarımız, bağ ve bahçe yağmur alınca su doyumuna ulaşır ve depolama işlemini yaparak İlkbahar ve yaz mevsimine hazırlık yapmış olur. Bu yazdıklarımı lütfen yadırgamayınız. Çok değil bundan otuz yıl önce, yirmi beş yıl önce, yirmi yıl önce mevsimler bu şekildeydi. Ancak; günümüzde mevsimler bu şekilde yaşanmıyor. Özellikle yağmur anlamında oldukça kısıtlı ve sağanak şeklinde olması su depolanması anlamında ciddi eksikliklere yol açabiliyor. Geçen de bir yazımda “’Anasır-ı Erbaa’”( Varlığın kuruculuğunu oluşturan bu dört unsur aslında evreninde temelini oluşturmaktadır.) Dört olmazsa olmazımız vardır. Su, toprak, hava ve ateş. Bu dörtlü oluşum mu diyelim, düzen mi diyelim, biri eksik olursa tabiat denilen organizma da oldukça büyük sıkıntılar baş göstermeye başlar.
Coğrafya derslerinde hep okumuşuzdur. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar yağışlı ve soğuk diye. Bu cümlecikten hareket edersek son yirmi otuz yıldır yazlar sıcak ve kurak amma, kışlarımız ise ne yağmur var nede soğuk geçiyor. Kış uykusu diye kitaplarda okutulan bilgi masal olmaya yüz tuttu gibi. Bağ ve bahçelerimizde bulunan ağaçlarımız kış uykusuna yat(a)madı. Bir taraftan yapraklarını dökerken havanın ılıman ve sıcak geçmesinden dolayı diğer taraftan da yaprak sürmeye başladı. Bazı kış mevsimlerinde yağış yeterli olmaya devam ediyor da, soğuk olmayınca ağaçlar kendini toparlamamaya başladı. Bu husus da meyve ağaçlarındaki verimi olumsuz yönde etkilemeye başladı ve halen bu şekil devam ediyor.
Adeta yaz mevsiminde ise tamamen bir kuraklık yaşamaya başladık. Ula İlçemden örnek vermek gerekirse son yağmur nisan ayının 18-19 ve 20 sinde olan ve adına da eskilerin ‘Beş Nisan’ dedikleri mevsim özellikleri yaşamaya başladık. Gençlerin bilgi sahibi olması bakımından bu beş(5) Nisan tarihini biraz açalım. Ay Yılı ve Güneş yılı diye bir zaman tertibi vardır. Birde atasözlerimiz gibi yaşanmış adına şimdi doğa deniyor, tabiat olayları vardır. Cemreler gibi, Hıdırellez gibi, nevruz günleri gibi. Yörük ve Türk kültürüne göre takip ettiğimiz Miladi Yıldaki yaşanan ay günlerinde (ay otuz gündür) her ayın (12) on ikinci veya (13) on üçüncü gününde Ay yılındaki o ayın da (1)bir ya da (2)ikinci günü olarak yaşanır bilinir. Böyle olunca beş(5) Nisan 17 veya 18 Nisan’a tekabül eder. Özellikle Çiftçiler bu tarihe çok dikkat ederler. Bir geçiş mevsimi olması bakımından hava akımı sıcaklıklarının yer değişmesi gibi etkenler de olabilir, Afat denilen şiddetli yağmur dolu ve kuvvetli fırtına yaşanır. Bu sene de yaşandı. Bağ ve bahçelerde olan erik ağaçları tamda çiçekten meyveye dönüşme esnasında iken bu mevsim değişikliği yaşandı, Dikkat ederseniz pazarda satışa sunulan her türlü eriklerde dış kabuğunda belli yerlerinde izler görürsünüz. O izler kuvvetli yağan dolu taneciklerinin izleridir. Gençlerimizin bilmesinde fayda vardır diye konuyu biraz uzattım.
Son otuz yıla baktığımızda Nisan yağmurları başka bir değişle Kırkikindi yağmurları çok nadir de olsa yağmaya devam ediyor ama yeterli değil. Kış aylarında (Aralık-Ocak-Şubat) yağması gereken yağmurlarımız yağmaz oldu. Ne oldu ya da neler oldu da yağmurlarımız eksildi. Ne oldu da günlerce yağan yağmurlarımız kayboldu ya da ne ettik de neler ettik de bu yağmurlarımız azaldı. Mutlaka kafa yoranlarınız/yoranlarımız vardır ve olmalıdır da. Ya kardeşim bu meteorolojinin işidir, çalışmayı o kurum yapar ve bize bilgi olarak döner diye mırıldandığınızı duyar gibiyim. İlkokul sıralarında okurken şimdi kütüphanenin(Ula Atatürk Okulunun bahçesi) yerinde Meteoroloji bilgisini veren bir kutucuk bulunurdu. O kutucuğa gider havanın sıcaklık derecesine ve dönen rüzgar gülüne de bakarak rüzgarın yönünü belirler ve nöbetçi olan öğrenci tahtaya hava raporunu yazardı. Bu çalışma ne güzel bir çalışmaydı, sonradan kaldırıldı, umarım yanılıyorumdur, başka bir yerde halen devam ediyor diye düşünürüm. Neyse konuyu dağıtmayalım. Yağmurlarımız azaldı. Sularımız (yeraltı) azaldı. Gün geçmiyor ki tasarruflu su kullanalım diye tembihatlar duyuyoruz. Birey olarak hakikaten suyumuzu tasarruflu kullanabilir miyiz? Cevabım net değil. Bizim buralarda suyun kıymeti çok fazla bilinmez. Susuzluk çeken ya da içme suyunu 2 -3 Kilometre uzaklıktan getiren kişilerde su tasarrufu iyi bilinir. Bir örnek vermek istiyorum. Yaşanmış hadise. Bir yakınımın Öğretmen olarak tayini Kars İlimizin Hanak İlçesinin Sevimli köyüne çıkar. Öğretmenlik mesleğini icra etmek üzere o köye gider ve kira evi yoktur. Ev sahibi ile birlikte bitişik bir oda da kalır. Sabah elini yüzünü yıkamak için suyu alır ve elini yüzünü yıkayacaktır. Ev sahibi derhal müdahale eder, dur dur kardeş, yıkadığın su ziyan olmasın bir kaba alalım ve o suyu tavuklarımıza vereceğim. İbretlik ve tasarrufu izah eden bir anekdot olarak benliğimde yer etmiş durumdadır.
,Gelelim günümüze ve İlçem Ula ya. Son yirmi otuz yıldır İlçem Ulaya çok az yağmur düşmeye çok az yağmur yağmaya başladı. Neredeyse kuraklık derecesine varırcasına bir su kıtlığı yaşamaktayız. Daha önceleri, İlçem Ulanın içindeki herhangi bir evin önüne 10-12 metre kuyu kazılsa ya da çakma dediğimiz tulumba vurulsa o ailenin içme ve kullanma suyu olur ve hiç de zorluk çekmeden suyu kullanırlardı. Yıllar yıllar geçti şimdilerde su kuyusu açıl(a)mıyor. bağ ve bahçesi olanlar eğer uygun ise İlk göletten belirlenen günlerde sulama ile ilgili ihtiyaçlarını görüyorlar. İçme suyumuz ise tam bir muamma. Kara dere dediğimiz mevkiden içme suyumuz gelirdi. Akarca deresinin çıktığı mecradan İlçem Ulaya (dört Mahalleye) içme suyu verilirdi. Sonradan erek bakımsızlıktan ve gerekse kişilerin kullanımı değiştiğinde, içme suyumuz yetmez oldu. Ulamızın altında yer altı suyumuz vardır, akarsuyumuz bulunmamaktadır. Yer altı suyumuza değişik mevkilerimize derin sondajlar yapıldı ve oradan su sağlanmaya başladı. Bu sondajlarda komşu köylere de içme /kullanma suyu verilmeye başlandı. 2014 Yılının Nisan ayından itibaren Muğla Büyükşehir statüsüne geçtikten sonra da İçme ve kullanma suyumuza “’MUSKİ’” kısaltılmış adı ile Su ve Kanalizasyon idaresi bakmaya başladı malumunuz. Son olarak 1986 yılında yapılıp hizmete açılan Akarca Göleti’nin yukarı mevkiine akarca 2 göleti yapıldı. Akarca 2 Göleti’nden sulama anlamında Gülağzı, Doğanköy ve Yenice Mahallelerine su verilmeye tedarik edilmeye başlandı. Pekâlâ İlçem Ula’nın altındaki su rezervi ne kadar daha dayanacak, gerek kısıtlı da olsa nüfus artışı ve gerekse aşırı miktarda alına göç de hesaplandığında ileride su kıtlığı çekileceğe benziyor.
Son olarak son üç beş yıldır yaz yağmurları dediğimiz Mayıs/Haziran/Temmuz ve Ağustos aylarında can suyu mesabesindeki yağmurlar da İlçem Ula ya olmaz oldu. Mutlaka farkındasınızdır. Şimdilerde Menteşe oldu, Muğla Merkez İlçeye bu saydığım yağmurlar oluyor, Bayır’a oluyor. Yaraş’a oluyor, Yeni adı Akkaya’ya(Dirgeme) oluyor amma Ula’ya olmuyor. Hiç sorguladık mı? Hiç inceledik mi? Nedenini niçinini araştırdık mı? Bizim buralarda bir tabir vardır. Yaz aylarında “’Dım’” demedi diye. Evet ilçem Ula ya yaz yağmurları düşmez oldu. Nisan ayında yağan bir miktar yağmurlardan sonra Ulamıza yağmur dım demiyor. Neden yağmıyor. Yağmur yağmamasının sebebi nedir. Etrafımıza yağıyor ama Ula ya yağmıyor. Diyeceksiniz ki ne yapalım yağmur olmuyor. Ne yapabiliriz ki. Doğru herhangi bir eylem yapamayız ama bazı tedbirlere de başvurabiliriz. Madem yağmur olmuyor/yağmur yağmıyor gerek kullanma ve gerekse içme suyunun nasıl bir şekilde tasarruflu kullanabiliriz diye bilgilendirme toplantıları yapılabilir. Manevî bakımdan Dinî inanışımıza göre yağmur duası diye bir eylemimiz vardır, başta İlçe Müftülüğü olarak tedbirlere başvurabiliriz. Gerçi Camilerimizin görevlileri memurlaştılar da, sakın yanlış anlaşılmasın, Din görevlisi Camiinin İmam Hatibi ve Müezzini Memur gibi davranamaz ya da davranmamalıdır. Bendeniz Din alimi/din bilgini değilim. Ama amelde kendime yetecek kadar fıkhî bilgiye de sahibim. Yağmur Duası için Cami görevlileri ön ayak olarak halkı bilinçlendirmelidir. Halkın arasına karışarak halkın nabzını tutup hiç olmazsa konuyu İlçe Müftülüğüne götürerek katkıda bulunmalıdır. Cami görevlileri bana kızacaklar. Kızabilirler. Önce kendilerine baksınlar. Şu anda İlçem Ula da Allahımızın varlığı veya Allahımızın yokluğu anlamında yazılar yazılmaktadır çöp konteynırlarına, cadde ve sokaklardaki duvarlara. Yağmur’un ne alakası vardır bu inanışla diyeceksiniz ama o konuyu da İlgilisine bırakmak en doğru yol olur. Ula İlçemizin tarihine bakıldığında yağmur duaları sonrası günlerce yağmur yağdığına şahit olanlar hayattadır. Hem Maddeten hem de Manen tedbir almak vaktidir. Su hayattır. Su var ise hayat vardır. Su yok yada kısıtlı ise hayat da yaşamak ta sıkıntılıdır…
Büyüklerimiz dualarında “’Allahım açlık ve susuzlukla terbiye etme’” diye yakarırlar yaratanına.
Hoşçakalınız. Sağlıcakla kalınız...