Muğla Büyükşehir Belediyesi tarafından, Ulaşım Koordinasyon Merkezi (UKOME) kararıyla 2021 yılı Mart ayında hayata geçirilen ücretli yol üstü otopark uygulamasının Menteşe, Ula, Fethiye, Yatağan, Ortaca ve Dalaman ilçelerinde ihale süresi sona erdi.
Büyükşehir Başkanı Ahmet Aras seçimlerde verdiği sözü tuttu. Yeni bir ihale yapmadı.
Dün bu haberi Başkan Aras’ı kutlayarak paylaştık.
O paylaşım ile birlikte sorularımız oldu.
Ben o soruları sorup yazımı gazeteye gönderdiğim sırada Vatandaş Ahmet; Ahmet Tan Karaosmanoğlu da bir paylaşım yapıp önerilerde bulunmuş haberim olmamış.
Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin yolüstü otoparkları kendisinin işleteceğine dair haber için “Güzel bir haber.” diyen Vatandaş Ahmet’in işte o paylaşımı:
“Otoparkları Büyükşehir işletecekmiş bence doğru iş. Ancak bunu yaparken bazı kriterlere dikkat etmek gerekir;
1- Öncelikle otopark bedeli ödemiş apartmanların bu bedellerinin karşılığının alınmasını sağlamalı mesela onlara yer gösterilmeli. Çünkü bu husus Otopark yönetmeliğinde belirtilen yol üstü park yerleri maddesinin suistimal edildiği husustur... 2- Bu otoparklarda ücretsiz süre 1 veya 1,5 saat olmalı. İnsanlar çarşı içine geldiği zaman işlerini bu süre içinde görebilirler. Ondan sonraki kalan zamanlarda süre uzadıkça fiyat artan bir şekilde ücretlendirilmeli. Böylece keyfe keder uzun süreli parklanmanın önüne geçilmeli... 3- Bu otopark işletmeciliği sayesinde siyaseten işe alınmış atıl personelleri işten çıkarmak yerine buralarda istihdam etmek gerekir.
İlgililerin dikkatine!!! Özellikle Sayın Ahmet Aras başkanın dikkatine!!!”
xx xx xx
Vatandaş Ahmet’in önerileri oldukça yerinde.
Öteki ilçelerde durum ne henüz bilmiyoruz... Büyükşehir ile birlikte özellikle Menteşe Belediyesi’nde “Bir yumurtanın 5-10 kişi tarafından taşındığı” artık her yerde konuşuluyor.
Geçen ay Menteşe’de maaşların ödenmesinde güçlük yaşanmasının da bu kadro şişkinliğinden kaynaklandığı söyleniyor.
Büyükşehir’de de Osman Gürün giderken bir toplu sözleşme yapmış, 1 Mayıs aşkına...
Bunlar elbette başkanların sorunu, bizi ilgilendirmez... (!) Hem vardır elbette onlarında bir hazırlığı...
Neredeyse vekaleten yönetilen Menteşe Belediyesi’nde Belediye Başkanı Gonca Köksal 10 numara 5 yıldız bir tasarrufta bulundu.
İki müdürlüğü birden vekaleten üstlenmiş olan hanımefendiyi yükten kurtardı. Vekaleten müdürlüklerinden birine son verdi. Buradan esinlendim, Vatandaş Ahmet’in önerisin bir öneri de ben ekleyeyim:
Hangi çalışan hangi kadroda işe alındı ise o kadrosunda işe devam edebilir...
Bizimki sadece bir fikir tabii...
xx xx xx
NEYİN KARA SEVDASI BU?1
İki müdürlüğü birden vekaleten üstlenmiş olan hanımefendiden söz edince aklıma Gonca Köksal ile ortak bir dostumuzun gönderdiği video geldi.
Bu köşenin takipçileri bilirler, “Olmaz, denilenler oluyor, Vatandaş Ahmet ne diyor?” başlığını taşıyan 30 Nisan 2024 tarihli yazımın altına Ali Turbalıoğlu “Abi yarın müsait olunca ara sana bir şey izleteceğim. Görünce Muğla’nın 10 yılını nasıl boşa harcadıklarını göreceksin. Kimler kimlerle beraber nasıl eğlencenin dibine dibine vuruyorlar. ‘Hangimiz düşmedik kara sevdaya’ diye diye...” şeklinde yazdı.
Ben de “Herkes düşmüştür, ama herkesin sevdası başka...” deyince, O “Abi beni bilir tanırsın, kargadan başka kuş tanımam bilmem, biraz daha kaşırlarsa fil ile serçenin aşkına döndürürüm. Unutmazsan bunu da anlatırım fil ile serçenin aşkını...” diye karşılık verdi.
Ne çok meraklı varmış?!
Ben daha Ali Turbalıoğlu’nu arayıp, sözünü ettiği videoyu izlemeden arayan arayana...
Ertesi gün işlerim rahatlayınca aradım. Onun işi varmış. “At bana videoyu” dedim. Attı. Çok da şaşırmadım. Tanıdık abiler, tanımadığım ablalar ve bir hanımefendi bir oynuyor, bir oynuyor anlatılmaz... İnci Taneleri’nin Dilberi kıskanır...
Turbalıoğlu’nu aradım, “Bunlar yenilen nane şekerlerinin görüntüleri, ama hukuken delil sayılmaz.” deyince çok şey anlattı. “Belgesiz yazamam” dedim.
Tabii sonradan aklıma geldi, kendi kendime “O zaman Ali’ye neden ‘Bunları Gonca başkana anlat, o gereğini yapsın’ dememişim” diye kızdım. Belki de anlatmıştır...
xx xx xx
SAYIŞTAY RAPORU’NDA ZARAR YOKMUŞ...
Kaç gündür Menteşe Belediyesi ve Büyükşehir Belediyesi ile ilgili yazıyoruz.
İddialar, sorular vesaire...
Bazı yazılarımızda da “Bu belediyelerin basın birimleri kamuyu ve basını neden bilgilendirmez? Duyumlarla yazmak durumunda kalıyoruz” diye yakınıyoruz... Sorular, iddialar havada kalıyor...
Dünkü yazımda da “Sayıştay’ın MUSKİ’de belirlediği zararın ne kadar olduğunu” sorduk.
Meğer Sayıştay Raporu’nda zarar değil, geçmişe dönük bir belirleme varmış.
MUSKİ’nin Abone İşleri Daire Başkanlığı’ndan bir ilgili bizi rahatlatan şu bilgilendirmeyi yaptı:
“İşyeri olarak faaliyet gösteren yerlerin su aboneliklerinin konut olarak belirlenmesi bulgusu MUSKİ gelirlerinin arttırılması amacıyla mevcut tarifelerin kontrol edilmesi yönünde yazılmış bir bulgudur. Avukatlık büroları, eczaneler, aile sağlığı merkezleri, günü birlik kiralanan yerler ve benzerlerinin abonelik tarifelerinin ‘işyeri’ olması gerekir. Örneğin, avukatlık büroları bir ofis olabileceği gibi, home ofis şeklinde de çalışabilirler. Bulguya istinaden yapılan kontrolde özellikle MUSKİ’nin devir aldığı bir kaç abonelik bu şekilde yanlış tarifelendirildiği veya o yerin sonradan iş yerine dönüştüğü saptanmış. Ancak geriye dönük gerekli düzeltmeler yapılmış olup herhangi bir kamu zararı söz konusu değildir.”
Önceki yayınlarımızda Sayıştay Raporu’na göre MUSKİ de bazı aboneliklerin “işletme aboneliği” olması gerekirken “konut abonesi tarifesi” uygulandığı iddiasına yer verilmişti...
xx xx xx
“MUĞLA ZİRVE DDSSK KİTAP KULÜBÜ”
Yazılarımda zaman zaman Muğla’da takipte olduğum gazetecilerden söz ederim. Takipte olduklarımla ilgili “Bir elimin parmaklarını geçmezler” demişimdir. Aynı şekilde Muğla’dan takibimde olan sosyal medya kullanıcıları da vardır. Kurtuluş Oğan hocam da onlardan “Bu gün ne paylaşmış?” diye takip ettiklerimdendir.
Kurtuluş hocam arada bir üyesi olduğu “Muğla Zirve DDSSK Kitap Kulübü”nden söz eder.
Evet “kitap kulübü”, ama bu Cumhuriyet Kitap Kulübü gibi bir şey de değil... Bunlar anladığım kadarıyla bir kitabı okuyup tartışıyorlar. Neyse hala “cep telefonu” değil de “kitap okuyanlarımız” var...
Bu cep telefonu, internet bağımlılığında durum vahim, ama umutsuz değil...
Zirve DDSSK Kitap Kulübü üyeleri bu ay Yunan yazar Nikos Kazancakis'in Zorba adlı romanı üzerine konuşmuşlar. Kurtuluş Oğan’ın paylaşımı şöyle:
“Muğla Zirve DDSSK Kitap Kulübü olarak bu ay, Yunan yazar Nikos Kazancakis'in Zorba adlı romanı üzerine konuştuk. ‘Yaşam kılavuzu’ olarak anılan bu romanda temelde iki ayrı yaşama biçimi ile karşı karşıyayız. Hayatı kitaplardan öğrenen, entelektüel yazar... Karşısında ise hayatın içine doğrudan atılan, tutku dolu Zorba... Zorba'nın hayatı yaşama biçimine tanık olurken bir yandan Girit Adası'nın esintilerini duyuyoruz tenimizde. Zorba'nın neşesi ile Ege'nin coşkusu bir arada eşlik ediyor bizlere roman boyunca. Etkinliğimize katılan tüm katılımcılarımıza teşekkür ediyoruz. Kitaptan bazı alıntılar şöyle: ‘Herkes kendi yolunu izler. İnsan bir ağaç gibidir. Neden kiraz vermiyor diye incir ağacını hiç azarladığın oldu mu?’... ‘Artık insanlara bakıp şöyle demekteyim: Bu iyi adamdır bu kötü adamdır. İster Bulgar olsun, ister Rum, isterse Türk. Hepsi bir benim için. Şimdi iyi mi kötü mü yalnız ona bakıyorum. 'Hey zavallı hey! Hepimiz kardeşiz be... Hepimiz kurtların yiyeceği etiz...'... ‘Aklımın başında olduğu şu sırada, sana hiçbir şey yapmamış olan başka bir insana saldırıp onu ısırmanı, burnunu koparmanı, kulağını kesmeni, karnını deşmeni ve bu arada Tanrıyı da yardıma çağırmanı gerektiren bu kudurganlık nedir diye düşünüyorum; bu Tanrı da gelip burun ve kulak kessin işkembe deşsin mi demektir?..”
xx xx xx
EVET HEPİMİZ KURTLARIN YİYECEĞİ ETİZ... İYİ İNSAN DA OLABİLİRİZ...
Yunan yazar Nikos Kazancakis'in Zorba adlı romanının kahramanı Aleksi Zorba tam olarak şöyle diyordu:
“Bir zamanlar diyordum ki: Bu Türk'tür, bu Bulgar'dır ve bu Yunan'dır. Ben, vatan için öyle şeyler yaptım ki patron, tüylerin ürperir; adam kestim, çaldım, köyler yaktım, kadınların ırzına geçtim, evler yağma ettim. Neden? Çünkü bunlar Bulgar'mış ya da bilmem neymiş. Şimdi sık sık şöyle diyorum: Hay kahrolasıca pis herif, hay yok olası aptal! Yani akıllandım, artık insanlara bakıp şöyle demekteyim: Bu iyi adamdır, şu kötü. İster Bulgar olsun, ister Rum, isterse Türk! Hepsi bir benim için. Şimdi, iyi mi, kötü mü, yalnız ona bakıyorum. Ve ekmek çarpsın ki, ihtiyarladıkça da, buna bile bakmamaya başladım. Ulan, ister iyi, ister kötü olsun be! Hepsine acıyorum işte. Boş versem bile, bir insan gördüm mü içim cız ediyor. Nah diyorum, bu fakir de yiyor, içiyor, seviyor, korkuyor, onun da tanrısı ve karşı tanrısı var, o da kıkırdayacak ve dümdüz toprağa uzanacak, onu da kurtlar yiyecek. Hey zavallı hey! Hepimiz kardeşiz be. Hepimiz kurtların yiyeceği etiz!”
Bizim de Aleksi Zorba olabilmemiz için ille de önce “kötü insan” olmamız gerekiyor mu? Hem insan kötü olur mu?
-------------------
GÜNÜN SÖZÜ; Hayata değer vermeyen onu hak etmemiştir.--Leonardo da Vinci