Değerli dostlarım; geçen haftaki yazımda mezarlıklarımız hakkında paylaşımlarda bulunmuştum. Yapıcı ve olumlu tenkitler almış olmama rağmen “Ne yapacaksın yerin altındakileri? Yerin toprağın üzerindekilerin hiç mi sorunları yok, neden paylaşmıyorsunuz?” diye de eleştiriler aldım. Doğru, hakikaten yerin/toprağın altındakilerin sorunları elbette vardır. Yerin/toprağın üzerinde yaşayan bizlerin, toplumun sorunları bitmez. Ya da insanın yaşadığı yerde elbette sorunlar olacak ki çözüm yolları aransın.
Geçen yazımda ilçem Ula’da oldukça önemli olaylar meydana geldiğini paylaşmış ve müsait bir zamanda en önemli gördüğüm bir çalışmayı siz değerli okurlarımla paylaşacağımı duyurmuştum.
Bizim ilimiz Muğla; Rize ilimizden sonra en çok yağış alan coğrafi bir bölgedir. Ama ne zaman su ile ilgili bir haber yapılsa, ilimiz Muğla da gündeme gelmeye başladı. Muğla Merkez İlçesi (Menteşe İlçemiz) içme ve kullanma suyunu Bahçeyaka Köyü’nden (şimdilerde mahalle) kuyulardan pompalar yardımıyla basarak sağlar. Cazibesiyle gelen bir akar suyu yoktur. Gerçi ilimiz sınırları içinde Fethiye ve Seydikemer ilçelerimiz dışında cazibesiyle gelen/akan bir akar suyumuz bulunmamaktadır.
İlçem Ula’da cazibesiyle akan bir akarsuyumuz vardır. İçme suyumuz oradan gelirdi. Adı da Akarca Çayı/Akarca Su Kaynakları’dır. Akarca Deresi’nden ilk içme suyunu toprak gerizlerin(*) içerisinden getiren merhum “Dişçi” lakaplı Rauf Gündüz’dür. Belediye başkanı seçildiği/atandığı günlerde ilçem Ula’da çeşme suyu diye bir anlayış yoktur. Elle/kolla, insan emeğiyle Akarca Deresi’nden kaynak suyu alınarak öncelikle mahalle başlarına birer sebil (Ahırlı Çeşme) yapılarak su getirilmiştir.
Neden “ahırlı” dedim? Hayvanların da su içmesi gerekir. Çeşmeden insanlar, ahırından da hayvanlar su içerdi. O zamanlar evlerine çeşme suyu alan oldukça az insan vardı. Zaten herkes evinin önündeki su kuyularından kullanma suyu başta olmak üzere ihtiyacını karşılardı; kimsenin kaynak suyuna pek ihtiyacı yok gibiydi.
İlerleyen zamanlarda bu sistem geliştirildi ve ilçem Ula’ya 1967/1968 yıllarında asbest borular içinde Akarca Deresi’nden gelen kaynak suyu verilmeye başlandı. Artık evlerde de çeşme suyu vardı. 1986 yılında tekrar bir revize yapılarak katlı evlere de su verilmeye başlandı. Zira ilçem Ula merkezinde o yıllarda katlı ev yok denecek kadar azdı.
1990’lı yıllarda ilçem Ula’dan Akkaya (eski adı Dirgeme) köyüne içme suyu verildi ve halen verilmeye devam ediyor. Ancak artık yazları su yetmediği için kuyu suyu pompalar yardımıyla içme ve kullanma suyu olarak verilmeye devam ediliyor.
Neden bu kadar gerilerden aldım konuyu? İçme suyumuz cazibesiyle gelen bir su olmasına rağmen gerekli bakım, onarım ve takip yapıl(a)madığı için kuyu sularına mecbur bırakıldık. Oysa cazibesiyle gelen içme suyumuz/kaynak suyumuz halen devam edebilirdi.
1985/1986 yıllarında Ula 1 Göleti yapıldı. Sulama suyu için yapılmıştı. Yıllar geçtikçe sulama kanaletleri deforme oldu, bozuldu ama halen onarılma, bakılma veya suyu daha verimli kullanmaya yönelik bir çalışma görünmüyor. Gölet ile ilgili çok yazılar yazdım. En son DSİ ile Muğla Büyükşehir Belediyesi arasında bir dava konusu olduğunu biliyorum.
Derken, halihazırdaki Gölet 1’in yukarısına yine sulama amaçlı Ula Gölet 2 adı altında bir gölet daha yapıldı. Buradan Gülağzı, Yenice, Yerkesik ve Doğanköy mahallelerine geniş borular vasıtasıyla sulama suyu kullanılmaya bu yıl başlanacak diye biliyorum.
İçme suyumuzun 2014 Nisan ayından bu yana bakımı, onarımı ve bedellerinin tahsil edilmesi Muğla Büyükşehir Belediyesi (MUSKİ) tarafından yapılmaktadır. İçme suyumuzun tonaj bedeli çok pahalıdır. Ayrıca “Katı atık toplama/depolama bedeli” adı altında da üzerine ilave edildiğinde her haneye en az 800-1000 TL su bedeli gelmektedir. Ula ilçemizde yaşayan halk içme suyu bedellerinden oldukça rahatsız ve bu bedeller ceplerimizi ciddi şekilde yıpratmaktadır.
Sorumluluk ve yükümlülük Muğla Büyükşehir Belediye Meclisi’nde olduğuna göre neden bu konu masaya yatırılıp bir çözüm bulunmaz? Sorun olacak ki çözüm bulunsun demiştim, evet bir sorun var ve hakikaten acıtıcı bir sorun. Kendi cazibesiyle gelebilecek bir su kaynağının bakımı ve onarımı neden yapılamaz?
Ayrıca ilçem Ula’nın oldukça kısıtlı olan tarlaları da sulanamaz hale geldi. Sebebi ise: Gölette su var, kanaletler arızalı. Su bırakılıyor fakat tarlaya bırakılan suyun ancak %50’si ulaşabiliyor. Çok yazdım ama yine yazıyorum: Sulama kanaletlerimiz çok acil biçimde ya bakıma alınmalı ya da suyun daha tasarruflu kullanılması için borular içine alınması şart gibi görünüyor. Tabii yetkililer/sorumlular/yükümlüler/yetkiyi şu an elinde bulunduranlara nazikçe sesleniyorum: Lütfen ilçem Ula’daki gerek içme/kullanma gerekse sulama suyumuza bir el atınız.
Gökova Çukuru dediğimiz, başta Akyaka, Kozlukuyu ( yeni adı Gökova), Akçapınar, Çıtlık, Ataköy, Esentepe, Yeşilçam ve Şirinköy köylerimiz (şimdilerde mahalle oldu ama oralarda hâlâ köy hayatı sürüyor/sürmeli), üretmezse/üretim olmazsa sonumuz hayrolmaz.
Çok çok önceden bu saydığım köylerin muhtarları kendi aralarında para toplayarak Balan Dağı’nın Gökova’ya bakan sırtında çok güzel ve kaliteli bir içme suyu kaynağına ulaşmışlardı. Bu suyu köylerine getirmek istediler. Adına da Gürsu Projesi dediler. Bu işin başında da şimdiki Çıtlık Mahallesi Muhtarı, değerli ve çalışkan kişiliğiyle tanınan Mehmet Kavasoğlu vardı. Çok mücadele etti, yakından bilirim. Köylere her ziyaretimizde bu “Gürsu” projesi önümüze gelir ve tartışılırdı. Çok çalıştılar, çok uğraştılar ve sonunda Gürsu Projesi’ni hayata geçirmeye muvaffak oldular.
Teferruatına ve yaşanan olumlu/olumsuz gelişmelere gelecek haftaki yazımda devam ederiz. Zira Gürsu Projesi, yaklaşık sekiz-on köye cazibesiyle gelecek kaynak suyu sağlayacak olması açısından gerçekten önemli ve kayda değer bir girişimdir.
Hoşça kalınız, sağlıcakla kalınız...