Dünya tarihine baktığımızda
Son ikiyüz yıl içinde,
Yaşanmış olan toplumsal değişikliklerin,
Şaşırtıcı boyutlarda olduğunu görürüz.
Monarşizme dayalı hanedanlık, saltanat,
Kralcı devlet ve imparatorluk geleneği yıkılmış olup,
Yerine görünüşte de olsa,
‘Halk iradesine’ dayalı,
‘Dünyevi’ yani ‘Seküler’ yönetimler kurulmuştur.
Son iki asırdır imparatorluktan,
Cumhuriyet rejimine geçen ülkeler arasında,
En ilginç örnek bizim güzel ülkemiz Türkiye’dir.
Cumhuriyet rejimine geçen Türkiye,
İzlediği başarı öyküsü ile
Bugün dahi en ilginç,
Ve tek olma özelliğini göstermekte ve sürdürmektedir.
Bugünün Türkiye’si ‘Doğulu’ Devlet Modeliyle,
Tamamen ‘Batılı’ olan Cumhuriyet anlayışını,
Sentezle bütünleştirmeye talip olmuş tek ülkedir.
Ve anlamalıyız ki,
Böyle bir sentez ile
Yapılmış ve yapılacak olan en gözü kara,
En farklı en radikal atılımdır.
Bizler Cumhuriyeti doğulu devlet anlayışı,
Ve ümmetten ayıran özellikleri fark etmeliyiz.
Bunları da gözler önüne sermeliyiz.
Yani Cumhuriyet;
Devlet aracılığı ile toplumsal kurumların,
Sivilleştirilmesini öngören rejimin adıdır.
Diğer bir ifade ile Cumhuriyet,
Doğrudan doğruya bir toplumun yaşam tarzını sivilleştirme girişimidir.
Bu sivilleştirme din merkezli değil,
Toplum merkezlidir.
Cumhuriyet devleti seküleştirerek yani dünyevileştirerek,
Toplumu da sivilleştirir.
Cumhuriyet tarafından sivilleştirilmiş olan kurumlar,
Bireysel hakları,
Görev ve sorumlulukları topluma yayan ise demokrasidir.
Cumhuriyet rejimi anlatır.
Demokrasi ise yaşam şeklini, uygulamayı anlatır.
Kısaca anlatırsak,
Cumhuriyet olmadan’ sivilleştirme’
Demokrasi olmadan sivil toplum olamaz.
Cumhuriyet kurumlara ve sivillere sivil kimlik kazandırırken,
Demokrasi ise bu sivil kimliğin toplumsallaşmasını sağlar.
Bu toplumsallaştırma görev ve sorumluluğunu,
Siyasi partiler ve sivil toplum kuruluşları ile birlikte yaratılır.
Meslek odaları, Vakıflar gibi kuruluşlarla birlikte sivilleşme gelişir ve işlerlik kazanır.
Bizim bu yönetim modelimiz batılılarca ve doğulularca izlenmekte.
Ve tüm kürede çok fazla dikkate çekmekte.
Yönetim şeklimiz olan Cumhuriyetin,
İlk yüz yılını doldurduk.
Mustafa Kemal’in kurduğu rejimle bu günlere yüksek şerefle geldik.
Geldiğimiz yer çok önemli.
Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına girmiş bulunmaktayız.
Bu çağı çok iyi yakalamalıyız.
Bu çağda biz Türkler görevliyiz.
Işık Anadolu’dan yükselecek ve tüm küreyi aydınlatacak.
Demokrasiden ve Cumhuriyetten vazgeçecek miyiz?
Bu soruyu neden sordun diyebilirsiniz.
Molla kılıklı tipler şeriat istiyoruz diye nara atıyorlar.
Mustafa Kemal Atatürk’e ve ölüm yıl dönümünde,
Atatürk’e dua etmesinden,
Rahatsız olduğu imama hakaret ettiği video sonrası,
Gözaltına alınıp tutuklanan Ahmet Bostancı’nın duruşmasında yaşanıyor.
Burası mahkeme salonu ve kapısının önü.
Örgütlenip gelmiş mollalar.
Şeriat istediklerini tekbir sesleri ile bağıra bağıra söylüyorlar.
Adalet dağıttığını söyleyen kurumda,
Anayasal düzeni bozmak,
Devletin yönetim şeklini alaşağı edip,
Şeriatı getirmek istediklerini söylüyorlar.
Kendileri bu ülkede oyun istiyorlarsa,
Başka sahneler bulsunlar.
Bu vatan öyle lafla kurulmadı.
Lakırtı ile taviz verecek değiliz.
Molla düzen isteyenler varsa,
Molla rejimli ülkelere gidebilirler.
Hala çok istekliniz varsa,
Nefeslerini alır kursaklarına deperiz.
Görürsünüz ödünüz karışır.
Biz Oğuz Kağan’ın,
Mustafa Kemal’in çocuklarıyız.
Şeriat İstiyormuş!