"Söz hep insana takılıyor, insandatamamlanıyor.

Sözü kime verirsek verelim, her mânâinsana takılıyor.

İnsan olmasa mânânın sırrına kimerecek?

Bakî,

"Hükm-ü kazâya zerre kadar yokinâdımız"

derken aslında hakikat perdesini insanadına

aralamış olmuyor mu?

Öyleyse nedir bu direniş, nedir buisyan?"

Sözümüz insana, sözümüz yaşayacağımızgüzelliklere, sözümüz kurduğumuz hayâllerimize, sözümüz geleceğe dairumutlarımıza.

Neler yaşıyoruz şu dünyada?Güneş etrafında dönmeye devam eden dünyanın insana sunduğu hayatın bir yüzükaranlıkta, bir yüzü aydınlıkta. Aynı bu dünyanın bir parçası olan insanın dabir yüzü karanlıkta bir yüzü aydınlıkta.

İnsan bu dünyadakivarlığını her şeyden bağımsız kılarken aslında bu dünyanın bir parçası olduğunuunutuyor. Benlik mevcudiyetine o kadar egemen oluyor ki bu dünyadaki zamanınınne kadar kısa bir zamana ait olduğunu unutuyor. İşte bu unutuş insanı zamandan,mekandan, hayattan hatta insandan uzaklaştırıyor. Bu unutuşun bedeli çok ağıroluyor. Karşımızda gözyaşı medeniyeti.

Dünya gözümüzün önündeibret lahikası gibi doğumu ve ölümü birer birer yaşarken biz sürekliliğindevamında dünyanın bir parçası olmayı reddediyoruz. Bu da bizim doğum anındasahip olduğumuz saflığı, masumiyeti kaybetmemize sebep oluyor. Oysa gülenyüzler, ışıl ışıl parlayan gözlerde tek bir yaşama gücü var. Sevgi! İnsana güçveren, insana insan olmaya inandıran, gönül varlığına hayat veren, içini ısıtanbir bağ; sevgi.

Oysa gözyaşı medeniyetininacımasız çarkları milyonlarca insanı zelil ediyor. Kahra sürüklüyor. Çiğneyipçiğneyip tükürüyor. Milyonlarca insan bu dünyada doğuştan hakkı olangüzelliklere kavuşamadan, mutlulukları yaşayamadan tüketiliyor. Onca gözyaşı,onca kahır. İnsanın insana ettiğini hep yazılmışlardan öğreniyoruz.

Mutluluklarımız ne kadaranlık değil mi? Oysa hüzünler, acılar, kahırlar sanki yaşamımızın her anındayanı başımızda. Dünyanın hakikatini bir anlayabilsek nefes aldığımız her an nekadar kıymetli aslında. Gah ağlaya gah güle tamamlanacak bir ömrün hakikatidünyanın da hakikati aslında.

Söz hep insana takılıyor,insanda tamamlanıyor. Sözü kime verirsek verelim, her mânâ insana takılıyor.İnsan olmasa mânânın sırrına kim erecek? Bakî, "Hükm-ü kazâya zerre kadar yokinâdımız" derken aslında hakikat perdesini insan adına aralamış olmuyor mu?Öyleyse nedir bu direniş, nedir bu isyan? Hep varolabilme çabası değil mi?

Oysa bu dünyada insanolarak yükümüz o kadar ağır ki daha fazla yükler taşımanın alemi ne? Dünyameselesi deyip geçemiyoruz bir türlü. Bu dünyanın hakkını vermek istiyorsakhafiflemeliyiz. Bütün ağırlıklarımızdan kurtulmalıyız. Birliğimizin,dirliğimizin yegane kaynağı sevgiye, aşka yönelmeliyiz. Merhametin yaşattığıhuzur, sevginin yaşattığı mutluluk, adaletin yaşattığı denge ve nice güzelhasletlerle tamamlanan varlık sebepleri insana neler katar?

Gözyaşı medeniyetindeasırları aşıp gelen insanlık bu dünyadaki varlığına bir umuda tutunarak gelmedimi? Yaşadığı onca acıya, kahra rağmen nasıl ayakta kalabildi. Kendi özündekigücü, insana insanı armağan eden güzelliklerle. İnsan taze sürgünler verdi herdaim. Her baharda yeniden doğdu. Her yenileşin de umutları, hayâlleri,inançları arttı, tazelendi. İnsan olmanın güzelliği bu dünya varlığında,hakikatinde anlamını buldu.

Saatin tik takları o anneyi yaşıyorsak ruhumuza sesleniyor. O an huzurluysak, mutluysak zaman sankibir musikî gibi güzellikleri taşıyor. Tam tersi hüzün vaktindeysek hazanınyapraklarını tek tek koparması gibi zaman da bir şeyleri koparıyor, eksiltiyor.Zamana karşı insan içinde bulunduğu duruma göre hareket ediyor.

O zaman saatimize bir ayarverirken kendimize de bir ayar verelim. Zamanın hükmüne zerre kadar inadımızolmadan zamanın elinden tutalım.